Hayatı algılayabilmek nedir?
Bu sorunun yanıtını hiç bulamadım…
Hayat, hayattır,yaşarsın…İyi yaşayabilmek için çalışırsın…
Kimi savaşırsın diyor…
Savaşla gelen barış; huzur getirmez…
Hayatı algılayabilmek acaba yaşam boyu barış içinde mi olmak demek…
Bu olanaksız…
Hayatı algılamak iyi beslenmek midir…
O halde yaşamak için bir lokma ekmek bekleyenlere ne diyeceğiz…
Onlar hayatı algılamıyorlar mı?
Soruları çoğaltın. Alt alta dizin, sonuça varamıyorsunuz..
Bu elbette sizin bakış açınıza göre değişebilir?
Ama son bir soru sormak gerekir diye düşünüyorum
Peki, onun hayatı algılamak, önemini kavramak; yeni bir şeyler üretmek midir?
Bu soruyla sorulu bir yanıt…
Kimin için?
İşte kilit soru bu.
Kimin için?
Aslında cevap basit ve tek: Herkes için…
İnsan yüreğini soğukta ısıtan, sıcakta serinleten duygu için; yani sevgi için…
Sevgi için diyorum…
Çünkü, insan sevgisi, hasta için ilaç üretimini gerektirir, bakmayanı siz ilaç tröstlerinin acımasızlığına, ilacı üreten, kimyasını geliştiren kişi ne kadar kazanacağını değil, kaç kişinin bu ilacı kullanıp yaşama bağlanacağını hesaplar…
O sevgiyi hissetmeyen tröst yönetimi sadece zam yapar(!)
İnsan sevgisi, hep barış için üretim yapar…
İçinde o sevgiyi hissetmeyenlerin icadıdır silah…
Hayatı doğru algılayan içinde kin ve nefret barındırmaz…
İçinde büyüyen ateşi söndürecek yine insan sevgisidir…
Sizin bu sevginizi istismar edecek bir ton adam bulabilirsiniz…Bir ton diyorum çünkü nefret tohumları saçanları birey olarak niteleyemediğimden ancak kilo hesabı yapıyorum…
Hayatı algılamak sadece kendi yaşamınızı düzene sokmak değildir sonucuna varabilir miyiz?
Bence varabiliriz..
Bir başkasına saygı duymak onu insan olarak sevmek bence hayatı doğru algılamak olarak tanımlanabilir..
İnsanları severek, hatta aşık olarak yaşamınızı kaliteleştirebilirsiniz…
Sevgi ile yoğrulmuş hamur herkese yetecek kadar bereketli olur…
Bakın yaz geldi, ortalık cıvıl cıvıl... Yaşam sürüyor…
Gelin hayatı yeniden keşfedelim… Hem de yaşarken…
Xxxx
Hayalet Kadın 3-
Gitti…
Kayboldu… Çoktandır görmüyorum…
Ne yolda, ne kadehte…
Nede rüyamda
Kayıp…
Uzun zaman oldu…Oysa hayallerimle birlikte gelirdi o…
Hep geleceğe ışık yakardı..
Sevgileri aşkları anlatırdı…
Gitti…Kayboldu…
Geri gelsin diye kadehlerle yaptığım arkadaşlık ta fayda vermiyor…
İhanete uğradığımı fark ediyorum…
Bana bunu yapmamalıydı…
Oysa ne güzel sohbet ediyorduk çilingir sofrasında…
Ben göz yaşı dökerken sen beni teselli ediyordun..
Hain…
Nerelerdesin..
Eğer bu umutlarımı yakalarsam eğer…
Ona……
Yok..yok hiçbir şey yapmayacağım..
Beni neden terk edip gitti umutlarım onu bilmiyorum..
Belki çok karamsarım ondandır..
Belki baktı,
Bu eskimiş yüz, bu köhne beden, umutları yeşertmez
Diye düşündü besbelli…
Ama söz…
Geri dönün....İnanın…
İki kadehten sonra cıvıtmayacağım, kesinlikle ağlamakta yok…
Yanlış anlamayın ne olur…
Bu umutlarıma ve hayallerime olan güvensizliğim değil..
O yüz belirlenmiyor bir türlü gözümde…
Ama yüreğim öyle demiyor…
Sende terk ettin gittin…
Yüreğimde bir yangın, “hani?” diye soruyor…
Anladım ki, yüreğimle umutlarım ve hayallerim hain bir işbirliği içinde…
Yeni heyecanlar arıyor…
Mehmet Aycan
Yayın Tarihi :
20 Haziran 2006 Salı 12:34:45