24
Şubat
2026
Salı
ANASAYFA

Yüreğinizden sevgi eksik olmasın...

İnsanın yaşamı için önemli güç kaynakları lazım…

Elbette bunlardan biri beslenme…

Beslenme insanoğlu’nun nefes alıp vermesinde büyük gelişmesinde etken…

Bir su…

Vücudumuzun yüzde 80’nini su olduğu düşünülürse insan için ne önem taşıdığını tartışmak pekte yersizdir…

Bu ateş denilen ne ola ki…Soğuktan donmakta olan su dolu vücudumuzu kurtaran o kırmızı sıcaklık… Galiba sadece ısınmayı değil, beslenmede kaliteyi artıran bir unsur olarak ta görebiliriz…

Elbette toprağı unutmamak lazım… Biz topraktan geldik topraktan besleniyoruz ve toprağa gideceğiz…

Yaşamın ana düsturu..

Yaşam için bunlar şart…

Ama yaşamı kalitelendirmek, renklendirmek ve güzelleştirmek için ne gerekiyor…

Doğanın tüm bu olanaklarını kullanarak yaşamını sürdürmeniz mümkün…

Ama hep bir şey eksik kalacak…

Ruh 29 grammış…

Ama yaşamı renklendiren o hantal vücudun bir köşesine sıkışmış 29 gram ayarlıyor her şeyi..

Beyninizdeki düşünceyi, elinizin kalkışındaki zerafeti inceliği, dudağınızdan dökülen sözcükleri …

Hep o 29 gramlık ruh ayarlıyor..

Savunmamızdaki en büyük makanizma o…

Ruh halim bozuktu…

Bu ruhsal yapımda bir anormallik var..

Ruhum bugün şevkle doldu..

Uydur uydurabildiğin kadar…

Ruhunla ilgili tüm sözler doğrudur…

Biri insafsıza, bir şeye değer vermiyorsa söylenecek hep tek şey var.

Ruhsuz....

Tıbbi rahatsızlıkların en önemlisi Ruhsal deprasyon… Veya ruh hastalıkları...

Öylesi nedir bu ruhun ilacı…

Tek kelime ile ruhun tek gıdası sevgidir…

Sevgi kültürünü geliştirir ve sevgiyi tüm insanların ruhuna yerleştirirseniz sorunların büyük bir bölümünü çözersiniz.

Hele sevginiz aşka dönüşürse, içinizdeki mistik duyguların sizi iyice beslediğini hissedeceksiniz…

Unutmayın

Bilgi insanı yüceltir..

Kültür bilginin temel taşıdır…

En önemli kültür sevgi kültürüdür…

Sizin yüreğinizden sevgi eksik olmasın…

Ve işte size lirik bir sevgi anlatımı:

…......................................

Sevgi tek taraflı kule

Uzaklara bakıyorum…

Penceremin önünden kuşlar geçiyor…

Bakışlarım anlamsız ve boş…

Dalgın dalgın duruyorum ve aslında hiçbir şey düşünmüyorum…

Akşam olmak üzere…

Hava bulutlu, belki de onun kasveti çöktü içime…

Bağırmak istiyorum…

Çığlık çığlığa bağırmak istiyorum…

Bir kent mahkumu nasıl bağırabilir ki…

İçimden bir ses “şişe orada” diyor…

Cesaretimi ancak böyle mi toparlayabilirim…

Yani şişedeki suyun bana verdiği cesaret mi beni çığlık çığlığa bağırtacak…

Öyle mi anlatacağım ben sevgimi…

İnsan sevgisini anlatmaktan korkar mı…

Ben korkuyorum…

Usulca mırıldandım…

Sadece ben duydum sesimi; seni seviyorum…

Kuşlar duydu mu bilmem…

O duymadı kesin…

Zaten söylesem de ciddiye almıyor…

Sevgi tek taraflı bir kule…

Kuleyi istediğin kadar yükselt…

İçine kırmızı güller döşe…

Misk-ü amber koksun odaları…

O kuleyi görmezse kimse, neye yarayacak…

Yanlış aslında bu söylediklerim…

Sevgiyi içinde büyüt…

O sadece sana ait olsun…

Bir teselli de olsa güzel…

Penceremden hala uzaklara bakıyorum…

Bakışlarım şimdi daha anlamlı…

Yanmaya başlayan sokak lambaları…

Alaca karanlıkta beni başka yerlere götürdü…

Kent mahkumu olmaktan sıkıldım…

Özgür bırakıyorum her şeyi…

Artık kimseden korkum yok…

Bağırıyorum işte…

Duy sesimi…

Seni SEVİYORUM…
Mehmet Aycan
Yayın Tarihi : 19 Şubat 2006 Pazar 14:56:31


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?