19
Mart
2026
Perşembe
ANASAYFA

Öcalan’a gösterilen özen gösterilmedi

Ergenekon soruşturmasını değerlendiren Hüsamettin Cindoruk önemli bir hatırlatma yapıyor: “Gözaltına alınan emekli askerler, PKK’ya karşı yıllarca savaşmış. En azından Öcalan’ın yargılanmasında gösterilen özen onlara da gösterilmeliydi!” Bir de ciddi uyarısı var Cindoruk’un: “Askerlerin, komutanlarına yapılanları içlerine sindirdiklerini sanmıyorum!”

Ergenekon soruşturmasını değerlendiren Hüsamettin Cindoruk önemli bir hatırlatma yapıyor: “Gözaltına alınan emekli askerler, PKK’ya karşı yıllarca savaşmış. En azından Öcalan’ın yargılanmasında gösterilen özen onlara da gösterilmeliydi!” Bir de ciddi uyarısı var Cindoruk’un: “Askerlerin, komutanlarına yapılanları içlerine sindirdiklerini sanmıyorum!”

28 Şubat’ı da sayarsanız, aktif siyasi hayatında tam üç buçuk darbe yaşamış, iki anayasanın hazırlanışına şahit olmuş, parti başkanlıkları, Meclis Başkanlığı, hatta Cumhurbaşkanlığı Vekilliği yapmış merkez sağın önde gelen ismi Hüsamettin Cindoruk, aynı zamanda yılların hukukçusu...Yargının, Türkiye’nin geleceği açısından her zamankinden çok öne çıktığı bugünlerde, bir yandan da uzun süredir unuttuğumuz darbe söylentilerinin yeniden fısıldandığı bir ortamda, sorularımıza en açıklayıcı yanıtları ondan başkasından alamazdık diye düşündük.

Cindoruk, bize Ergenekon soruşturmasında yapılan hataları bir bir anlattı. Yargısal usullerin ayrıntılarına da girerek... Gözaltına alınma biçiminden tutuklanma süreçlerine kadar... Örnek mi, işte size dikkat çekici bir tane; “Öcalan’ın yargılanması sürecindeki özen emekli paşalara gösterilmedi!” Bir de siyasi saptamasını verelim, ki o daha da dikkat çekici, hatta tedirgin edici: “Bir kurumun başını tutukladığınız zaman reaksiyonları hesap etmek zorundasınız. Askerler rahatsız!”

OKKIR’IN ÖLÜMÜNDEN HEM SAVCI HEM DE YARGI SORUMLU

Ergenekon soruşturması kapsamında, emekli orgenerallerin gözaltına alınıp sorgulanması, hatta tutuklanması siyasi tarihimizde bir ilk. Nasıl yorumluyorsunuz?

Benim baktığım fotoğraf şudur: Bir defa hukukçu olarak da, siyasetçi olarak da bilmediğim bir davanın içine girmem. Yalnız davanın metoduna bakmakta fayda var. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 5. Maddesi’ndeki birtakım hükümleri, yargı tahkikat sırasında dikkate almadı. Almadığı için de ihtilaflar çıktı, sıkıntılar başladı. Bu kadar uzun süreli iddianamesiz tutukluluk hali olmaz. Özellikle o 5. Madde’de bu yazıyor. “Bir iddianamenin süresi makul olmalıdır” diyor. Hatta Nabi Yağcı, Nihat Sargın davasında çok kesin kararı var. Yargının metodolojisi yanlış ve Anayasa’daki hükümlere aykırı olmakla kalmıyor, AİHM’deki kararlara da aykırı. 13 ay süreyle iddianame olmaksızın insanları tutuklu tutamazsınız. Adalet katıdır, ama kaba değildir. Adalette nezaket de vardır, insaniyet de vardır, hukukun zarafeti de vardır. Bu sanıklardan biri, Kuddusi Okkır, eğer ölüm döşeğinde serbest bırakıldıysa ve sonra da öldüyse, bundan hem savcı sorumludur, hem de tutukluluk halini kaldırmayan yargı. Savcı ve hakim kendisini sorumsuz, aşırı güçlü sayamaz. Hepimizin gücünün sınırı hukuktur.

Ciddi bir iddia olmasaydı bunca süre tutuklu tutabilirler miydi peki?

En son tutuklamaları veya sorgulamaları bilmiyorum ama ilk sorgulamalardan bu yana geçen süreçte mutlaka sanıkları ve avukatlarını iddianameyle tanıştırmak lazımdı. Bir kere 2 bin 500 sayfa iddianame olmaz. En ağır ceza davasında bile 25-30 sayfalık bir iddianameyle fikrinizi söylersiniz. İddianamenizin temellerini sanığa ulaştırırsınız. 2 bin 500 sayfa dosyada evrak olabilir, dayanaklar, belgeler, çeşitli deliller olabilir. Onları avukatlar inceler... Ama bir de başka bir şey var, yine AİHS’nin 5. Maddesi’nde yazıyor: Sanıklar hakkında gizli tahkikat yapabilirsiniz ama gizemli tahkikat yapamazsınız. Bunlar, gizli tahkikat değil, gizemli tahkikat. Sanığa diyorsunuz ki, ’Sizi tutukluyorum ama suçunuzu gizlilik kararı olduğu için söyleyemiyorum.’ Veyahut ’Sizi gözaltına aldım, ne var ki gizlilik kararı nedeniyle suçunuzun niteliğini, niceliğini anlatamıyorum.’ Bu bir gizemdir. Oysa sır olmaz adalette. Gizlilik olur ama her ceza davasında, her hazırlık soruşturmasında sır olmaz.

En azından savcı, sanıklar hakkında birtakım bilgileri onlara tebliğ etmekle, bildirmekle yükümlüdür. Delilleri açıklamak zorunda olmayabilir ama insanları niçin yargıladığını, neden tutukladığını, neden gözaltına aldığını söylemek zorundadır. Bu tahkikatın eksiği budur. Kemal Alemdaroğlu ve İlhan Selçuk ne dediler? ’Bize gizlilik olduğu için daha fazla bilgi veremeyeceklerini söylediler.’ Böyle bir şey olmaz. Sanığa karşı gizlilik olmaz. Dediğim gibi gizlilik başka, gizem başka. Bir sır perdesi altında ’Ben sizi ihtilale teşebbüsten veya darbe yapmaktan tutukluyorum’ denilemez. O sadece bir klişe laftır. İşin özünü sanık bilmek zorundadır. Neden? Öteki taraf nasıl bir iddianame hazırlığı içindeyse bir seneyi geçen süre içinde müdafaa da, savunma da delillerini hazırlamak zorundadır. Yarın mahkemede karşılaşacaklar çünkü.

VATAN
Yayın Tarihi : 7 Temmuz 2008 Pazartesi 08:54:19


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?
Yorumlarınız
kekik mesaj IP: 88.226.221.xxx Tarih : 7.07.2008 12:02:39

cindoruk bey bir hukukçumu yoksa provakatörmü? “Askerlerin, komutanlarına yapılanları içlerine sindirdiklerini sanmıyorum!” demekle neyi kastediyor. Bu ülke hukuk ülkesi değilmi,demokrasi yokmu? Komutanlara haksızlık yapılmışsa hukuk haklarını teslim edecektir. Yok eğer gerçekten şahsi çıkarları için suç örgütü kurmuşlarsa her türlü muameleye layıktırlar.


Remzi CANGÜVEN IP: 85.110.7.xxx Tarih : 7.07.2008 09:20:16

SAYIN CİNDORUK HUKUKÇU DİLİYLE OLAYI ÇOK GÜZEL ÖZETLEMİŞ.BU VATANIN ÖZ EVLADI OLARAK KENDİSİNİ TEBRİK EDİYORUM VE SAYGILARIMI SUNUYORUM.


El Salud IP: 88.251.50.xxx Tarih : 7.07.2008 13:16:39

Sayın Cindoruk, yargının hızla siyallaştırılmaya çalışıldığı bir dönemdeki tesbitlerinizde çok haklısınız. Bir düşünün ki, iktidarın mülakatla yargıç ve savcı atamalarının sonrasında işin boyutları nerelere varabilecektir. Türkiye, 90 yıl aradan sonra, yine kurtuluş savaşı öncesi günleri yaşıyor. Bugün son altı yılda yabancılara satılan fabrika, tesis, banka, sigorta şirketi, liman, havaalanı, orman ve maden yataklarının yerlerine satınalan firmaların ülkelerinin bayraklarını yerleştirdiğinizde, karşılaştığımız Anadolu manzarası, Sevr sonrasının parçalanmış Anadolusundan farklı değildir. Hala Atatürk devrimlerinin travmasını üzerinden atamadığını söyleyen iktidarın önündeki en büyük engel, ülkesini ve anayasasını savunmayı görev bilen Türk Silahlı Kuvvetleridir. Bu ulusal silahlı gücün yıpratılması; önce Genelkurmay Başkanı için hazırlanan düzmece bir Şemdinli iddianamesi ile başlatıldı. Arkasından ülkesini teröristlere karşı savunan Atatürkçü Düşüncenin savunucusu emekli generallerin tutuklanması ile sürdürülmek isteniyor. Öyleki bu emekli generallerin resimleri, Katar Şeyhi ve Devlet Bankalarının desteği ile ele geçirilen yandaş medyada üniformalarıyla yayınlanıyor. Bugün itibariyle uygulamaya konulacak hayali komplo planları "kaos" başlığı ile sürmanşet yayınlanıyor. Türkiye'nin 90 yıl sonra yeni Ali Kemal'leri yandaş medyada hergün halkın kafasını bulandırmaya çalışıyor. Şimdiki yönetim, 90 yıl önce Atatürk'ü tutuklatıp idam ettiremeyen padişaha göre, kendilerine hedefe daha yakın ve daha fazla yurtdışı destek edinmiş olarak görüyor. Medyalarında yazdıkları gibi bir kaos başlatılmıştır. Ama bu kaos, kendilerince başlatılan ne olduğu halk tarafından ve tutuklananlar tarafından bilinmeyen bir operasyondandan kaynaklanmaktadır. Travma yaşayanlardan sağlıklı davranışlar beklenemiyeceği için bu operasyonda ciddi eksiklerle sürdürülme gayretindedir. Türkiye'de hala Atatürk Devrimlerine ve Türkiye Cumhuriyetine gönülden bağlı yığınlar en azından atalarının vatan sevgisiyle hala sokaktadır ve önlerinde ezbere bildikleri yazılmış bir Kurtuluş Savaşı destanı vardır.


MURAT IP: 88.229.34.xxx Tarih : 7.07.2008 12:15:22

sayın cindoruk un icine ne zaman demokrasi ve adaletle yönetilmeye kalkışılsa hic icine sinmez.