Kıyaslama yapmayacağım. Vurgulamak istediğim din ve önderimiz Atatürk'ün miras olarak bıraktığı düşüncelerin birbiriyle nasıl örtüştüğü.
Hadis-i Şerif de "Bilgi olarak; bilgi tahsili ile meşgul olarak; yahut bilgiyi duyup dinleyerek; yahut da bilgiyi severek yaşamaya bak. Bunlardan biri olmaz da,beşincisi olursa helak oldun gitti."
Ulu önder Atatürk " Memleketimizi, toplumumuzu gerçek hedefe,mutluluğa eriştirmek için iki orduya ihtiyaç vardır.Biri vatanın hayatını kurtaran asker ordusu, diğeri milletin geleceğini yoğuran kültür ordusu" diye bizlere izlememiz gereken yolu anlatmıştır.
Vatanı savunan Şanlı askerlerimiz , duyarlı ve geleceği görebilen bir komutanla sisteme ilk tepkisini göstermiştir. Gerekeni yapacağına inandığım asker ordusunu, kimsenin karalamaya ve yapılanları eleştirmeye hakkı olmamalı. Türk Ordusu varlığı ile yine memleketimiz için savunmada...
Geriye kalan Kültür ordusuna seslenmek istiyorum. Neden? Sesimiz derinden geliyor. Bu vatanın 80 yıl öncesi olduğu gibi şimdi de bizlere ihtiyacı var...
“Yüreği kan ağlamak” bu tabiri yaşamayan yorumlayamaz. Yüreği kanayan birini asla anlayamaz. Acıyı yaşamayan, acıyı bilemez.
“Empati “ çevremizdekilere söyleyip dururuz da ne olduğunu hiç birimiz tam olarak uygulayamayız. Öyle duyarsızlaşmışız ki, acıyı yaşamadığınız sürece, yüreğinizi kanayan yüreğe göre yorumlayamaz, onun yerine koyamazsınız.
Vatan için askerini şehit veren ve vatan için ölümü göze alan askerlerimizi önemsememek mantığa sığmaz. Her şehit haberinde, “ yüreğimiz yandı” diye düşünülsede, ateşin düştüğü yeri yakıp yok edeceğini hala anlayamamışız. Şehit olmuş, Türk askeri dedikten sonra hala bizler, şehit makamına erişmiş o askerimizin rütbesini araştırır olmuşuz. Ne acı, oysa ki, dini inançları olan bir toplumda yaşayan bizler, makamın bu dünya’da kaldığını , Allah’ın yarattığı basit kullar olduğumuzu unutmuşuz. Son gelişmeler dinimizi bile yorumlayamadığımızı bize göstermiştir.
Bize duyurulmayan gerçeklerin , gönüllü kahramanlar tarafından internet aracılığı ile açıklanması elbette çok güzel. Lakin bu yeterli mi? Asla yeterli değildir. Basından takip ettiğimiz haberlerin iç yüzüde tartışılmalıdır. Masum olduğu zannedilen gelişmelerin, gizli pazarlıkların açıkça bu halka anlatılması gereklidir. Bazı gerçekleri küçük bir kitle takip etmektedir. Gerçeklerin daha objektif olarak sunulduğu alan olan internet farklı bir boyutta kullanılmaktadır.
Vatansever olmak, bu ruhu taşımak, bilinçli bir şekilde sorunları fark etmek ve üzerine düşeni yapmak gerekmektedir. Herkes kendine şu soruyu sormalı.
“Türkiye’yi tehdit eden en büyük unsur nedir?”
Bu soruya cevap ise, Türkiyeyi tehdit eden en büyük unsur bizleriz olmalı.
Kurulan düzenleri görmüyoruz. Yabancı hayranlıklarını benliğimizden silemiyoruz. Yapay gündemlerle bölünüyoruz. Sistemin çarklarında ha bre, boş sözlerle dönüp duruyoruz. Düşman içimizde ama bizler fark edemiyoruz. Birliktelikleri başaramadıktan sonra da, sistemin sunduğu ile yetinip kalıyoruz.
Ne geçmişimize tam sahip çıkabiliyoruz. Ne geleceğimize ...
Basit olarak anlatırsam hepimiz farklı ilkeleri, değer yargıları olan insanlar tarafından yetiştiriliyoruz. Öz benliğimizin yani kişiliğimizin oluşumu yaşadığımız ortamlar sayesinde oluşuyor. Olumlu veya olumsuz yönde örnek olarak büyüklerimizin bizlere aktardıklarını uygulamaya başliyoruz.
Bu sizce doğru mu ? Düşünen akıllı varlık olan insan, sunulandan fazlasını istemeyi düşünemiyoruz.
Neden araştıran okuyan ve hataları gören insanlar olmuyoruz?
Hazıra konacağımız o kadar çok kitap ve değişik kaynaklı bilgiler varki, okumanızı ve yaşantınıza daha sağlıklı yön vermenizi dilerim. Böylece ilk kendinize ve sonra topluma, yapılan yanlışları görüp düzeltme imkanı bulabilirsiniz.
Toplumsal düzeni ve birliğimizi sağlayabilmek için, SUSKUNLUĞU EYLEMLERE DÖNÜŞTÜRELİM.