19
Mart
2026
Perşembe
ANASAYFA

12 Eylül işkenceleri nasıldı?

Gazeteci Oğuz Güven'in 78 kuşağını anlattığı "Zordur Zorda Gülmek" adlı kitabında insanın kanını donduran işkence yöntemleri anlatılıyor.

12 Eylül 1980 darbesinin öncesi ve sonrasında "78 kuşağı" diye adlandırılan gençlerin yaşadığı trajikomik gerçek öykülerin yer aldığı kitap yeni öykülerle genişliyor.

3. Baskısını yine 12 Eylül'ün yıldönümünde yapan kitapta, bu kez Diyarbakır Cezaevi'nde uygulanan işkence yöntemleri de tüm ayrıntılarıyla anlatılıyor. İşte, Diyarbakır Cezaevi Gerçeğiyle Yüzleşme Araştırma ve Adalet Komisyonu raporundan akıllara durgunluk veren işkence yöntemleri:

FALAKA: Yaygın ve sürekli uygulandı. Ayak tabanı, ellerin içi gibi vücudun kaslı bölümlerine kalas, cop, zincir, saz sapı, pik demir vb. vurularak gerçekleştirilirdi. Bu yöntem, ayak tabanlarını ve el ayalarını patlatır, kaba yerleri ezer, morartır, tırnakları sökerdi. El ayak gibi herhangi bir yeri kırar, sakat bırakırdı.


KÖPEK SALDIRTMA: Tutuklu çırılçıplak soyulur, kurt köpeği üzerine saldırtılırdı. Köpeğin ilk kaptığı yer bacak arası olurdu.

ZlNCİR: 20-25 metre uzunluğundaki zincirin uçları iki tutuklunun boynuna bağlanır, tutuklular sırt sırta verdirilerek ters yönde hızla itilir. Tutuklu tek ayağından zincire bağlanır, bu zincir yüksek bir yere asılır, tutuklu bayılıncaya kadar askıda kalırdı.

GERME: Tutuklunun bir bacağı merdiven kenarlığına bağlanır, diğer bacağı da açık bırakılan koğuşun gözetleme deliğine bağlanıp kapı kapatılır, tutuklunun bacakları koğuş kapısının eni kadar gerilir ve öyle kalırdı. Koşuşturulur, zincir tam gerilince, her iki tutuklu da sırtüstü yere düşerdi.

AYAKTAN ASMA/TEPE: 50-60 kişi havalandırmaya alınırdı. Gardiyan "tepe ol" komutu verince tüm tutuklular üst üste bindikten sonra, bir tutuklu da üst üste yatan tutukluların üstüne çıkar, istiklal Marşı'nın on kıtası okutulurdu.

KULE: Havalandırmaya çıkan tutuklular altı kişilik daire oluştururlardı. Bunların üzerine 3-4 kat olacak biçiminde tutuklular çıkarıldıktan sonra, gardiyanın "yıkıl" komutuyla kule oluşturan tutuklular kendini yere bırakır ve böylece tutukluların değişik yerlerinde kırılma, incinme ve çıkık olurdu.

RANZA ALTI: Gardiyanlar ellerinde kalaslarla koğuşa girip, "ranza altı ol" komutunu verince, koğuşta bulunan tutukluların hepsi ranzaların altına girerdi. Herhangi bir yerlerinin açıkta kalmaması gerekiyordu. Ranzaların altına tüm tutuklular sığmadığı için kiminin eli, kiminin kolu dışarıda kaldığından, gardiyanlar ellerindeki kalaslarla tutukluların dışarıda kalan kısımlarına vurmaya başlardı.

KANTAR: Tutuklular havalandırmada çırılçıplak soyundurulup tek sıra halinde dizilirler, sıranın ön tarafında duran tutuklu sırt üstü yatırılırdı. İkinci tutuklu, yatan tutuklunun testis ve erkeklik organlarından tutarak yukarı kaldırır, tutuklunun kaç kilo geldiğini söylemesi istenirdi. Tüm tutuklular birbirini tartana kadar bu işlem devam ederdi.

KERVAN: Havalandırmada, tutuklular tek sıra dizilir, her tutuklu önündeki tutuklunun sırtına bindirilir, bacakları, altındaki tutuklunun boynundan aşağıya sarkıtılır ve kulaklarından tutması istenirdi. Gardiyanın komutuyla tutuklular yürümeye başlar ve bu işlem tutuklular ayakta duramayacak duruma gelene kadar sürerdi.

SEHPA: Tutuklu gece koğuştan alınıp, koğuş koridorunda gardiyan ve subaylardan mizansen olarak oluşturulan bir mahkemede sorgulanırdı. Mahkeme, tutukluyu idam cezasına çarptırır, ikinci katın merdiven kenarlığına bir ip geçirilip, ipin ucuna tutuklunun boyun kemiğini kırmayacak düzeyde kalın bezden bir ilmik takılır, tutuklunun boynu bu ilmiğe geçirilir ve temsili infaz gerçekleştirilirdi. Tutuklu tam boğulacağı sırada ip açılırdı.

COP SOKMA: Gardiyanlar copu zeytinyağına batırır ve yağlı copu tutuklunun makatına zorla sokardı. Sonra bu copu kendisine ya da bir başka tutukluya yalatırlardı.

ÇEK-ÇEK: Tutuklu çırılçıplak soyundurulur ve erkeklik organına bir ip takılırdı. Gardiyan ipin diğer ucunu alıp hızla koşar, tutuklu da zorunlu olarak gardiyanın peşinden koşar.

LAĞIM SUYUNA SOKMA: Tecrit bölümünün alt katındaki bazı tuvaletlerin delikleri tıkanır. Hücrelerin pisliği ve lağım suları burada biriktirilir, diz boyu kadar oluşturulan pisliğin içine tutuklu atılır ve pislik yedirilirdi.

KiTAP OKUMA: Koğuşta bir tutuklunun eline kitap verilir, tutukluya avazı çıktığı kadar yüksek sesle tek tek sözcükler okutulurken, diğer tutuklular bu sözcükleri tekrarlarlardı. Sabahtan akşama kadar yapılan bu işlem sırasında, tutuklular ayakta durmak zorundaydı.

MARŞ SÖYLETME: Cezaevinde bulunan herkes elli'yi aşkın marşı ezberlemek zorundaydı. Bu marşlar tutukluların ses telleri tahriş oluncaya kadar söyletilirdi.

ÖL DEDİĞİMDE: Tutuklu havalandırmanın orta yerine çıkarılır, hazır ol durumuna geçirilirdi. Gardiyanın "öl" komutuyla tutuklu kaskatı, eklemlerini kırmadan yere düşürülürdü. Bu işlem gardiyanın keyfine göre tekrarlanırdı.

SİGARA İÇİRME: Bunun çok çeşitli yöntemleri vardı. En çok uygulananları şunlardı: Koğuşta kalan tutukluların eline beş adet sigara verilir, sigaraların tümü yakılarak devamlı ağzında tutulurdu. Gardiyanın "çek-bırak" komutuyla sigaralar bitinceye kadar içirilir, sigaralar-filtreleri dahil- tutuklulara yedirilirdi. Bu sırada koğuş pencereleri kapatılır, havasızlık ve dumanla boğulma ortamı yaratılırdı.

BANYO: Tutuklular çırılçıplak soyundurulur ve tek sıra halinde banyoya götürülürdü. Banyoda sabun kullanılmazdı. Hortumla tazyikli su tutukluların üzerine fışkırtılırdı. Daha sonra tutuklular koridora çıkarılır, "Yat-sürün" komutuyla tutuklular yerlerde süründürülerek koğuşlarına götürülürdü.

SAYIM DÜZENİ: Tutuklular günde en az beş kez sayılırdı. Her sayımdan önce, tutuklular sayım düzenine geçer, sayım talimi yaptırılır, yüksek sesle tekmil verilir, rahat-hazır ol ile, çöker kalkarlardı.

GECE NÖBETİ: Geceleri her koğuşta mevcuda göre 2-7 kişiye kadar tutukluya sırayla nöbet tutturulurdu. Nöbet sırasında devriye gezen gardiyanlar, koğuşun mazgal deliğini açar, nöbetçi tutuklunun mazgaldan dışarı elini uzatmasını ister, tutuklunun ellerine cop veya kalasla istediği kadar vururdu.

LOKOMOTİF: Tutuklular havalandırmaya çıkarılır, İki kişi çırılçıplak soyundurulur, bunlardan birisi domalıp iki eliyle diz kapaklarını tutar, diğeri de arkadan bunu kucaklardı. Gardiyanın "uygun adım marş" demesiyle her iki tutuklu havalandırmada dolaşırlar, diğer tutuklular zorunlu olarak bunları izlerdi.

PİSLİK YEDİRME: Her havalandırmanın ortasında bir lağım çukuru vardı. Lağım suları ve insan pislikleri burada toplanırdı. Tutuklulara bu çukurdan avuç avuç pislik alıp yemeleri istenirdi.

İŞEME: Havalandırmada bir tutuklunun yere yatması istenir, diğer tutuklulara, yerde yatan tutuklunun yüzüne işemesi istenirdi..

TECAVÜZ: Cezaevinde görev yapan gardiyanlar, genç tutuklulara merdiven altlarında zorla tecavüz ederlerdi. Ayrıca iki tutuklu çırılçıplak soyundurularak birbirlerine tecavüz etmeleri istenirdi.

HASTANE: Hastanede de cezaevindeki kurallar geçerliydi. Hasta, tuvalete götürülmez, yatakta da hazır ol vaziyetinde yatardı.

VEREM: Veremlilerle, sağlam tutuklular birbirinden tecrit edilmez, aynı kapta yemek zorunda bırakılırdı. Aynı battaniyenin altında yatırılırlardı. Veremlilerin balgamları tahlil yapılacak bahanesiyle toplanır, karavanadaki yemeklere karıştırılır ve bu yemekler tüm tutuklulara yedirilirdi.

AYAKTA BEKLETME: Bu yöntem cezaevinde her gün geçerliydi. Sabah saat 05'den akşam 17-19'a kadar tutukluların oturması yasaktı.

KONUŞMA YASAĞI: Koğuş içindeki iki kişinin birbiriyle konuşması, tutuklunun gülmesi ve düşünür gibi görünmesi yasaktı. Böyle bir suçu işleyen tutuklulara yukarıdaki işkence yöntemleri uygulanırdı.

GECE BASKINI: Nöbetçi subay ve gardiyanlar, gece geç saatte tutukluların koğuşuna girerek, uyku sırasında tutuklulara cop veya kalaslarla dayak atarlardı.

AVUKAT-ZİYARET DAYAĞI: Avukat görüşmesine ve diğer görüşmelere gidip gelirken tutuklulara dayak atılırdı. Görüşlerde hiçbir şey konuşulmaması tembih edilirdi. Tutuklular avukatlarıyla savunma konusunda görüş alışverişinde bulunamazlardı.

MAHKEME DAYAĞI: Tutuklular mahkemeye götürülürken cenaze arabasına bindirilirlerdi. Elleri arkadan kelepçeli olurdu. Cenaze arabasına binerken ve çıkarken gardiyanlar tarafından dövülürlerdi.

Hürriyet
Yayın Tarihi : 12 Eylül 2008 Cuma 16:04:03
Güncelleme :12 Eylül 2008 Cuma 16:15:38


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?
Yorumlarınız
ÖMER FARUK AKDAĞ IP: 78.160.64.xxx Tarih : 29.10.2008 04:38:10

Peki dün tv de çıkan küçük kızları evine girerken yakalayıp tecavüz eden, bugün cıkan karısını cocugunun yanında önce ölesiye dövdürüp sonra, benzin döküp yakan ??? Bunlarda mı insan ? Bunlar bu işkenceleri haketmiyorlar mı ? Bu yukardakiler insansa ben insan değilim, ya da olmayı istemiyorum, ama benim mantığım bu yukardaki insanlara burda olan işkencelerin az bile olduğunu söylüyor.


AZAD IP: 85.101.94.xxx Tarih : 12.09.2008 17:08:08

Bir insanlık suçu olan işkence malesef ülkemizin polis,jandarma ve milli istihbarat teşkilatı birimlerinde uygulanmaktadır her ne kadar 70'li 80'li 90'lı yıllardaki kadar şiddetli olmasada yinede bir şekilde yapılmaktadır.Ülkemizde işkencenin şiddetinin az da olsa azalmasının en büyük sebebi Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde bu türden insan hakları ihlallerinden dolayı hakkında açılan davalarda suçlu bulunarak mahkum olmasıdır bu mahkumiyet devleti maddi açıdan zarara uğratıp mağdurlara yüklü tazminatlar vermesine neden olmaktadır yani bizzat devletin polisi,jandarması,istihbaratı hizmet ettiğini sandığı devletini maddi açıdan zarara uğratmaktadır bu da devletin üst kademedeki yetkililerini zorunlu olaraktan bazı tedbirler almaya zorlamıştır(yoksa insan haklarına saygıdan değil yani)İşte bu durumdan rahatsız olan Emniyet,Ordu ve Milli İstihbarat yetkilileri eski sınırsız yetkilerinin kendilerine tekrar verilmesini istemektedir(gözaltı süresinin uzatılması,sınırsız arama yetkisi,sıkıyönetim,pervarsızca zor kullanma gibi)bu gibi yetkiler terörle mücadele gibi nedenler için istenmektedir ama ben bir vatandaş olarak güvenlik güçlerine nedeni her ne olursa olsun bu türden sınırsız yetkilerin verilmesine kesinlikle karşıyım çünkü bu yetkiler tekrardan işkence,infaz gibi insanlık suçlarının artmasına neden olacaktır ayrıca 12 Eylül Askeri Darbesini yaparak insanlara bu sadistçe acıları çektiren darbeci generallerin yargılanıp en ağır cezayı almalarını istiyorum darbeciler tarafından hazırlanan anayasanın değiştirilmesini ve demokratik sivil bir anayasanın hazırlanmasını talep ediyorum Türkiye Cumhuriyeti polis,asker devleti değildir Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir saygılarımla


eren-eren IP: 78.166.149.xxx Tarih : 13.09.2008 17:07:24

tek kelimeyle bu bir vahşet. bunu işleyenler en kısa zamanda tutuklanıp adalete teslim edilmeli.en baştada cuntacı kenan evrennnnnnnnn. bu uygulanan bütün işkencelerin hesabı tektek sorulmalıdır. insanlıktan çıkmış vahşi insanlar. gerçi insan demeyede layık değildirler.


oflu fatih IP: 92.72.76.xxx Tarih : 12.09.2008 17:18:38

INSANLIKLA ALAKASI OLMIYAN AMERIKA AVRUPA IDEOLEJISI BIR YÖNTEM MÜSLÜMAN AHLAKLI BIR TÜRK BUNU YAPACAGINI SANMIYORUM KANI AYRI OLMALI CÜNKÜ BIR INSAN NE KADAR MAHKUM OLSA BILE KURUR VE HASSIYET DENEN BIR MERCI VARTIR BU YASANIR YASATILIR AMA ASLA GURURLA HASSIYET SEREFLE ALAY EDILMEZ YAZIYI OKURIKEN INSANLIGIMDAN UTANDIM


fatih ayyıldız IP: 213.254.143.xxx Tarih : 12.09.2008 19:08:46

12 eylül darbesi nedir : hainler le beraberle vatan evlatlarını sırf eşitlik olsun diye şehit edilmesidirve ne yazık ki ozamnadan belii işleyen bazı yasalar sayesinde asıl hainlşere dokunulamamasıdır bu işkenceler vatan evlatlarına hiç gelir ama onur kırıcı işkenceler hainlere zevk verir


ozan yılmaz IP: 85.108.245.xxx Tarih : 12.09.2008 20:41:07

böyle yaşaktansa ölmek en iyisi


hüseyin gedik IP: 88.243.5.xxx Tarih : 12.09.2008 17:35:52

bunlar anlatımda eksikdir fazla değil bende eski bir hükümlüyüm bu tarz işkenceler görenleri gördüm falaka hücre ve piskolojik baskı çeşitli bedensel işkenceler gördüm iki samimi arkadaşa birbirleribi tokatlatmalar bütün bunlar sözde kişilerin düşün celerini değişdirmek onlar gibi olmaya onlar gibi düşünmeye zorlamak herhangi bir maksat uğrundaki direncini kırmak sindirmek yıldırmak bu örnek uygulamalarla toplumun pasifize olmasını sağlamak bu uygulamaların daha vahimleri şübelerde karakollarda daha ceza evlerine gelmeden uygulanmış uygulanıyor görülüyor ki zor zoru doğuruyor otarz işkencelere tabi tutulan insanlar eli kolu bağlı iken bunlara çaresiz katlanmak zorunda oluyorlar fakat zaman içinde ilk fırsatta elinden geleni hiçde esirgemiyorler onun için derlerki 40 gün gardiyanın 1 gün mahkümündür işte o bir gün kırk güne defalarca bedeldir isyanlarda koridorlarda şişlenmiş uzanan açimasızca dövülen hatta ölen görevlilerde gördüm bir insan olarak asla bu tarz insanlık dişi uygulama yapanların yanında olamaz insan tümü böyledir demekde yanlış olur neticede onlarda insan ve insani duygular tesirinde olanlarda var zira çoklarıda ekmek davası uğrunua katlanıyor meslek taşlarının insanlık dişi uygulamalarına. bir şeyi merak ediyorum bu kitap ve haberleri kuşkusuz onların çevreleri aile bireyleride okuyor duyuyor görüyor o şartlarda evlerine götürdükleri ekmeği yerlerken hiçmi mideleri bulanmıyor hiçmi kursaklarına düğümlenip yutkunma zorluğu çekmiyorlar ??????? hüseyin.


K. Mükremin BARUT IP: 85.99.219.xxx Tarih : 12.09.2008 20:23:20

Bu ortamlarda yorum yazmak belki içimizi dökmek ve bu nedenle deşarj olmaya yarıyor olsa da, asıl faydası ortak bir akıl ve sağlıklı bir toplumsal şuur yaratmak olmalıdır. Bu işkencelerin hepsi yapılmıştır. Hem de yaş, mevki gözetilmeksizin tüm tutuklulara. Diyarbakır cezaevi tutukluları da bu işkencelerden bol bol nasiplenmişlerdir. Sonuç ? Sonuç ortada. Üstekik bunu ben demiyorum. Gazeteci Hasan Cemal. Dedesi Osmanlı Paşası. Yani Kürtlüklle alakası olmayan bir yazarımız. "Diyarbakır Cezaevi ve onun akılalmaz işgenceleri PKK'nın tabanını yaratmıştır." diyor. Bu hapisanelerden ve işgencelerden geçenler devlet düşmanı olmuştur. Şimdi kendimize şunu sormalıyız. Acaba bilerek mi bu kadar işgence yapıldı. Yani bu gün yaşadığımız çözülmez ayrımcı sorunlara ulaşmak mı isteniyordu? Çünkü yukarda yazılanlar işkence değil, insanın insan kimliğine yapılmış en büyük saldırıdır. Ne acıdır ki 78 kuşağının tüm gençleri birbirine karşı düşman hale getirilmişler ve 5200 sağcı-solcu genç otuzlu yaşlarına bile ulaşamdan öldürülmüşlerdir. Darbeciler anarşiyi önlüyeceğiz diye iktidara el koymuşlardır. Bedeli yine 78 kuşağı ödemiştir. O karanlık dönemde; 650 bin kişi gözaltına alındı. 1 milyon 683 bin kişi fişlendi. 210 bin davada 230 bin kişi yargılandı. 7 bin kişiye idam cezası istendi. 517 kişiye idam cezası verildi. 50 kişi idam edildi. 98 bin 404 kişi ‘örgüt üyeliğinden’ yargılandı. 14 bin kişi yurttaşlıktan çıkarıldı. 30 bin kişi ‘mülteci’ olarak yurtdışına gitti. 300 kişi kuşkulu şekilde öldü. 171 kişi işkenceden öldü. Cezaevlerinde 299 kişi öldü. 14 kişi açlık grevinde öldü. 16 kişi ‘kaçarken’ vuruldu. 95 kişi ‘çatışmada’ öldü. Bir 78'li olarak soruyorum. Günahımız neydi? Ülkenin günahı neydi? Bu işler olduğunda Demirel, Baykal, Alpaslan Türkeş, Ecevit, Erbakan hep aktif siyaset içindeydiler. Ta başından sonuna kadar her şeyi biliyorlardı. Fakat önlemek için hiç bir şey yapmadılar. Kendileri bir kaç gün Hamza Koy da kalmak dışında hiç bir bedel ödemediler. K. Mükremin BARUT 12 EYLÜL 2008


Mazlum Güvenir IP: 88.229.166.xxx Tarih : 13.09.2008 01:14:24

Bugün Eskişehir'de arkadaşlarımla sohbet ederek giderken uzaktan slogan sesleri duyduk. Oldukça kalabalık bir grup çeşitli partiler bir araya gelerek düzenlemişler. 12 Eylül'e karşı yapılan bir gösteri yürüyüşü göstericilerin arasına bende karıştım. Atılan sloganlar önceden belirlenmiş, Eskişehir'i iyi bilirim yürüyüş 500 kişi ile başlarsa duyan ve görenlerin katılımıyla yürüyüş ikiye ve üçe katlanır. Bu sefer öyle olmadı 500 kişi ile başladıysa 500 kişi ile yürüyüş sona erdi. Bence nedeni 40-50 kişilik bir grubun atılan sloganlara uymayıp, kürtçe slogan atması ve ramazan olmasına rağmen yol boyunca sigara içenler yüzünden.


Foto_Fatih IP: 78.160.220.xxx Tarih : 12.09.2008 18:10:59

Ayıp be kardeşim ayıp.....


merve derin IP: 88.247.37.xxx Tarih : 15.11.2010 17:03:03

bence insanlık dışı çünkü onlarda sonuçda insan yapmışlar bi hata bu kadar pis iğrenç mide bulandırıcı şeylere gerek yok.onlar zaten sevdiklerinden uzak kalarak en büyük işkenceye maruz kalmışlar zaten.