Sovyetler Birliği 1991 yılında çöktüğünde, SSCB'nin aslında hiçbir zaman gerçek anlamda bir devlet olmadığı birdenbire aşikâr olmuştu. Güce başvurularak bir arada tutulan çokuluslu bir imparatorluktu. Bir gün aynı şeyi Çin için de söyleyebilecek miyiz?
Kuşkusuz bu türden herhangi bir öngörüş Pekin'in hışmına uğrayacaktır. Çinli siyasetçiler söz konusu ekonomi yönetimi olduğunda modern pragmatik düşünceye sahipler. Ancak ne zaman toprak bütünlüğüne değinilse, birden Maoist söyleme başvuruyorlar. Tayvan'ın bağımsızlığını destekleyenler "bölücüler". Tibetlilerin ruhani lideri Dalai Lama, "insan yüzlü ve hayvan kalpli bir ucube" olarak tanımlanıyor. Geçen hafta şiddet uygulayarak ayaklanan Müslüman Uygurlar, "fesat dış güçlerin aleti" olmakla itham edildi.
Bir akademisyen olan David Shambaugh, Çinlilerin SSCB'nin çöküşünden çıkardıkları temel derslerden birinin, "dogmatik ideoloji, değişmez elit tabakalar, uyuşuk parti örgütleri ve durgun bir ekonomiden" sakınmak olduğunu belirtiyor.
Bu etkileyici bir liste. Ancak çok önemli bir şeyden yoksun. Sovyetler Birliği nihayetinde farklı ulusal azınlıklarının basıncı sonucunda parçalandı. SSCB 1991 yılında bütünü oluşturan cumhuriyetlere bölündü.
Tiananmen gibi
Kuşkusuz iki ülke arasında çizilecek paralellikler kesin değil. SSCB'de etnik Ruslar, toplam nüfusun yarısından biraz daha fazlasını oluşturuyordu. Han Çinlileri ise Çin nüfusunun toplamının yüzde 92'sini oluşturuyor. Ancak Tibet ve Sincan'da durum istisna teşkil ediyor. Tibet'in toplam nüfusunun yüzde 90'ı hâlâ etnik köken olarak Tibetli. Sincan'da ise etnik Uygurlar toplam nüfusun yarısından biraz daha azını oluşturuyor. Meseleyi kibar bir şekilde ifade etmek gerekirse, bu bölgeler ülkenin geri kalanına sıkıntısız bir şekilde entegre olmuş değil. Geçen hafta Sincan'da gerçekleşen ayaklanma 180 kişiden fazlasının ölümüne yol açtı. Bu 1989 yılında gerçekleşen Tiananmen Meydanı olaylarından bu yana bilinen en kanlı toplumsal karışıklık. Geçen yıl olimpiyatlar öncesi Tibet'te de ciddi huzursuzluklar yaşanmıştı.
1.3 milyardan fazla bir nüfusa sahip bir ülkede, Tibet'teki 2.6 milyon kişi ve Sincan'daki 20 milyon kişi pek kayda değer gibi görünmeyebilir. Ancak bu iki bölge birlikte, Çin'in toplam topraklarının üçte birini ve pek elverişli olmayan petrol ve doğalgaz rezervlerinin önemli bir kısmını oluşturuyor. Tıpkı Rusların Sibirya üzerinde Çin'in nüfuz sağlamasından korktukları gibi, Çinliler de Müslüman Sincan'ın Ortaasya'ya doğru sürüklenmesinden korkuyor.
Sincan'ı sarsan ırk ayaklanmalarında göçmen Han Çinlileri büyük zarar gördü. Ancak Çin'in Sincan'da gerçekleşen ayaklanmalara karşı duygusal ve hakarete varan tepkisi, kendisine meydan okunan bir imparatorluğun tipik bir tepkisine benziyor. İrlanda'da İngilizler, Afrika'da Portekizliler ve bunun gibi daha birçoğunun sürekli tekrarladığı şey, kendilerine sağlanan bunca desteğe rağmen yerlilerin nankörlük ettiği şeklinde olmuştu.
1990'ların ortasında, sonuçta parası Cakarta tarafından ödenen yollar ve okullara rağmen, zalim davranışlara maruz kalan Doğu Timor halkının davranışlarını nankörce bir yaklaşım olarak gören Endonezyalı bir generalle sohbet etmiştim.
Kendi kaderini tayin
Özellikle Çinliler sınırları içinde vuku bulan etnik milliyetçiliği anlamak konusunda son derece zayıf donanıma sahip, çünkü hükümet yetkililerinin çoğu, "kendi kaderini tayin hakkı" fikrini anlamıyor ve hatta kavrayamıyor bile. Anavatanı birleştirmenin gerekliliği üzerine yıllar süren resmi propaganda ve Çin'in bölünmüşlüğünün yol açtığı feci tarihi sonuçlar göz önüne alındığında, kamu yetkililerinin bu yaklaşımının çok yaygın olduğu ortada. Bir keresinde Çin Komünist Partisi'ne şiddetle karşı çıkan Çinli bir muhalifle bir araya gelmiştim. Ancak Tayvan'ın belki de bağımsız olmasına izin verilmesi gerektiğini ileri sürdüğümde, söz konusu muhalifin liberalliği birden ortadan kalktı. Çinli muhalif, bunun asla düşünülemeyeceği ve Tayvan'ın Çin'in ayrılmaz bir parçası olduğunu kendinden emin bir şekilde belirtilmişti.
Oysa Tibet ve Sincan'ın ayrı birer ulus olmayı arzulaması hiçbir bakımdan saçma bir düşünce değil. Güncel duruma bakıldığında Çin'den ayrılık pek olası görünmüyor. Uzun vadede Han Çinlilerinin bölgeye göç etmesiyle birlikte ayrılıkçı eğilimlerin zayıflaması söz konusu olacak. Tibet'in ruhani lideri Dalai Lama bağımsızlık çağrısı bile yapmıyor. Bazı Uygurlar daha militan olsa da bu kesimler liderlik ve Tibetliler gibi uluslararası destekten yoksun.
Şu an için Sincan ve Tibet konusunda kampanya yürüten aktivistler yalnız kalmış ve yenilgiye uğratılmış gibi hissediyor. Ancak bu çoğu kez geleceğe karamsar bakan ve baskı altındaki ulusların kaderi. Sovyetler döneminde ülkelerinin umutlarını canlı tutan Baltık ve Ukraynalı ilticacılar, uzun yıllar boyunca tuhaf ve tehdit oluşturmayan unsurlar olarak görülmüştü. Bu kesimler kaybetmeye mahkûm arkaik tipler olarak algılanıyordu. Ancak bu durum o gün gelip çatana, kazandıkları güne kadar sürdü.
UYGURLAR MÜSLÜMAN DEĞİL. BUDİST. ONLAR YERLEŞİK HAYATA GEÇMİŞLERDİR!
YA BU UYGURLAR DAHA ALLAHTAN NE İSTİYORLAR BEN BUNU ANLAMIŞ DEĞİLİM ÇİN ONLARA ÖZERKLİLİK VERMİŞ BİRDE TÜRKİYEYE BAKIN KÜRT SİYASETÇİLERİ SEÇİMLERDE KÜRTÇE ANADİLLERİ İLE KONUŞUYOR SAVCILAR İNCELEME BAŞLATIYORLAR BİRDE ÇİNİ BEĞENMEZSİNİZ ALLAHIM SEN ÇOK BÜYÜKSÜN
O çok uluslu imparatorluğun çökmesi olanaksız.Zira yıllarca emek verip alt yapısını yaptıkları toprakları nediye amerikaya versin.Hadi bakalım verelim Güney doğuya aynı yaygarayı başkaları koparınca gücümüze gidiyor ama biz herzaman haklıyız.Ulusların kendi haklarına tayin hakkı nerde verildi?. Aynı sorun bizde yoksanki .Sen ÇİNİ değil kendi sorununu çöz o adamlar biliyorki ABD ve AB nin oyunlarını.Aynı oyun İRAN da oynandı YUGOSLAVYA parçalandı Sıra TÜRKİYEde. HADİ HAYIRLI İŞLER.