Umut etmek…
Ve de hayal kurmak…
İşte size yaşamın iki dinamosu…
Umudunuz varsa çaba harcarsınız…
Peki neyi umut edeceksiniz; elbette ki hayalinizi…
Hayal kurmak bir işi üretmenin ilk adımı…
Hayal dünyası sınır tanımıyor. Elbette hayal kurmanın da bir takım kuralları var…
Önce kuracağınız hayal, üretilebilir olmalı…
Sonra o hayal için umut besleyebilesiniz…
Neyi hayal edebilirsiniz…
Veya neyi umut edebilirsiniz…
Her ikisi de basit gibi gelen zor ve yaşamın anahtarı iki soru…
Demiştik…
Hayalleriniz için umutla besleyebilirsiniz…
Umutlarınızı da hayal edebilirsiniz…
Eğer hayallerinize biraz hümanizma, biraz sevgi eklerseniz, elinizdeki maya daha sağlamdır…
Hep sevgi diyoruz…
Postmodern bir dünyada yaşıyorsunuz…
Dünyanız postmodern ama siz postmodern bir ilkellik içindesiniz…
Niye öyle diyorum…
Etrafınıza bir bakın göreceğiniz şey sizi dehşete düşürecektir…
Savaş, kan, çıkar, bencillik, yaşam adına birisini öldürmek…
Bunlar ilkel insanların içgüdüleri değimli…
Eğer hamurunuz sevgiyle yoğrulsaydı böyle bir savaşan düş kurar mıydınız…
Düşleyin, hayalleyin, şimdi son bahar…
Güz güllerinin en güzel olduğu mevsim..
Yaprakların sararak yerlere düştüğü hazan mevsimi…
Her hazan bir hüzün…
Her hüzün bir aşk üreticisi…
Her aşk bir sevgi tomurcuğu…
Siz hayal etmeye, umut etmeye devam edin…
O sizin yaşam motorunuzdur…
Ama onu sevgisiz ve aşksız bırakmayın…
Gönlünüz hep dolu olsun…
Yaşınız kaç olursa olsun..Siz onu boş verin ve kendinizi hep genç kabul edin…
Xxx
Olsun..
Pencerenin önünde öyle durma...
Askını da düşürme omzundan
aşağı...
Bir
de güneşin karşısına geçmişsin
Gözlerime
inat...
İnadına inadına yapıyorsun
Biliyorsun,
Güzelsin, yolda güzel de yürüyorsun
görüyorum...
Böyle
yürüme ne olursun
Peşinde bir sürü gence ayıp
oluyor...
Saygısızlıktan değil...
Sevgiden belli
ki...
N’apsın çocuklar böyle güzel hiç görmediler ki
hiç...
Hepsi
aşık sana...
Biliyorsun
Marketteki kasiyer oğlana da öyle
gülümseme
Senden sonraki adama yine fazla para
verdi
Heyecandan...
Yapma be güzelim
Güzelsin ve çok güzel gülüyorsun
Biliyorsun
Hele
o kitapçıdaki gence böyle işkence etmene gerek
yok...
Sen
her gelişinde kitapları düşürüyor
yere...
O
aslında kekeme değil, seni görünce böyle
konuşuyor
Sular
seller gibi ezberledi aslında
söyleyeceklerini
Seni
görünce hep dili tutuluyor…
Biliyorsun...
Manav Abdullah çoktan baştan
çıkmış...
Geçen
gün elini sıkmışsın, o gün bugün eline bir şey değdirmiyor... Böyle
giderse iflas edecek Abdullah Efendi...
Ayşe hanımın yanında da saçlarını
havalandırma bir daha...
Kadıncağız sana benzeyeceğim diye
kuaförünü dövecekti neredeyse... Bakkal Remzi'nin ise başı dertte
karısıyla...
Bir
daha oraya gidersen Remzi dul kalacak
bilesin
Otobüs şoförüne de cilvelenme öyle
artık...
Adam
telaştan kaza yapacak...
Durduk yerde belaya sokacaksın
insanları...
Ortalığı savaş yerine döndürme ne
olur...
Hem
sen neden hep böyle yapıyorsun
Bak durduk yerde yine pencereye
çıktın...
Evet,
ben tam karşındaki
penceredeyim
Benim orada olduğumu biliyorsun
Oldumu
ya...
Yine
askını düşürdün omzundan aşağı
Bir de güneşin karşısına
geçtin...
Üstelik incecik beyaz bir
kombinezonlasın
Cümle
mahalleli kadına inat...
Biliyorsun...
Seviyorum,
Sana
aşığım
Ve
kıskanıyorum
Bunun
farkındasın, tüm mahalleli farkında
Ve sen inadına inadına
yapıyorsun
Başını sağa sola da sallama hiç...
Kuzgun siyahı
saçların
Omuzlarını dövdükçe bir yudum daha içiyorum
şaraptan
O
kırmızı ruj sana çok yakışıyor...
Ve ben çileden
çıkıyorum...
Biliyor musun?
Sana söylediler mi hiç...
Sen kadınların
homongolosu
Ölümüm elinden olacak
Biliyorum...
Olsun...
Mehmet Aycan
Yayın Tarihi :
19 Eylül 2006 Salı 18:09:09