Türkiye'de, BM tarafından dosyası onaylanmış yaklaşık 8 bin mülteci bir başka ülkeye gitmek için bekliyor. Mayıs ayı itibariyle mülteci statüsü alamamış sığınmacılarla birlikte toplam sayı 13 bin 819'e ulaşıyor.
Dünya Mülteciler Günü, gözleri çoğunlukla yoksulluk ve savaş gibi nedenlerle ülkelerinden ayrılmak zorunda kalan "istenmeyen misafirler"e çevirdi. Coğrafi konumu nedeniyle mültecilerin en önemli uğrak noktalarından biri olan Türkiye'de 13 bin 819 mülteci ve sığınmacının dosyası aktif durumda.
-TÜRKİYE'YE EN ÇOK IRAK VE İRAN'DAN SIĞINMACI GELDİ
Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği'nin (BMMYK) verilerine göre, Irak’tan 2 bin 484 kadın, 3 bin 466 erkek, İran’dan bin 775 kadın, 2 bin 477 erkek, Somali’den 721 kadın, 752 erkek ve Afganistan’dan da 426 kadın, 618 erkek Türkiye'ye geldi. Somali, Nijerya, Eritre gibi Afrika ülkelerinden gelenlerin sayısında da son yıllarda artış olduğu kaydediliyor.
Mülteci Destek Programı Koordinatörü Özlem Dalkıran, ANKA’ya yaptığı açıklamada Türkiye’de yaklaşık 14 bin kayıtlı mültecinin olduğunu belirterek, sığınma prosedürüne girmeyenlerin ise düzensiz, hareket halindeki insanlar olarak tanımlandıklarını dile getirdi.
-AVRUPA'DAN GELENLER "MÜLTECİ", DİĞERLERİ "SIĞINMACI"-
Dalkıran, Türkiye’nin 1951 Cenevre Sözleşmesi’ne coğrafi sınırlama getirdiğini aktararak, mülteci ve sığınmacı statülerini şöyle açıkladı:
“Türkiye’de aslında kayıtlı mülteci yok. Yani bunlara ‘sığınmacı’ tanımı getirdi. Türkiye, sadece Avrupa’dan gelen sığınmacılara ‘mülteci’ statüsü tanıyor. Avrupa dışından gelen diğer sığınmacılara burada geçici sığınma sağlıyor. Bu ne demek? BM’ye başvuru yapıyorlar. Burada paralel bir sistem var. Bu süreç içinde İçişleri Bakanlığı’na da başvuruyorlar ve hem BM, hem de İçişleri Bakanlığı başvuru yapanlarla mülakat yapıyor. İçişleri Bakanlığı, yaptığı mülakatla, başvuranın mülteci olup olmadığına bakarak, başvuranların BM’deki dosyaları kapanana kadar ikametlerine izin veriyor. BM’de dosyalar onaylandığında, yani mülteci statüleri tanımlandığında, o zaman BM üçüncü bir ülkeye yerleştiriyor bu insanları.”
-UYDUKENTLERDE YAŞIYORLAR-
Dosyalar BM’de sonuçlanana kadar, bu kişilere, Türkiye tarafından geçici koruma sağlandığını belirten Dalkıran, İçişleri Bakanlığı tarafından, 30’a yakın şehirde “uydukent” adı verilen yerlerde serbest ikamet ettiklerini anlattı. Dalkıran, şehir dışına çıkmalarının, yabancılar şube polisi iznine bağlı olduğunu kaydederek, “Ama kendileri bir ev bulup, kiralıyorlar. Yabancıların, tabi olduğu ikamet harcını ödemek zorundalar” dedi.
Mülteciler, serbest ikamet öncesinde ise misafirhanelerde kalıyor. Helsinki Yurttaşlar Derneği Mülteci Savunuculuk ve Destek Programı tarafından Kasım 2007’de hazırlanan “İstenmeyen Misafirler: Türkiye’de ‘Yabancı Misafirhaneleri’nde Tutulan Mülteciler” adlı raporunda, mültecilerin kaldığı misafirhanelerin, yaşam koşullarına dikkat çekildi. Raporda, misafirhanelerde tutulanların genellikle, hem sözlü hem de fiziksel olarak kötü muameleye maruz kaldığına işaret edildi.
-“ÜLKELERİNDEN, ‘BEN ŞU ÜLKEYE SIĞINAYIM’ DİYE AYRILMIYORLAR”-
Dalkıran, mültecilerin, Türkiye’deki yabancıların çalışmalarına ilişkin yasal gerekliliği yerine getirecek bir patron bulabildikleri taktirde kayıtlı çalışabilme hakları olduğunu aktararak, “Bazıları da kayıtdışı çalışıyor. Araba yıkama, inşaat, meyve-sebze toplamak gibi gündelik işlerde çalışıyorlar ve genelde de hakları gasp edilebiliyor” diye konuştu. Sığınmacıların, her altı ayda bir ikametlerini yenilemek zorunda olduklarını kaydeden Dalkıran, bunun ise, her defasında yeniden ikamet harcı ödenmesi anlamına geldiğini vurguladı.
Dalkıran, mültecilerin, ya savaştan ya devlet zulmünden ya da silahlı grupların zulmünden dolayı ülkelerinden ayrılmak zorunda kaldıklarını kaydetti.
Sığınma hakkının bir “hak” olduğuna dikkat çeken Dalkıran, “Türkiye’de kaldıkları süre bir araf gibi. Ne buraya yerleşebiliyorlar, çünkü her an dosyaları kapatılabilir ve başka bir ülkeye yerleştirilebilirler ya da reddelirse sınır dışı edilecekler. Öyle zor bir durum var” dedi.