YouTube yasağına alışmıştık ki, bu kez Google'ın çeşitli servislerine uygulanan IP yasağıyla tanıştık. Adı konulmamış bir sansüre dönüşmüş erişim engellemelerini ve 5651 sayılı yasanın sonuçlarını, bilişim âlemiyle konuştuk
İnternet yasaklarıyla birkaç yıldır yüz yüzeyiz, ancak içinde bulunduğumuz haziran ayında erişim engellemeleri belirgin bir ivme kazandı. Bu ivmenin nedeni, Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı'nın (TİB) YouTube engellemesi ile ilgili mahkeme kararını yetkisiz bir biçimde yorumlayarak giriştiği IP bloklamasıydı. Bu siteyle aynı IP'leri kullanan birçok Google hizmetine erişilemedi ve tüm internet kullanıcıları mağdur oldu. İnternet yavaşladı, ağırlaştı, saç baş yoldurdu.
Kullanıcılar Google Docs'da bulunan dosyalarına erişemedi; Google Analytics kullanan bütün sitelere erişimde sorun çıktı; Google Calendar üzerinde randevu tutulan kayıtları kayboldu; Türkiye gibi ülkeler için vazgeçilmez hale gelen Google Translate çalışmadı; Google Groups ile haberleşen gruplar seslerini kaybetti; Google Scholar kapsamındaki eğitim kaynakları erişilemez hale geldi; Google Sites ve Google Blog'da bulunan binlerce blogla bağlantı kesildi; Gooogle Photos'a fotoğraflarını, görsel malzemelerini yükleyenler, Google Images'da görsel arayanlar sıkıntı yaşadı; Google'ın arama motoru tam randımanlı çalışmadı; Gmail gitti geldi, milletin yüreğini hoplattı.
YouTube'u söylemeye bile gerek yok, o zaten 'engelli'. Herkes 'neler oluyor' diye meraklanırken, internet hizmet sağlayıcılarına TİB'den bir eposta geldi: "3 Haziran 2010 tarihinde Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı'ndan firmamıza iletilen karar sebebi ile Google'a ait bazı IP'lere hukuksal nedenlerden dolayı erişim engellenecektir. Erişimi engellenen IP'ler dolayısıyla, Google'ın bazı uygulamalarına erişememe ya da yavaşlık yaşanması beklenmektedir..." Bu haberi takiben, TİB'in bu sefer de Google'ı mı engellediği tartışılmaya başlandı. Akabinde yapılan resmi açıklama ise parmak ısırtıcıydı: "Tarafımızca tesis edilen işlem, Ankara 1. Sulh Ceza Mahkemesinin 05/05/2008 tarihli ve 2008/402 No'lu kararı gereği erişimi engelli olan, http://www.youtube.com internet adresine ilişkin IP adreslerinin güncellemesinden ibarettir. Sonuç olarak http://www.youtube.com'a erişim amacıyla kullanılan ve tarafımızca engelleme tedbiri kapsamında güncellenen IP adreslerinin arkasında farklı şirketlere ait alan adı veya çeşitli hizmetlerin barındırılması bu şirketlerin kendi tercihleri ve sorumluluklarındadır." Yani TİB açıklamasında Google'ı değil, YouTube'u engellediğini söylüyor ve YouTube'e tek bir IP atamayan Google'un suçlu olduğunu öne sürüyordu. Bu arada Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım'ın Google'ı hedef alan açıklamaları da işin vahametini gözler önüne serdi. Yıldırım, "Bu site Türkiye Cumhuriyeti ile mücadele ediyor," demekten kaçınmadı ve YouTube'un yerli sürümünü Türkiye'de açmasının ve Türk hukuk sistemini tanımasının gerektiğini öne sürdü. Uzmanlar ise bu paylaşım sitesinin Türkçe versiyonunu açmak zorunda olmadığını, zaten söz konusu Atatürk'e hakaret içeren videolara Türkiye'den ulaşmanın da mümkün olmadığını savunuyor.
BAKAN NE DEDİ?
Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, sorulan bir soruyu şöyle yanıtlamıştı: "Biz Google'a çok iyi niyetli yaklaştık. Yasakları ortadan kaldırmak konusunda, YouTube'un erişim yasaklarının giderilmesi konusunda yardımcı olmak istedik. Adamlarla çeşitli kereler masaya oturduk, konuştuk. Bizi ciddiye bile almadılar. Bizimle alay eder gibi, YouTube'a Türkiye'den erişimi olanaklı kılacak oyunlar oynuyorlar. Google'ın kullandığı yasaksız IP'leri, YouTube'a veriyorlar ki, arkadan dolanarak yasağı etkisiz kılsınlar. Adamlara diyoruz ki, 'Gelin Türkiye'de bir temsilcilik açın, bizimle ilgili yasal sorunlarınızı burada çözmeyi deneyin. Reklam topluyorsunuz, iyi paralar kazanıyorsunuz, bunun vergisini Türkiye'de verin'... Burası kabile devleti değil; Türkiye Cumhuriyeti. Adamlar hakkında açılmış 30 küsur dava var; Türk mahkemelerini ciddiye alıp o davalara itiraz dahi etmiyorlar. 'Biz küresel bir şirketiz işinize gelirse,' diyorlar. Sen benim hukukumu ciddiye almıyorsan, ben de seni ciddiye almam. Sahibi oldukları YouTube'a karşı uygulanan cezanın haksız olduğunu söylüyorlar. Niye Türk hukuk sistemini ciddiye alıp mahkemeye itiraz etmiyorlar, neden hukuk yoluyla mücadeleyi seçmiyorlar? Niye bu ülkeye kaydolmaktan imtina ediyorlar? Niye İsrail'de, Almanya'da temsilcilik açarken Türkiye'de açmıyorlar? Beni yasakçı saysınlar, o hiç umrumda değil. Ama bu konu Google'ın bu ülkeyi ne kadar hafife aldığını gösteriyor. Kimse bu ülkeyi hafife alamaz. İsrail'i baş sıraya koyacak, Türkiye'yi muhatap almayacak. Olmaz böyle şey."
NASIL KAPATILIYOR?
Site engellemeleri, ilgili site konusunda 81 ildeki mahkemelere ya da Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı'na (TİB) yapılan şikâyetlerin haklı bulunması durumunda alınıyor. TİB sadece 5651 sayılı kanun kapsamına giren dokuz katalog suçla ilgili şikâyetler konusunda karar alma yetkisine sahip. Ancak sitenin yurtdışında olması durumunda, bu sayfanın kaldırılmasının istenmesi zorlaşıyor ve zaman alıyor. Böyle bir durumda sitenin tamamı kapatılıyor ancak çeşitli sorunlar da yaşanıyor. Sorunlardan ilki, mahkemelerin verdiği erişime engelleme kararlarında ilgili sitenin kendini savunma hakkı olmayışı. İkinci sorun ise, 81 ildeki 900 kadar ilçeden, herhangi birinde dava açılabiliyor ve ilgili sitenin bu dava peşinde koşması gerekiyor.
YASADAKİ SORUNLAR
5651 nolu yasa çok hızlı bir şekilde, kamoyunda yeteri kadar tartışılmadan, uzman sivil toplum kuruluşlarının çığlıkları arasında, çocuk pornosu bahanesiyle, 'temiz internet' söylemleriyle çıkartıldı. Böyle bir yasa Avrupa Birliği ve modern dünyada yok. Yasa metnine son anda 'Atatürk'e ilişkin suçlar' da eklendi. Türkiye, Avrupa Siber Suçlar Sözleşmesi hazırlıklarına katılmış olmasına rağmen sözleşmeyi imzalamayan ülkelerden biri. Bugün, Türkiye'nin herhangi bir yerindeki bir mahkeme, bir bilirkişiye bile başvurmadan, pek çok nedenle, tedbir kararı olarak bile, bir web sitesindeki tek bir nesne yüzünden milyonlarca nesne içeren bir web sitesine erişimi kapatabiliyor. Mahkemeler tarafından web sitelerine erişimin yasaklanması kesin bir engelleme sağlamıyor, internet hakkında biraz teknik bilgisi olan bir kişi tarafından başka yollarla hâlâ bu sitelere ulaşabiliyor. Uygulanan yasaklamalar, haklı bir nedene dayansa bile, en başta Türkiye halkını cezalandırıyor ve insanları bu yasakları aşma yollarını aramaya itiyor. Bir alan adına erişimin tamamını kapatmak ya da bir alan adına ait IP numarasına erişimin tamamen kapatılması, bir kitap yasaklamak için koca bir kütüphaneyi, bazen de bir kütüphaneler kümesinin tamamını kapatmak gibi. Aslında bir web sitesindeki tek bir nesneye yasak koymak isteniyorsa, bu teknik olarak mümkün. Ancak 5651 sayılı yasa sadece nesnelere erişimin yasaklanmasına izin vermiyor. Yasaya göre tüm web sitesine ve hatta belli bir IP numarasındaki tüm web sitelerine erişim engelleniyor.
VİDEOLAR ZATEN GÖRÜNMÜYOR
MUSTAFA AKGÜL (İnternet Teknolojileri Derneği Başkanı, Bilkent Üniversitesi öğretim üyesi)
"Bu yasak, bir mahkememizin yetki alanını tüm dünya olarak görmesi nedeniyle devam etmektedir. Devlet ricali yasağı eleştirmekte, ama yasağı kaldıracak çabayı da hiç kimse göstermemektedir. 'Zararlı içeriği', modern dünyaya paralel ve yurttaşları bilinçlendirerek büyük ölçüde çözmek mümkündür. Ülke olarak yasaklama refleksinden vazgeçip, interneti yaşamımızı kolaylaştırmak, demokrasimizi geliştirmek, toplumsal kalkınmayı sağlamak, dünya ile rekabet için kullanmaya odaklanmamız gerekir. YouTube yasağına konu olan 10 videonun yarısı kaldırılmış, yarısının ise Türkiye'den erişimi youtube tarafından engellenmiştir. Mahkemelerimiz, dünya üzerindeki Türkler yoluyla, yetkisini tüm dünya olarak görmektedir. Böylece kendi ifade özgürlüğü normumuzu ve yasakçı bakış açımızı tüm dünyaya empoze etmeye çalışıyoruz. Ülkemiz, adı konmadan, dünya internetine savaş açmıştır. Yasakçı bir bakış açısıyla, dünyadaki tüm yer sağlayıcıların Türkiye'de kayıt olmasını istemekteyiz. Tedbir olarak verilen kararlar, yargılama yapılmadan kesin karar gibi uygulanmaktadır. Ülkemiz, internetin potansiyelini kavrayamadığı için, matbaadaki gecikmeye benzer bir mantıkla, interneti yasaklamaktadır. Ülkemizdeki yasaklamaları tetikleyen, 5651 sayılı yasa aceleye getirilmiş, internetten korkan bir felsefeyle yazılmış, bir tepki ve yasaklama yasasıdır. Özgürlükler ve güvenlik dengesinin, özgürlük aleyhine bozulduğu, 'internette benim istemediğim kuş, ne pahasına olursa olsun uçmasın' bakış açısıyla, evrensel hukuk ve Anayasa'nın temel ilkelerinin feda edildiği bir düzenlemedir."
YASAKLAMA ÇÖZÜM DEĞİL
FATİH SARI (Bilişim Muhabirleri Derneği Yönetim Kurulu Başkanı)
"Türkiye, kendine has kural ve yasalarla yönetilen bir ülke, malumunuz. Normal olmayan bu yasaklar ve beraberinde getirdiği komik hale gelen süreç. Düşünsenize dünyanın en büyüğü olduğu iddia edilen bir şirket koskoca Türkiye Cumhuriyeti devletini muhatap almıyor. Ya da bir ülkenin konuyla dolaylı yoldan ilgili bakanı 'Bana vergi vermeyeni ben bu ülkede neden barındırayım ki,' benzeri açıklamalar yapıyor. Benim şahsi fikrim bu iki tarafın bir araya gelip sorunu ortak yoldan çözmeleri. Zira artık yeni bir dünya düzeninden bahsediyoruz. İnternetle ve onun yarattığı para kazanma yöntemleriyle mevcut mevzuatların aynı doğrultuda olması gerekiyor. Bu ve benzeri sıkıntılar yazılım tarafında da yıllardır yaşanır ve çözümü yönünde çok da çaba harcanmadığını düşünenlerdenim. Öte yandan bu kararlara imza atanların yeterli teknik bilgiden uzak olduğunu da görmekteyiz. Zira internet, teknolojik altyapısı ve doğası gereği her türlü erişim engelinin her halükarda aşılabileceği bir ortamdır. Bir karar alıp, kendileri için hiç bir yasal bağlayıcılık içermeyen şahıs, şirket ve servislerin bu karara uymasını beklemek, içinde bulunduğumuz teknoloji çağında olumsuz bir durum olmaktan öteye geçmemektedir. Bu sürecin bir yasak ve engel anlayışı ile sürdürülmesi Türkiye'nin zaten bu yasaklar nedeniyle zedelenen imajıyla birlikte ilerleyen dönemlerde uluslararası platformdaki saygınlığına daha fazla zarar vereceğini de düşünüyoruz. İnternet, içeriği her ne olursa olsun geneli itibarıyla sınırların ortadan kalktığı bir özgürlük platformu olup, yasaklamalarla tavır alınabilecek bir tüzel veya gerçek kişilik değildir."
İNTERNET YAYINCILARINDAN SOMUT ÖNERİLER
Zararlı içeriğin uyarılıp kaldırılması esas alınmalı. Uyarıya rağmen içerik kaldırılmamışsa 'nesne temelli filtreleme' uygulanmalı. YouTube örneğinde olduğu gibi 'alan adından engelleme' son çare olarak ve o alan adında bütün içeriğin zararlı olması halinde uygulanmalı. IP adresinden engelleme, çok özel koşullarda ve o IP adresinde var olan bütün alan adları tamamıyla zararlı içeriğe sahipse uygulanmalı. Kamu politikası tartışılmalı ve yasanın amacına ulaşıp ulaşmadığı kontrol edilmeli. Kamuoyu bilinçlendirilmeli, yasanın altyapı eksikliği ile yargıdaki teknik bilgi eksikliği giderilmeli. Bilişim ortamında işlenen suçlarla mücadele bakımından, siber suç ve kişisel verilerin korunması konularının ele alındığı uluslararası hukuk metinlerine bir an önce taraf olunmalı. 5651 sayılı yasanın aksayan yönleri düzeltilmeli.
Blogerlar: Sansür özgürlüğün ihlali
27.06.2010 Fırat Yıldız ve Deniz Tan, internet delisi iki reklamcı. Elma+Alt+Shift adlı blogun sahibi olan Yıldız ve Tan, internetteki sansüre karşı önce kendi bloglarını gönüllü olarak kapattılar. Daha sonra bu kendiliğinden bir protestoya dönüştü. Şimdi bu ikili internetteki sansür uygulamalarına karşı www.sansuresansur.org adlı sitelerinde mücadelelerini yürütüyorlar. İşte onların söyledikleri: "Gerçek hayatta suç olan şeylerin sanal hayatta da suç sayılması normaldir. Kimse birini öldürüp, bunun videosunu yayınlamamalıdır. Aynı şey tecavüz, çocuk pornosu, uyuşturucu madde temini ve benzeri konular için de geçerlidir. Ancak, bir zararlı içerik nedeniyle tüm sitenin kapatılması anlaşılır bir şey değil. Gerçek hayatta suç teşkil etmeyen şeylerin sanal ortamda keyfi faktörlerle engellenmesi sansürdür. Bazı kurallar koyulacaksa, bu açıkça tanımlanmalıdır. Her önüne gelen, mahkemeye başvurup site kapattıramaz. Müstehcenlik, intihara özendirme gibi belirsiz söylemler tek başına site kapatmaya yeterli olmamalıdır çünkü bunlar beraberlerinde 'kime göre' sorusunu getirecektir. Ülkemize edilen hakaretlerin cezası bize değil, o hakaretleri edenlere kesilmelidir. Sansürün her türlüsüne karşı durmak gerekmektedir çünkü sansür, bilgi alma özgürlüğümüzün kısıtlanması, haklarımızın çiğnenmesi ve bizim için neyin doğru olduğuna başkalarının karar vermesi demektir."