Uluslararası Af Örgütü 2008 raporunda 2007’deki olaylar ele alındı ve TSK'dan PKK'ya ne neler yer aldı.
Türkiye’de insan hakları zemininin ele alındığı bölümde Türk-Ermeni gazeteci Hrant Dink’in Ocak ayında vurulmasını izleyen dönemde bir “hoşgörüsüzlük atmosferinin hakim olduğu” belirtilen raporda, geçen Mayıs’tan itibaren Türk silahlı kuvvetleriyle PKK arasındaki silahlı çatışmalarda önemli bir yükselme görüldüğü bunun insan hakları ihlallerine yol açtığı kaydedildi.
Türkiye’yle ilgili bölümde ülke nüfusu 75.2 milyon olarak ifade edildi. Türkiye bölümünün özetinde, “Artan siyasi belirsizlik ve ordu müdahalelerinin ardından milliyetçi duyarlılık ve şiddet artmıştır. İfade özgürlüğündeki kısıtlılık sürmektedir. İşkence ve diğer kötü muamele ve yürütmedeki görevlileri tarafından aşırı güç kullanımına ilişkin iddialar sürmektedir. İnsan haklarının ihlali konusundaki davalar etkisiz ve yetersiz konumdadır ve adil yargılamaya ilişkin endişeler de devam etmektedir. Göçmenler ve sığınmacıların hakları ihlal edilmektedir. Yerel şiddet kurbanlarına sığınak sağlanmasına ilişkin küçük ilerlemeler sağlanmıştır” denildi.
-İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ –
Raporda düşüncelerin barışçıl biçimde ifade edilmesi üzerindeki kısıtlamanın yasalar ve uygulamalar tarafından sürdürüldüğü, hukukçular, gazeteciler, insan hakları savunucularının taciz, tehdit edildiği, adil olmayan biçimde koğuşturulduğu ve fiziksel saldırıya uğradıkları ifade edildi.
Hrant Dink cinayetine değinilen raporda, “Cinayete ilişkin bir polis soruşturması bir kısım şüphelinin mahkemeye sevkedilmesiyle sonuçlanırken güvenlik güçlerinin bu olaydaki tüm sorumluluğu sorgulanmamıştır” denildi.
-“KİN VE NEFRETE TAHRİK MADDESİ KEYFİ VE KISITLAYICI ÇERÇEVEDE UYGULANIYOR” –
Malatya Yayınevi Katliamına da değinilen raporda, Hristiyanlıkla ilgili yayınlar yapan bir yayınevinde, Nisan ayında üç kişinin elleri ve ayakları bağlandıktan sonra boğazlarının kesildiği, olaya ilişkin davanın Kasım ayında başladığı anımsatıldı, “ ‘Vatandaşlar arasında kin ve nefreti tahrik eden’ Ceza Yasası’nın 216’ncı maddesi, keyfi ve son derece kısıtlayıcı bir çerçevede uygulanmaktadır” ifadesi yer aldı.
- DOKUNULMAZLIK –
Türkiye bölümünün “Dokunulmazlık” başlığını taşıyan kısmında kamu görevlileri tarafından işlenen insan haklarını ihlal suçlarına yönelik soruşturmaların “hatalı”, açılan davaların ise “yetersiz” olduğu belirtildi. Resmi insan hakları mekanizmasının da “etkisiz” kaldığı belirtilirken güvenlik birimlerine daha fazla silah kullanma yetkisi veren son yasa değişikliklerine değinildi. Değişiklikte uyarı ateşine karşın kaçan şüphelilerin vurularak durdurulmasının yer aldığı anımsatıldı.
UAÖ raporunda, “Nisan’da Ahmet Kaymaz ve 12 yaşındaki oğlu Uğur’u evlerinin dışında öldürmekten yargılanan polis görevlileri beraat ettiler. Görevliler ölümlerin silahlı çatışma sonucu meydana geldiğini söylüyorlardı ancak adli tıp raporları her iki kurbanın yakın mesafeden birden fazla atış sonucu vurulduklarını göstermiştir” denildi.
Şemdinli olayındaki cezalandırmalar ardından askeri yüksek mahkemenin verilen cezaları bozduğunu ve iki askeri güvenlik görevlisinin görevlerine döndükleri kaydedilen raporda şu olay da yer aldı:
“Kasım ayında 10 polis memuru 2002 yılında İstanbul’da yaşanan bir gözaltı olayında iki kadına işkence yaptıkları gerekçesiyle açılan davada suçlu bulunmadı. ‘Y’ ve ‘C’ adlarındaki iki kadının dövüldükleri, çırılçıplak soyuldukları ve üzerlerine basınçlı soğuk su sıkıldığı ve kadınlara tecavüz girişimine bulunulduğu belirtilmişti. Davalıların talebi üzerine istenen yeni bir tıbbi raporu izleyen hükümde ‘işlendiği belirtilen işkence suçuna ilişkin kesin bir delil’ bulunamadığı belirtilmiştir.”
-BOLŞEVİK PARTİSİ –
Raporda ayrıca adil yargılamaya ilişkin endişelerin sürdüğü, bunun özellikle anti-terör yasaları altındaki davalar için geçerli olduğu iddia edildi. Gereğinden fazla uzayan davalarda işkence altında alınan ifadelerin kanıt olarak kullanıldığı iddialarına değinilirken şöyle denildi:
“Haziran ayında Mehmet Desde, diğer yedi kişiyle birlikte ‘yasadışı bir örgüt’ olan Bolşevik Partisi (Kuzey Kürdistan/Türkiye) üyesi olmaktan hapis cezasına çarptırıldı. Bolşevik Parti şiddete başvurmamış, savunmamış ve şiddetle bağlantı kurmamış, cezalandırılanların bu yöndeki bağları kanıtlanmamıştır. Mehmet Deste hakkında verilen hüküm, büyük ölçüde işkence altında alındığı iddia edilen ifadelere dayandırılmıştır.”
PKK eylemlerinde yer aldığı iddiasıyla tutuklanan Selahattin Ökten’in 2007’nin büyük bölümünü yargılama öncesinde hapisanede geçirdiği, suçlamanın daha sonra geri alınan ve işkenceyle elde edildiği iddia edilen ifadeyi veren bir tek tanığa dayandırıldığı da belirtildi.
- TARTIŞMALI ÖLÜMLER –
Raporun “Tartışmalı ölüm vakaları” bölümünde polisin yasadan aldığı “güç kullanma” yetkisinin kimi durumlarda aşırı biçimde kullanıldığı, kamu görevlileri hakkında aleyhte kanıt bulunan kimi durumlarda uzlaşmaya gidildiği kaydedildi.
- BAŞBAKAN’IN KADINLARA YARDIM İÇİN TELEFON HATTI DİREKTİFİ SONUCA KAVUŞMADI –
Raporda diğer bazı örneklere de şöyle yer verildi:
“Yerel şiddetin kadın kurbanlarını korumaya yönelik yasal düzenlemeler ve yasalar yetersiz biçimde uygulanmaktadır. Sığınma evlerinin sayısı, nüfusu 50 binin üzerinde bulunan tüm yerleşimlerde kadınlar için sığınma evleri kurulmasını gerektiren 2004 belediye yasası değişikliklerinde şart koşulan miktarın oldukça altında kalmaktadır. Başbakan’ın Temmuz 2006’da şiddet kurbanı kadınlar için bir ‘telefon yardım hattı’ kurulmasına yönelik direktifi yıl sonu itibarıyla sonuca kavuşmamıştır.”
Raporun “Türkiye’de insan haklarının zemini” bölümüne şöyle devam edildi:
“Parlamentonun yeni bir cumhurbaşkanı seçmedeki yetersizliği temmuz ayında erken parlamento seçimlerinin yapılmasıyla sonuçlanmıştır. Hükümet yeniden seçilmiş ve ağustosta parlamento Abdullah Gül’ü yeni Cumhurbaşkanı olarak seçmiştir. Eylül’de hükümet büyük bir anayasa tadilatı için bir komisyon atamıştır. Kasımda Anayasa Mahkemesi Kürt yanlısı DTP’nin yasaklanmasına ilişkin süreci başlatmıştır.
Bilinmeyen kişi ya da gruplar tarafından sivil hedeflere yönelik bombalı saldırılar düzinelerce insanın yaralanmasına ve ölmesine yol açmıştır. Mayıs ve ekim aylarında İzmir’de patlayan bombalar iki kişinin ölümüne ve birçok kişinin yaralanmasına neden olmuştur. Mayıs ayında Ankara’nın Ulus merkezindeki bir bomba dokuz insanı öldürmüş ve 10’den fazla kişinin yaralanmasına yol açmıştır. Ekim ayında Şırnak’ta bir minibüse yapılan saldırı çok sayıda zayiatla sonuçlanmıştır.
Aralık ayında Türk silahlı güçleri ağırlıklı olarak Kürt nüfusuna sahip Kuzey Irak’ta PKK üslerine yönelik müdahale başlatmıştır.”
Kasım ayında avukat Eren Keskin’in “Kürdistan” sözcüğünü kullandığı için bir yıl hapis cezasına çarptırıldığı, cezanın daha sonra 3300 lira para cezasına çevrildiği belirtilen raporda, DTP’li Van Belediye Başkanı Gülcihan Şimşek’in Abdullah Öcalan’a “Sayın” dediği için bir yıl hapis cezası aldığı da anımsatıldı. Cezalandırmaların terörist örgüt ya da amaçlarına yönelik propagandadan verildiği anlatıldı.
UAÖ raporunda insan hakları savunucuları hakkında barışçıl etkinlikleri dolayısıyla davalar açıldığı iddia edilirken şu örnekler sayıldı:
“-Ocak’ta Uluslar arası Af Örgütü Türkiye biriminin banka hesapları İstanbul Valiliği’nin yasadışı para toplama iddialarını temel alan talebi üzerine donduruldu, yöneticileri aynı suçlama dolayısıyla para cezasına çarptırıldı. Şubenin itiraz başvuruları yıl sonuna değin çözümsüz kaldı.
-Haziran’da İnsan Hakları Derneği’yle ilgili üç kişi 200’deki ‘hayata dönüş’ operasyonunu eleştirdikleri için iki yıl 8 ay hapis cezasına çarptırıldı.
-Zorunlu askerlik karşıtı harekette yer aldıkları gerekçesiyle Serpil Köksal, Murat Dünsan ve İbrahim Kızartıcı adlı kişiler hakkında dava açıldı. Bu kişiler yıl sonunda beraat ettiler.”
ne milliyetçiliği kardeşim bu memleketin en milliyetçisi avrupanın en sosyal demokratından daha az milliyetçidir gelsinler bu raporu yazanlar benimle görüşsünler hala bi almanla bi ingiliz bi fransız aynı masaya bırak aynı restorantda bile oturamazlar bizim ülkemizde varsa oda kürt milliyetçiliğidir dağdakilerden bellidir bizim milletimiz ermeni yahudi milliyetçiliğini destekler kendi milliyetçiliğini bile kabul etmez bu tamamen ya türk milliyetçiliği hortlarsa korkusu raporudur gaye türk milliyetçiliği ruhu canlanmasın olanlarda zaten çeşitli senaryolarla ergenekon falan gibi uydurma şeylerle içeri tıkılıyor ortalık temizleniyor geleceğe yatırım yapıyorlar kardeşim ilerde zorluk olmasın temizlik imanın şartıdır politikaları humeyni gelince uygulamıştı bizimkiler o düzeni oturtmadan uyguluyor irandan daha ileri görüşlüyüz ya ondandır