20
Mart
2026
Cuma
ANASAYFA

Başbakan, ABD'ye ve Başkan W. Bush'a doğru uçarken...

Türkiye’nin azınlık AKP iktidarının ve AKP’nin başı Başbakan’ın yönetimindeki Türkiye’nin geldiği noktadan son derece ciddi biçimde rahatsız olan askerler peş peşe, birbirlerini tamamlayan konuşmalar yapınca, Başbakan, önceki geceden beri bulunduğu ABD’ye gitmeden birkaç saat önce (29 Eylül 2006 Cuma) Başbakanlıkta, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt’la 1,5 saat görüştü.

Ne görüştükleri, Başbakanlık Basın Merkezi tarafından açıklandı. Açıklama, aynı gece, internet, sözlü (radyo) ve görsel (TV) basında, bir gün sonra da (30 Ekim 2006 Cumartesi günü) yazılı basında yer aldı.

Açıklamada, “Sayın Başbakanımızın daveti üzerine Başbakanlık merkez binada gerçekleşen görüşmede, terörle mücadele ve Lübnan’a konuşlandırılacak UNIFIL gücüne katkı konuları ele alınmıştır” denildi.

Başbakanlık Basın Merkezi’nin açıklamasında, komutanların konuşmalarına ilişkin tek bir sözcük yok!

“Niye yok?!” diye pek merak ettim.

Eminim, sizler de etmişsiniz.

*
Meğer Başbakan konuşmuş!

Konuştuğunu, ABD’ye ve ABD Başkanı W. Bush’a doğru uçarken, uçakta, seçkin yönetici gazetecilerin sorularına verdiği yanıttan öğrendim. Bugünkü (1 Ekim 2006 Pazar) bütün gazetelerde var.

Özenle seçilerek (!) Başbakanlık uçağına alınan seçkin yönetici gazetecilerden biri, “Genelkurmay Başkanı ile yaptığınız görüşmede irtica meselesini de gündeme getirdiniz mi?” diye sormuş. Başbakan, “İrtica meselesi gündeme gelmedi. Türkiye’de gerilime vesile olacak açıklamalardan kaçınmak gerektiğini söyledim” demiş.

Seçkin yönetici gazetecilerden biri, inanmamış ya da inanamamış olacak ki, “Bunu söylediniz mi?” diye sormuş!

Başbakan da, “Evet söyledim. Çünkü bu süreç ekonomiyi etkiliyor. Bırakalım akışına gitsin; ben söylerim, isterse ekonomi batsın demek olmaz. Türk ekonomisi gayet iyi gidiyor…” diye karşılık vermiş.

Başbakanlığa ait uçakla Başbakan’la birlikte uçma, bir olma değerine veya onuruna ermiş bir başka seçkin yönetici gazeteci de, “Siz bunu söyleyince Genelkurmay Başkanı’nın tavrı ne oldu?” sorusunu yöneltmiş.

Bu sözleriyle, kendi kadrosundan oluşturduğu Başbakanlık Basın Merkezi’ni yalanlayan Başbakan’ın yanıtı ise, “Yaşar Paşa bu konularda hassastır. Dönünce geniş bir değerlendirme yapacağız” olmuş.

Ama; konuyla ve soruyla ne ilgisi varsa, Başbakan,“Milli Savunma Bakanı’nın bazı talepleri var Lübnan’a gidecek askere, subaya ne ödenecek, işçiye ne verilecek, bunların bir listesini çıkardık” tümcesini de etmiş! Sanki konuyu değiştirmek istemiş!

Bu tümce bende, Başbakan’ın yalanladığı Başbakanlık Basın Merkezi’nin, yukarıdaki açıklamasının doğru ve daha inandırıcı olduğu izlenimini yarattı. Yani sanki Başbakan, uçarken, “Söyledim” dediği sözleri, uçmadan önce görüştüğü Genelkurmay Başkanı’na söylememiş!..

*
Söylemişse, kendi kadrosundan oluşturduğu Başbakanlık Basın Merkezi’ni; söylememişse, kendi kendini yalanlayan Başbakan, örneğin Dışişleri Bakanı’ndan sonra, resmi kayıtlarda “Milli Eğitim Bakanı” geçen, benim “Din Eğitimi Bakanı” dediğim Hüseyin Çelik’i de yalanladı, “yalancı” yaptı!

Nasıl mı?

Aynı uçak yolculuğunda, seçkin yönetici gazetecilerden biri, Başbakan’a, “Milli Eğitim Bakanı ile Başbakan Yardımcısı’nın üzerinde isimleri olan çoraplarını nasıl buldunuz?” diye sormuş. Başbakan, “Eksantrik buldum. İmal edenler herhalde Beşiktaşlı. Çorabı siyah beyaz yapmışlar. Bana olsa herhalde sarı lacivert yaparlardı” demiş.

Başbakan, “Çorap kartvizit gibi. Üzerinde bir telefon numarası eksik” diye anımsatılınca, “Ona da ihtiyaç var” diye karşılık vermiş.

Başbakan’ın, “Hüseyin Çelik Bey, ‘Farkında olmadan giymişim’ diyor” anımsatmasını yapan seçkin yönetici gazeteciye yanıtı, “Benim bildiğim Hüseyin Bey, farkında olmadan giyecek bir insan değil” olmuş!

*
Ya böyle!..

Başbakan, ABD yolunda, ABD Başkanı W. Bush’a doğru uçarken bunlardan başka daha neler söylemiş neler! Hepsi de birbirinden albenili!

Örneğin, “Kararsız oyları yüzde 32’ye yükselmiş. Kararsızlar dağılmadan bizim oyumuz yüzde 26.2 civarında görünüyor. Bu, bugüne kadar anketlerde aldığımız en düşük düzey. Evvelden bu yüzde 40 idi. Ama son ankete göre barajı yine 2 parti aşıyor. Bir de şöyle düşünmek lazım: Seçime katılma oranı yüzde 75. Yani yüzde 25 seçime katılmıyor. O zaman sadece 7 puan gerçek kararsız. Yani o dağılacak. (…) Tabii büyük partiden kayma daha fazla oluyor. Ama sahaya indiğimde halkın ilgisini gayet iyi görüyorum” sözlerinden sonra, “Parlamentonun çalışmasından rahatsızım. Kanun çıkaracaksınız, 4-5 saat usul tartışması yapılıyor. Milletvekili dışarı kaçıyor. Nasıl olsa bana SMS ile haber verirler diyor. Bu da tembelliği getiriyor. Devamsızlığı ortadan kaldıracak bir yöntem bulmalıyız” demiş.

Uçak ofisinde yanına oturttuğu seçkin yönetici gazetecilerden biri, “Bunun için Anayasa değişikliği gerekmez mi?” diye sorunca, “Gerekir. Ama bir şey yapmalıyız. Zaten haftada 3 gün çalışıyorsunuz. O da saat 15.00 ile 19.00 arasında. Yani 3-4 saat. Milletvekili devamsızlık yaparsa milletvekilliği düşmeli. İhraç var ama partiler, milletvekili sayısı azalır diye bu yola gitmiyor” yanıtını patlatmış.

*
Dilerseniz, “Cumhurbaşkanı olacak mısınız?" sorusunu yönelten “Hasan Abisi” Milliyet Gazetesi yazarı Hasan Cemal’e, “Cumhurbaşkanlığı işini artık konuşmuyoruz. O işi nisana kadar erteledik Hasan Abi” sözcükleriyle yanıtlayan Başbakan’ın şu sözlerine de Hürriyet Gazetesi’nden alıntı yaparak bir göz atalım:

Son günlerdeki irtica tartışmasına ne diyorsunuz?

İrtica bugünün tartışması değil. Bana göre sağlıksız bir kavram olarak gündemde tutuluyor. Bundan nemalananlar var.
Mesela?
Alın son günlerdeki abdest tartışmasını. Abdest suyu ile ilgili haber öyle sunulmuş ki, sanki abdest suyu içince iyi gelir deniyor.
Haberde böyle bir şey yoktu. Abdestin alyuvarları artırdığı gibi bilim dışı bir önerme vardı.
Kaç kişiye sordum, hepsi öyle anlamış. Mesela Aydın Bey’e (Doğan) sordum, O da öyle anlamış. Ayrıca okul kitabında abdestin övülmesine niye karşı çıkılıyor? Yazın serin suyla başınızı yıkadınız mı insana canlılık gelir.
Ya alyuvarlar meselesi?
O bölüm bir Alman’ın kitabından alınmış. Ben getirtip baktım. Bir sakatlık varsa onu bağlar.
Kitapta bu cümleler aynen var mı?
Evet, aynen var.

Kuran kurslarında patlama var deniyor, doğru mu?
Söz konusu değil. 15 yaş şartı getirildiğinden beri tam aksine azalma oldu. Yaz kursları derseniz, o doğru olabilir. Bunların hepsinin Diyanet İşleri’nin denetiminde yürütülmesi lazım. Ama bunun için de personel yetiştirmek gerekiyor. Diyanet İşleri Başkanı, bütün camilerdeki imamların ilahiyat fakültesi mezunu olmasını istiyor. Ama burada da karşımıza ilahiyat fakültelerine kontenjan verilmemesi engeli çıkıyor. Ali Bey (Bardakoğlu) çok iyi işler yapıyor. Mesela, kadın müftü yardımcıları çok iyi oldu.
Bu gibi konuları siz tartışacağınıza, Diyanet İşleri Başkanı’na bıraksanız. Mesela, Papa’nın konuşmasına Sayın Bardakoğlu cevap verdi. Siz konuşmasaydınız olmaz mıydı? Tartışma dini kişiler arasında kalırdı.
Ben de imam hatip mezunuyum. Ben başından beri hep şunu söylüyorum: Dini konularda konuşmak istemiyorum. Ama her defasında siz sorunca cevap vermek zorunda kalıyorum. İrtica tartışmasının artık gündemden indirilmesi lazım. Türkiye değerlerine bağlılıkta 10 yıl öncesine göre çok daha iyi durumda. Yepyeni Müslüm olayları çıkarmanın gereği yok.
O zaman bu gibi konuları Diyanet İşleri’ne bırakmak daha doğru değil mi?
Kendisine talimat verdim. Bu konuda bir çalışma yapacak.

*
Nasıl, beğendiniz mi?..

Başbakan’ı nasıl bulsunuz?..

Sıkılmadıysanız, dün New York’ta Sheraton Oteli’nde, Amerika’daki Türklerle bir araya gelen Başbakan’ın, Fethullah Gülen cemaatine yakınlığıyla tanınan Türk-Amerikan Diyalog Merkezi’nden Necdet Çamlı’nın, “Eğer siz Cumhurbaşkanı olursanız Türkiye’yi İran yapacaksınız diye özellikle Türkiye’deki kadınlarla büyük korku ve endişe var, bunu bertaraf eden bir açıklamayı sizden duymak istiyoruz” demesi üzerine, verdiği karşılığı da sizlerle paylaşmak istiyorum:

“Bizim Cumhurbaşkanlığımız veya grubumuzun belirleyeceği bir Cumhurbaşkanı Türkiye’yi İran gibi yapacak. Bunlar safsata, bunlar çok çok marjinal kalmış grupların, zihniyetlerin ortaya koymak istediği veya onunla tatmin olmak istedikleri ifade tarzları. 81 vilayetten insanın yaşadığı İstanbul’da 4.5 yıl belediye başkanlığı yaptım, orada yaptıklarımızı dünya alem herkes gördü, şu an iktidarda 4 yılı doldurduk, Türkiye tarihinde görmediği modernleşmeyi bu dönemde gördü. Ne yaptığımız ortadadır. Bunu söyleyenlere sadece eserlerimizi söyleyin. Eserler ortada. İnsanların düşünce özgürlüğü, din ve vicdan özgürlüğü noktasındaki tavrımızı bu şekilde algılama içine girmek isteyenler varsa onlar hak ve özgürlükleri bilmiyor demektir, bunların önce bunları bilmesi gerekir. Bizim kimseyi model alma gayretimiz yok, Türkiye kendi modelini kendi içinde meydana getirmiştir."

Kendi dönemlerini kastederek, “Türkiye tarihinde görmediği modernleşmeyi bu dönemde gördü” diyen ve özellikle bu sözüyle beni bayıltan Türkiye’nin azınlık AKP iktidarının ve AKP’nin başı Başbakan, aynı toplantıda, adı yazılmayan bir vatandaşın, "Cumhurbaşkanını bu Meclis seçebilecek mi, bir sabah tank sesleriyle uyanmayacağımıza garanti veriyor musunuz” sorularına yanıtı ise şöyle:

“Türkiye’de bir kere egemenlik millete ait olduğu için biz iktidardayız. Tank sesleri falan, bunları konuşmayın, bunların devri gerilerde kaldı. Artık AB ile müzakere sürecinde bir Türkiye var. Artık neyin ülkemize neler kazandırdığını, nelerin kaybettiğini biliyoruz. El ele omuz omuza vereceğiz, Atatürk’ün ifade ettiği o muasır medeniyetler seviyesinin üzerine çıkaracağız.”

Bu Başbakan daha ne desin, daha ne desin kardeşiiiiimmm?!.



ozgurdoganyasar@hotmail.com 


Özgür Doğan YAŞAR
Yayın Tarihi : 1 Ekim 2006 Pazar 14:42:09
Güncelleme :1 Ekim 2006 Pazar 14:48:26


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?