Topa sahip olabilirsin ama ruhuma asla...
Eski Türk filmlerinin unutulmaz ortak sahnelerinde, tecavüze uğramış başkadın, saçı başı perişan, rimelleri akmış durumda saldırgana 'Vücuduma sahip olabilirsin ama ruhuma asla' derdi mutlaka...
Bu, vücuda sahip olmakla, futbolda topa sahip olma yanyana paralel koşular yaparlar hep...
Fenerbahçe, geçen mevsime göre bu yıl Avrupa’ya daha erken veda ederken, Sarı Lacivertli kalemlerin bir bölümü, yine eski alışkanlıklarından kurtulamamanın örneklerini pervasızca sayfalara – ekranlara yansıttı.
Şunu bir kez daha hatırlatalım ki, biz Kontra – Medya Arama – Tarama grubu olarak okurların kör, sağır, dilsiz, ahmak sanılmamaları için kolları sıvamış bulunuyoruz...
PSV önündeki iki farklı bozgunun en şaşırtıcı yanı olarak Fenerbahçe’nin ev sahibi ekibe oranla topla oynama üstünlüğüne karşın maçı kaybeden ekip olmasını dile getirenlerin çoğu bu ‘görece üstünlüğün’ benzerinin, Kadıköy’deki Milan sınavında da yaşandığını anımsatmadı..
Oysa, Sarı Lacivertliler’in, İsviçre milli maçının şokundan çıkamadıkları ileri sürülen, Saracoğlu’ndaki Milan imtihanında topla oynama oranı yüzde 54’e ulaşıyordu.
Milanolular topla oynadıkları 30 dakikaya 4 gol birden sığdırırken topa sahip olma oranında yüzde 46’yla yetiniyordu.
Sarı Lacivertliler ise topa sahip olabiliyor ama maçın ruhuna sahip olamıyordu.
Tıpkı son Eindhoven ziyaretinde olduğunca...
Hollanda temsilcisi 2 – 0 yendiği müsabakada topa sahip olma oranında yakaladığı mütevazi yüzde 43’le, kendisinden yüzde 14 oranda topla daha fazla oynayan rakibine tek gol pozisyonu vermeden E Grubu’nun ikinci sırasına yerleşme başarısını sessiz sedasız gösteriyordu.
Sarı Lacivertli kalemlerin çoğu, Fenerbahçe’nin karşılaşmada rakip önünde daha iyi bir futbol ortaya koyduğunu ileri sürerken bunu kanıtlayacak en küçük bir belge bile taşıyamıyordu iddialarına...
Ekseriyetin orta görüşü ‘Fenerbahçe iyi oynadığı maçı kaybettiği’ biçimindeydi...
Keşke öyle olsaydı... 3-1'lik ilk Milan yenilgisindeki mücadeleci, çağdaş futbolunu tekrarlayabilseydi Kanaryalar...
Ne var ki yıllardır yandaşı oldukları ekibi kollamak adına gerçeklerin kamufle etmeye alışkın olanlar, son örnekte de takımlarını şişirip mağlubiyetin suçunu, çoğıunlukla olduğu gibi, hakemin sırtına yükleyerek Fenerbahçe'ye aslında zararlı oldukları rotayı sürdürüyor...
Bu yüzden çoğunun yorumunun başıyla sonu hayli çelişkili ahkam içeriyordu.
Kontr – Medya timi olarak, lafı fazla eveleyip gevelemeden son maçla ilgli yorumlara ve içerdikleri mantık tutarsızlıklarına geçiyoruz...
Sarı Lacivertliler’in sevilen eski skorerlerinden, Tercüman’da kalem koşturan Ogün Altıparmak’la başlayalım seriye...
Altıparmak ‘Çok yazık oldu’ başlıklı yazısına ‘İyi başladık ama gerisini getiremedik’ cümlesiyle girdikten sonraki satırlarda ‘Daha önce Fenerbahçe bu maçı defansıyla alır’ ön görüşünde bulunduğunu hatırlatıyor.
Ne var ki yazısının ilerleyen bölümünde en büyük güvenci olarak ileri sürdüğü Sarı Lacivertli savunmacıların yenilen gollerdeki hatalarını belirtirken ‘Tuncay’ın golü atan Cocu’yu tutmasını anlayamadım. Bu futbolcuyu başka bir oyuncu tutamaz mıydı? Önder ve Luciano hücum toplarında yerlerinde değil. Duran toplarda adam paylaşımı yapan hiçbir Fenerli futbolcu yok. Sağdan ve soldan Ümit Özat ile Serkan hiç işlemedi. Yenilen ikinci golde de Serkan’ın büyük hatası vardı.’ İfadelerini kullanıyor.
Ogün Altıparmak, yazısının sonlarını da şöyle bağlıyor:
‘İkinci yarı Sari - Lacivertliler rakip kaleye tek bir şut bile atamadı. Fenerbahçe dün akşam PSV Eindhoven karşısında tel tel döküldü desem yanlış söylemiş olmam. Tuncay, Alex ve Nobre’nin sahada varlıkları ile yoklukları belli bile değildi...’
Şimdi ‘Çok yazık oldu’ başlığını taşıyan bir yazının hemen tümünde Fenerbahçe’nin kötü futbolundan bahsedilirken, neye, ne diye yazık olduğu başlığı kafaları karıştırmıyor mu!
Yine de maç trafiğinin yoğunluğunu göz önüne alarak Altıparmak’ın yazısının başlığını kendisinin değil, mutfağın telaşı içinde sekreter arkadaşlardan birinin icat ettiğini umalım.
Tıpkı son cümledeki ‘Yazık oldu Fener’e, çok yazık!’ eklemesindeki umu gibi...
Sırada Doğan Holding’in milli damadı şarkıcı – saatçi Ercan bey var...
Ertuğrul Özkök’ün damadı olmasının dışında başka bir medyatik brövesi bulunmayan Saatçi, uzun süre sayfadaki büyük boy vesikalığında asker hatırası gibi saatini ön plana çıkardıktan sonra bu nostaljik pozdan vazgeçti...
Damat Ercan paşa, yazısına ‘İlk yarıda Fenerbahçe, PSV’ye oranla çok daha iyiydi. Oyunun neredeyse tamamı PSV yarı sahasında oynandı. PSV’nin ölü toptan kazandığı gol dışında hiçbir tehlikesi yoktu…’ derken maçı izlemediği, ya da seyrettiyse tek taraflı baktığı UEFA belgeleriylye ortaya çıkıyor.
Zira, oyunun tamamının PSV yarı sahasında oynandığı ileri sürülen bu ilk 45 dakikada Sarı Lacivertliler’in on girişimine karşı ev sahibinin, biri golle sonuçlanan yedi etkili teşebbüsü oldu.
Yüzde 70’lik bir oranı sıfırlamak Fenerbahçe’ye ne kazandıırır ki….
Tıpkı Hürriyet gazetesi okuruna ne kazandırabileceği gibi…
Yine amiral gemisinin spor güvertesindeyiz…
‘Yazık oldu’cular grubunun üyesi bu kez Can Bartu…
Sinyor’un da bu hayal kırıklığı yaratan başlığı kendisinin mi, yoksa makina dairesindeki çarkçıların mı attığı meçhul…
Ancak yazının içeriği ortada…
Bartu’nun satırlarına bir bakalım:
‘Bakıyorsun Fenerbahçe topa hakim, oyunu yönlendiriyor, ama nereye, geriye oynayarak, ileri gidemiyor... Fenerbahçe ileriye düzgün top atamadı, hücuma yönelik varyasyon yoktu. Doğru düzgün bir şut çekemedi...’
Böylesine yetersiz top kuşturan bir ekibin yenilgisini ‘Yazık oldu’ bahanesine sığıdırmak da yazık değil mi...
Konuyla ilgili her kalemi mevzuu etsek, içtimaya yetecek sayıda kalemtraş bulmakta da okuyacak personel bulmakta da güçlük çekeriz...
Yine de harmanı bağlamak adına, kalemleri buram buram Sarı Lacivert kokan, diğer örneklere kısaca değinelim...
Akşam’da aşırı derecede Fenerbahçe militanlığıyla bilinen Alaattin Metin ‘İyi oynayıp yenilmek kötü’ başlıklı yazısında Sarı Lacivertliler’in tek gol pozisyonuna girmeden ne denli iyi oynadıklarının mantıki açıklamasını yapmayı aklının ucundan bile geçirmeden, çala kalem klavyeye döşenmiş...
Aynı gazeteden yıllarca Kanaryalar'da merhum 'Çarli' Yılmaz'la yanyana stoper görevini üstlenen Ercan Aktuna, ‘Buraya kadar’ diye başlayıp ‘... Fenerbahçe topu ayağa iyi oynadı...’ diye övgüsünü sürdürüyor.
Bu ‘topu ayağa oynayacaksın’ tuzağına yıllardır Ziya Şengül de düşüyor...
Hele özellikle işin içinde Türkler, mesela Tuncay, Hasan Şaş varsa asla ve asla ‘topu ayağa oynamayacaksın’...
Zira topu ayaklarına attığın bu çalımperest elemanların ayağından topu geri almak imkansıza yakın biçimde zor...
Bu bakımdan topu ayağa değil, koşan kramponun önüne atacaksın...
Milan, doksanlardaki ekibiyle, topu ayağa değil insan ayağı değmemiş boş havuza atarak kazandığı gollerle günümüz futbolunun gole gitme ivmesini kazandırmakta en önemli belgesel oldu...
Bunun bir diğer ve en önemli sebebi de Çizme futbolunda topu ayağında tutmakla, ayağını eline almanın özdeş olmasıydı...
Belirgin örneği de defalarca ayağı kırılan Van Basten’dir..
İsimler uzadıkça sayfa telefon rehberine ve dolayısıyla anti – okunmatik hale dönüşüyor...
Konuyu bağlarken Daum’un sürekli ‘yabancı futbolcu’ diye yırtınmasının Eindhoven’de de sürdüğünü anımsatalım...
Bunun uzantısında Allman hocayı, özellikle Avrupa maçlarında beğenmeyen muhalefetin sesini yükselttiğini de vurgulayalım...
Chpristoph hoca şimdilik Türkiye liginde başarılı görünüyor....
Ancak bu gidişle, gelecek mevsimde Avrupa için Fenerbahçe’nin onun yerine başka bir ‘yabancı’yı getirmesi de Alman’ın tutturması karşısında hiç de olmayacak bir şey değil...
Belki de ilk kez yeni bir uygulamaya gidilir, Türkiye liginde Daum'un kumandanlığı devam ederken, Avrupa için başka bir 'yabancı' teknik direktör temin edilir...
Olmaz di mi...
MedyaBurger