Sakıp Sabancı, “Arkadaş... Yapcaz... Edcez... Diyerek lafı dolandırma. Ne yaptınsa sen bana onu anlat...” derdi.
Sabancı Üniversitesi Rektörü Tosun Terzioğlu da geçen gün üniversite öğretim üyelerinin araştırma konusunda neler yaptıklarını anlattı.
Sabancı Üniversitesi’ne 2000-2008 yılları arasında 257 araştırma projesi için değişik kaynaklardan yaklaşık 40 milyon YTL fon sağlanmış. Fon sağlanan araştırma projelerinden 132’si tamamlanmış.
Bu dönem içinde Sabancı Üniversitesi bünyesinde 20 buluş gerçekleştirilmiş. Bunların 11’i için patent başvurusu yapılmış. Başvuruların 2’si sonuçlanmış. Patentlerden biri uluslararası alanda, öbürü Avrupa alanında tescil edilmiş. Sabancı Üniversitesi öğretim üyelerinin 150’nin üzerinde uluslararası tescilli patenti varmış.
Sabancı Üniversitesi’nde 227’si tam zamanlı (full time) 274 öğretim üyesi var. Lisans öğrencileri sayısı 2.478; öğretim üyesi başına yaklaşık 9 lisans öğrencisi düşüyor.
Bütün dünyada araştırma, üniversite eğitiminin bir parçasıdır. Üniversitelerin öğretim üyelerini araştırmaya yöneltmeleri, araştırma için gerekli şartları sağlamaları önem taşıyor. Sabancı Üniversitesi’nde araştırma ve geliştirme çalışmaları için 64 laboratuvar mevcut. Bu laboratuvarlardaki alet-edevat yatırımı 15 milyon dolar dolayında.
Araştırmasız olmuyor
Öğretim üyelerini araştırmaya yöneltmek, araştırma fonlarından yararlanmak, araştırma sonuçlarını değerlendirmek için Sabancı Üniversitesi şemsiyesi altında ayrı bir örgütlenmeye gidilmiş.
Rektör Tosun Terzioğlu örgütlenmeyi şöyle anlatıyor: (1) Üniversitenin “Araştırma ve Lisansüstü Politikalar Direktörlüğü, Türkiye’deki ve yurtdışındaki araştırma fırsatlarını izliyor, araştırmacılara duyuruyor, araştırmacıları teşvik ediyor, projenin alınması aşamasında araştırmacılara yardımcı oluyor. (2) ”Proje Yönetim Ofisi”, bir proje alındıktan sonra bürokratik işleri yürütüyor. (3) Sermayesi üniversiteye ait” Inovent-Fikri Mülkiyet Hakları Yönetim, Ticaret ve Yatırım Şirketi A.Ş.” araştırmaların ve patentlerin uygulamaya dönüştürülmesine destek veriyor.
Kaynak sorunu yok
Rektör Tosun Terzioğlu’nun verdiği bilgiye göre, AB’nin 6’ncı Çerçeve Programı kapsamında sağlanan araştırma fonlarından üniversitenin öğretim üyesi başına düşen araştırma bütçesi 27 bin euro. Bu kategoride Sabancı üniversitesi diğer üniversiteler arasında lider konumda. AB’nin 7’nci Çerçeve Programı kapsamında 8 proje için 1 milyar euro’yu aşkın destek sağlanmış. Üniversite 2007 yılı TÜBİTAK projelerinde de öğretim üyesi başına en yüksek desteği alan üniversite olmuş.
Bütün bunları Sabancı Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Mete Soner’in “Bilimin Sınırlarını Zorlayan Matematik Projesi” ile AB’den 880 bin euro’luk destek alması nedeniyle düzenlenen toplantıda öğrendim. Ödülün önemini Meral Tamer geçen perşembe köşesinde yazdı.
Herhalde başka üniversitelerimizde de böyle “iyi şeyler” oluyordur. Ama bunları duyamıyoruz. Öğrenemiyoruz. Keşke onlar da iyi haberlerini duyursalar, biz de okuyucularımıza aktarsak. (Sakıp Sabancı derdi ki: “Arkadaş, malını anlatamıyorsan, tanıtamıyorsan, dünyanın en iyi malını yapmışsın... Kim bilir? Kim alır? Hiçbir işe yaramaz.)
Haberden anlaşıldığına göre üniversite demek "araştırma" yapan kurum demek olmalı.. Ama nerdee.. İlk 500 içinde tek bir üniversitemiz dahi yok.. Ayrıca YÖK ÖSYMnin iş bilmezliği başka alanlarda da tezahür etmiş ve kontenjanlar boş kalmıştır.. Bu yetmezmiş gibi, mevcut ÖSS ve KPSSyi her yıl birincilik alan öğrenciler ve dersaneler adete ekmek kapısına döndürmüşlerdir. Şu anki YÖK ve ÖSYM zihniyeti, işte böyle çarpıklıklar üretmektedir.. Otuz yıl önce Kenan Evrenin kurdurduğu ve adını YÖK koyduğu bu kurum artık ülkemizi ve ve içinde yaşayanları sıkmaya başlamıştır. Müspet ve muşahhas manada, bilim-teknoloji ve bunların topluma yansıtılması için YÖK ve alt kuruluşu olan ÖSYM tarafından yapılan bir şey gözükmemektedir. Şayet olsaydı, dünyanın bildiği tek bir TÜRK şirketi olurdu.. Fin şirketi NOKIA, Kore şirketi SAMSUNG, vs. gibi.. Hindistan bile iyi yetişmiş insan gücü ile dünyanın büyük şirketlerinin muhasebe hesablarını internet üzerinden tutuyor ayrıca yıllık 100 milyar dolarlık bilgisayar yazılımını ihraç edebiliyor. Bunları düşündükçe YÖK ve ÖSYM tarafından sanki kasıtlı olarak geri bırakıldığımız şüphesi içimi kaplıyor.Bence özellikle ÖSYM üzerinde bir ıslahat yapılmalı ve bu kurumun "zihniyeti" değiştirilmeli. ÖSYMnin başına KPSS ve ÖSS gibi hayati öneme haiz ve ülkemizin istikbalini yakından alakadar eden sınavların "modelini" değiştirecek yöneticiler atanmalı. Bu sınavların "muhtevası" ve "soru tipleri", %99u Türkçe olmayan interneti kullanabilecek yab.dil bilen, dünya ve AB idealimize uygun memurları secebilecek şekilde dizayn edilmeldir. Ancak bu insan modelleri ile çağı yakalamamız mümkün olacaktır.Bu sınavlardaki dil bilen insan almama politikasına son verilmelidir. saygılar