Mustafa Balbay, ART TV'de yayınlanan ve gazeteci Emin Çölaşan'ın hazırlayıp-sunduğu "Ankara Rüzgarı" programına katıldı.
Ergenekon Operasyonu kapsamında gözaltına alınan ve önceki gün serbest bırakılan Cumhuriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay, "Bu süreç devam ederse, akla hayale hiç gelmeyecek kişiler bile bunun içine sokulabilir. Kendini dokunulamaz sırça köşklerde sananlar ayaklarını denk alsınlar" dedi.
Balbay, kendisiyle birlikte gözaltına alınan Ankara Ticaret Odası (ATO) Başkanı Sinan Aygün'ün emniyette ifade vermeyi beklerken, gözlerini kapatıp, 'Beni zorla başbakan yapacaklar' sözlerini aktardı.
Cumhuriyet Gazetesi Başyazarı İlhan Selçuk'un gözaltına alınmasından sonra kendisinin de gözaltına alınabileceğini düşündüğünü ve bunun için kendini hazırladığını anlatan Balbay, "Çünkü Cumhuriyet Gazetesi'ne kanca atmışlardı" ifadesini kullandı.
Balbay, programda, evinde gözaltına alınması, emniyet ve savcılıkta ifadesinin alınması konularını detaylarıyla anlattı.
Emekli Orgeneral Şener Eruygur, Emekli Orgeneral Hurşit Tolon ve ATO Başkanı Sinan Aygün ile ayrı hücrelerde kaldıklarını söyleyen Balbay, 5 gün içinde 7 kez sağlık kontrolünden geçirildiğini, bir gece mahkeme kapısındaki koltukta, 4 gece ise emniyetteki büro amir yardımcısının odasında uyuduğunu kaydetti.
Polisin 'Ergenekon' isimli bir terör örgütü olduğuna inandığını gözlenmediğini belirten Balbay, şunları söyledi: "Gözaltına alınışımın birinci gününde avukat Akın Atalay ile konuştum.
Dedi ki, 'Burada ifade verirsen 2 saat sonra gazetelere gidecek' haberin olsun.' Ağır Ceza'da ifade verdikten sonra 5 saat sonra serbest kalınca bir genel yayın yönetmeni beni aradı, "İfaden elimizde kullanacağız, haberin olsun' dedi. Medyaya servis yapılıyor. Bu nedenle gözaltında 'konuşmama' hakkımı kullandım.
Polis içinde bir yapılanma var. Sorgu sürecinde bunlar devreye giriyor ve ifadeleri basına servis ediyorlar. Hurşit Tolon 1. Ordu Komutanı iken ben kendisini ziyaret etmiştim. Tolon'un konuşmasını dinlemişler. 'Bu mesajı verelim Mustafa Balbay bize yardımcı olsun' demiş.
Olayı hatırlıyorum. Sivil toplum örgütünde görevli iken sanırım şehitlerle ilgili gazeteye bir ilan verilecekti. Bunun için aramıştı beni, fiyat vermiştim. Olay bu. Sinan Aygün siyasal bir hareket başlatacaktı, bunu hissettiler. Sorgudan önce bir ara beraber oturduk. 'Bunlar beni zorla başbakan' yapacak diye mırıldanıyordu.
Aygün'ün kafasında belki siyaset vardı. ATO kenetlenmeli ve Aygün'ün çizgisine sahip çıkmalıdır. Ben felaket senaryosu üretmek istemiyorum. Ancak 5 günlük gözaltı süresinin karşılaştığım durumun ve bana yöneltilen soruların ışığında söylüyorum. Bu süreç devam ederse akla hayale hiç gelmeyecek kişiler bile bunun içine sokulabilir.
Kendini dokunulamaz sırça köşklerde sananlar ayaklarını denk alsınlar. 'Bende bu hükümeti eleştirmeyeyim' diyenler ayaklarını denk alsınlar. Hedefleri TSK'yı yıpratmak ve TSK'da göreve gelecek komutanları 'tırnakları sökülmüş' olarak masaya oturtmak".
Bir millete yönelik en büyük tehlike, ordusunu tehdit eden tehlikedir. Mustafa Kemal Atatürk, Türkiye Cumhuriyetini kurarken, gelecekteki muhtemel tehlikeleri de önceden görmüş ve söylemlerinde bu konudaki görüşlerini dile getirmiştir. Ülkesini korumak için Türk Milletinin özellikle Gençlerinin korkmadan birlik olmalarını her daim dile getiren Atatürk, ülkeyi yaşatmanın zorluklarını ve Cumhuriyetçi ve Devrimci inancın önemini Bursa Nutkunda belirtmiştir. BURSA NUTKU Türk Genci, devrimlerin ve cumhuriyetin sahibi ve bekçisidir. Bunların gereğine, doğruluğuna herkesten çok inanmıştır. Yönetim biçimini ve devrimleri benimsemiştir. Bunları güçsüz düşürecek en küçük ya da en büyük bir kıpırtı ve bir davranış duydu mu, “Bu ülkenin polisi vardır, jandarması vardır, ordusu vardır, adalet örgütü vardır” demeyecektir. Elle, taşla, sopa ve silahla; nesi varsa onunla kendi yapıtını koruyacaktır. Polis gelecek, asıl suçluları bırakıp, suçlu diye onu yakalayacaktır. Genç, “Polis henüz devrim ve cumhuriyetin polisi değildir” diye düşünecek, ama hiç bir zaman yalvarmayacaktır. Mahkeme onu yargılayacaktır. Yine düşünecek, “demek adalet örgütünü de düzeltmek, yönetim biçimine göre düzenlemek gerek” Onu hapse atacaklar. Yasal yollarla karşı çıkışlarda bulunmakla birlikte bana, başbakana ve meclise telgraflar yağdırıp, haksız ve suçsuz olduğu için salıverilmesine çalışılmasını, kayrılmasını istemeyecek. Diyecek ki, “ben inanç ve kanaatimin gereğini yaptım. Araya girişimde ve eylemimde haklıyım. Eğer buraya haksız olarak gelmişsem, bu haksızlığı ortaya koyan neden ve etkenleri düzeltmek de benim görevimdir.” İşte benim anladığım Türk Genci ve Türk Gençliği! Mustafa Kemal ATATÜRK