Sayın yetkili; bu mektubu size, yine sizin sitenizde oğlumun bana gösterdiği “Adana. Mersin ve PKK” başlıklı yazıyı okuduktan sonra yazma gereğini duydum.
Adana doğumlu, Kürt kökenli, Şehmuz Baran amcayı saygı ile selamlıyorum.
Ben de Muş’un fakir kasabalarından birinde doğmuşum.
İlkokulu bitirir bitirmez bende herkes gibi İstanbul’a gitmeyi, burada fakir olarak yaşamaktansa İstanbul’da fakir olarak ölmeyi aklıma koymuştum.
Anamdan yalvararak aldığım (zorla da diyebilirsiniz) iki altın parası ile babamdan habersiz İstanbul’a kaçtım
Tabiî ki herkes gibi benim de İstanbul’da ilk gideceğim yer Maraşlıların gittiği kahvehaneler oldu. Bu fikri daha kasabada iken İstanbul’a gidip gelenlerden almıştım.
Yağmurlu soğuk bir günde girdiğim kahvede oturacak yer ararken, elimdeki çantaya bakarak, “şu masaya bak, oturanların yanında boş bir sandalye var, oraya otur” diyerek beni azarlayan garsonu hayatım boyunca unutmayacağım.
'Selamun aleyküm' diye yanlarına oturduğum bu insanların hepsi benden beş altı yaş büyük insanlardı.
Sandalyelerini biraz yana çekerek selamımı aldılar. Bakışlarından yeni geldiğimi anladıkları besbelliydi.
İçlerinden bizim oralılara benzettiğim birisi, hemen hangi köyden olduğumu ne zaman geldiğimi sormaya başlamıştı ki benimde korkum azalmaya başladı.
Evet, yakın hemşerimdi ama bizim kasabaya hiç gelmemiş ve kimseleri tanımıyordu. Çünkü bizim kasabamız gelinecek bir yer değildi. Ama adı 'kasaba' idi.
Ben kahvecinin getirdiği çayı içerken, onlar kendi aralarında konuşmalarına devam ediyorlardı.
Bir boşluklarını yakalayınca, hangi köyden olduğumu soran hemşehrime, kalmak için nereye, hangi otele gitmem gerektiğini sordum. 'Senin gidecek yerin yokmu ki?' diye yüzüme bakmaya başladı. Durumu anlatınca da sonradan inşaatın çavuşu olduğunu öğrendiğim adama dönerek, 'Yarın başka amele aramamıza gerek yok. Bu arkadaşı götürelim' dedi. Bu benim için milli piyango gibi bir şansdı.
Harçlığımı harcamadan, yatacak yer ve iş bulmuştum. Şantiyede yatıp kalkıyordum.
Maraşlı hemşehrim ve Samsunlu inşaat çavuşu çalışmamı beğenmişlerdi.
Kısa zamanda kendimi onlara sevdirdim artık bana, 'Feyzo' diye sesleniyorlardı. Yıllarca amelelik, ustalık ve kalfalık yaptım. Üç defa iskeleden düştüm, günlerce hastanelerde yattım.
Kötü günlerimde beraber çalıştığım hemşehrim olmayan insanların bana yaptıkları iyilikleri ve bilhassa şimdi rahmetli olan Samsunlu çavuşumu asla unutmayacağım.
Şimdi ben ufak çaplı bir inşaat müteahhidiyim.
Özellikle İstanbul’a ilk geldiğim zamanlar Türkçe'yi doğru dürüst konuşamama rağmen, kimse bana benim Kürt olduğumdan dolayı hakaret etmedi. Çalıştığım inşaatta çok değişik şehirlerden gelen insanlar vardı ve tek amacımız para biriktirmekti.
Ancak bu gidiş PKK’ nın ortaya çıkması ile soğumaya başladı. 'Sizinkiler yine adam kaçırmış, sizinkiler yine asker öldürmüş!' şeklindeki takılmalardan rahatsız olmaya başladım.
Verebileceğim cevap belliydi. 'Allah belalarını versin, onlar insan değil, onlar olsa olsa Rumlar'ın, Ermeniler'in uşaklarıdır' diyebiliyordum.
Şimdi görüyorum ki, PKK sadece Türkiye’yi parçalamak isteyen dış düşmanların değil, aynı zamanda ne istediğini bilmeyen YÖNETİCİLERİNİN de tetikçisi haline gelmiş!
Bu da benim için; öldürülen her insanın katilinin PKK yöneticileri olduğu anlamına gelmektedir.
Hep düşünürüm ki, bu insanlar nasıl insanlardır? Bunların çoluğu çocuğu yok mudur? Öldürülen insanlar bunların kâbusları olmuyor mu?
Televizyonlara yansıyan PKK eylemcilerini gördüğümde içim sızlıyor. Yöneticileri tarafından meydana sürülmüş biçare insanlar. Hangisi yaptığı işin bilincinde, hangisi bir insan yaşamının değerini görebilecek kapasitede?
Özellikle son günlerde yazılı ve görsel basının belirttiği gibi PKK yöneticilerinin en büyük amacı Bir Türk-Kürt kavgası çıkarmak
PKK nın yöneticileri şunu çok iyi bilin ki, Bu kavga hiçbir zaman Türk-Kürt kavgası olmayacak; bu kavga huzurun bozulmamasını isteyenlerle, PKK nın kavgası olacak. Ben ve benim gibi milyonlarca Kürt de PKK ya karşı kavga yapanların yanında olacak.
Çünkü, globalleşen dünyada herkesin daha iyi bir yaşam için Uganda, Kongo gibi ülkelerde bile köle şeklinde çalışmayı göze alarak mücadele verdiği bir dünyada, anlamını yitirmiş kavramlar için binlerce ölü vermek, çağımızda ancak geri kalmış toplumların sadece ve sadece kendi menfaatlerini düşünen örgüt liderlerinden kaynaklanmaktadır.
Örnek olarak; 'Kürtçe, Kürtçe' denildi de ne oldu? Kurslarda ne kadar öğrenci var?
Bizler göremeyiz ama biliniz ki, torunlarımızın tek bir dünya dilini kullanacağı zaman gelecektir.
Dünyamızda; ÖNCE İNSAN, KALKINMIŞ AİLE, KALKINMIŞ TOPLUM gibi yeni kavramların oluştuğunu PKK yöneticileri gibi kadroların kabul etmesi asla mümkün değildir. Aksi halde tüm bu insanların gidecek yeri kalmaz, yapacak iş de bulamazlar.
İnsanlık tarihinde ilk defa “ÖNCE İNSAN” kavramı ile başlayan bu dönemde özellikle İstanbul, Ankara, İzmir ve Antalya gibi büyük şehirlerde iş kurabilmiş Güneydoğu kökenli iş sahiplerinin teröristlere yataklık yapması ( Milliyet 6 Eylül 2005 Hedef Sultanahmet’ti) en hafif ifade ile NANKÖRLÜK değil de nedir?
Bu tür insanların bilmesini isterim ki; cezalarını Allah’tan bulmazlarsa, huzurunu benim gibi çok zor şartlar altında kazanan Kürt kökenli insanlardan bulacaklardır
Kürt aydınları arasında adı saygı ile anılan önemli bir Kürt düşünür, bir konuşmasında “Biz Kürtler haklarımızı daha çok nerelerde aramamız gerektiğini bilemiyoruz” diyerek İran ve Suriye'yi işaret etmişti.
Toplantıda bulunanlardan biriside ayağa kalkarak, “Sen ne diyorsun; bu ülkelerin hiç birinde
hak, hukuk, kanun, insan hakları diye bir şey söz konusu değil. Yapılacak en ufak bir eylemde dahi tüm Kürt toplumunu topa tutarlarda kimselerin haberi dahi olmaz” demişti de gülüşmelere neden olmuştu.
O sırada Açık olan televizyon kanalının biri de, tamamı Kürt kökenli olduklarını çok iyi bildiğimiz İnsan Hakları Derneği'nin Taksim'deki eylemini gösteriyordu.
“ÖNCE İNSAN” diyen bir Kürt olarak, PKK'ya destek veren Kuzey Avrupa ülkeleri biliniz ki, PKK militanlarının hak, hürriyet, adalet gibi bir amaç uğruna savaşması hiç ama hiç söz konusu değildir. Bunu yıllarca dağlarda yaşayan militanların itiraflarından anlayamamak, saflıktan da öte bir şeydir. Tek amaçları örgütün bir gün kendilerini de sizin ülkenize götürme rüyalarıdır.
PKK nın destekçisi özellikle Kuzey Avrupa ülke yetkilileri; eğer sizler bir karar alıp da PKK militanlarının ve üyelerinin tümünü kendi ülkelerinize sorgusuz sualsiz ve pasaportsuz olarak kabul ederseniz, göreceksiniz ki PKK diye bir örgüt kalmayacak, binlerce masum insanın da kanı akmayacaktır.
Muşlu Feyzo
Yayın Tarihi :
14 Eylül 2005 Çarşamba 13:00:05
Yorumlarınız
Özer IP: 85.96.193.xxx Tarih : 21.09.2005 16:19:55
Muşlu Feyzo, Af buyur ama Senin bir K... olduğuna inanmam çok güç arkadaş. Ben bildiğim bileli aynı düşünceleri güttüm fakat bizlere bu düşünceleri başka insanlarla paylaşma imkanı tanıyan Kent Haberle buluşana kadar bunu maalesef yapamadım.Hayatın gerçekleri (çalışma vs mücadeleler) engel oldu tabii. Senin yazdıkların bu soruna yapılabilecek en güzel ve en doğru ifadelerle bezenmiş. Aslında bu vatanın kalbi o kadar büyük,o kadar şefkat ve dmokrasi ile dolu ama bu doğruyu ancak hayatı gerçek anlamda (senin -benim) gibi kazananlar algılayarak anlayabiliryor. Kim olduğumuzu ve nereden geldiğimiz asla unutmamlıyız.Unutmamalıyız ki Kürt yada Türk hiç farketmez, Bu ülke için her ikiside kan döktü! Seni içtenlikle selamlıyor,Hayatta başarılar diliyorum. Özer
baran IP: 85.100.103.xxx Tarih : 16.09.2005 23:20:20
geldigin yeri kimligini unutma ve bu insanlar neden ölüyor öldürüyor diyte bi sorgula kendini adam akıllı