En zevkli derslerden biri olması gereken ‘Edebiyat’ dersleri hâlâ okullarımızın en sıkıcı dersleri arasında sayılıyor. Oysa bu ders bizlere kelimeler ve dilin inceliklerini tattıracak bir ders değil miydi? Bu konuyu gündemine alan Milli Eğitim Bakanlığı da, müfredatı 2005 yılında yenilenen lise ‘Türk edebiyatı’ dersindeki eksikleri, alan öğretmenlerine sordu.
Türkiye’nin 28 ilindeki 310 Türk dili ve edebiyatı öğretmeni, Türk edebiyatı dersinin müfredatı ile ders kitabını masaya yatırdı, program ve kitaplara sert eleştiriler yöneltti. Yeni müfredatın esasına ilişkin öğretmenlerin bir eleştirisinin olmadığını belirten Talim ve Terbiye Kurulu ise öğretmenlerin tespitlerinden ‘yerinde görülenlere’ ilişkin müfredatta değişiklik yapma kararı aldı.
Buna göre, derste işlenen 100 metin, ‘çok uzun ve dili ağır, öğrenciler anlamıyor, öğrenci seviyesine uygun değil, ilgisini çekmiyor, seçilen parça konuyu yansıtmıyor, değiştirilmeli’ gibi eleştirilerin muhatabı. Öğretmenleri, özellikle divan edebiyatı metinlerinin ağırlığı ve yanlış metin seçimi nedeniyle öğrencilerin ‘sıkıldığını’ belirtiyor. Bazı öğretmenler ise edebiyat ders kitaplarında ‘akademik düzeyde bilgi ağırlığı’ olduğunu, ‘ilköğretimden gelen öğrencinin bu bilgilerle Türk edebiyatını sevmesinin mümkün olmadığını’ savunuyor.
İl il yapılan değerlendirmelerde bir ilin edebiyat kitaplarına ilişkin iddiası ise dikkat çekici: “Kitabın problemi görsel öğelerden değil muhtevasından kaynaklanıyor. Ders kitabı değil, âdeta bilgi ve etkinlik çöplüğü. Lütfen akademisyenler bu işten elini eteğini çeksin. Ömründe öğrenci ve sınıf görmemiş kişilere hazırlatılırsa olacağı budur. İyi niyetten şüphemiz yok; ama akademisyenler yıllardır illallah dediğimiz ve hiçbir şey vermeyen, tersine alıp götüren pedagojik kitaplara benzettiler ders kitaplarını. Bilimsel (filmsel) metinlerle estetik zevk verilemez.” Edebiyat öğretmenleri ayrıca ‘konuşan robot’ etkinliğinin programdan çıkarılmasını istiyor. “Bir robotun konuşması ile insan konuşması karşılaştırılır. Ses akışının farklılığına dikkat çekilir.” kazanımı için ‘konuşan robot bulma zorluğu’na dikkat çeken öğretmenler, etkinliğin değiştirilmesi gerektiği konusunda birleşiyor.
Okuma alışkanlığı kazandırılamıyor
Öğrencilere ‘okuma alışkanlığı kazandırılması için pek çok şey söylendiğini, yine de kitap okumada istenilen seviyeye ulaşılamadığını’ vurgulayan edebiyat öğretmenleri, kitap okumanın karşılığında öğrencilere not verilebileceği ve karnede bunun yer alabileceği önerisinde bulunuyor. Öğretmenler, okuma alışkanlığı için 100 Temel Eser’in yanında zümre öğretmenlerince belirlenen kitaplardan sayılı aralıklarla sınavlar yapılabileceğini söylüyor. ‘Okuma zevki ve alışkanlığını geliştirmek’ için kitaplara konulan parçaların nitelikli olmadığını düşünen öğretmenler, öğrencilerin sevebileceği, rahat anlayacağı ve seviyelerine uygun parçalar konulmasını istiyor.
Öğretmenlerin, Türk edebiyatı dersine ilişkin eleştirilerinden bazıları
Aynı dönemden seçilen ve hemen hemen aynı tür eserlerin verilmesi gereksiz. Örneğin Danişmendname, Battalname… Öğrencilerin ilgisi dağılıyor, hatta bıkıyorlar.
Şairleri ve yazarları tanıtan metinler, sanatçının edebi kişiliğini yansıtmıyor. Örneğin Baki ve Fuzuli’den alınan gazeller daha ünlü gazellerle değiştirilebilir. Baki’den “Kanuni Mersiyesi” alınabilir.
İlköğretimden mezun olup dokuzuncu sınıfa başlayan bir öğrencide sanat zevki ve estetik duyarlılığı yok denecek kadar az.
Verilen metinlerde dil ağır olduğu için öğrenci metni anlamıyor ve karşılaştırma yapamıyor.
Programın içerdiği yeni yaklaşımların tam olarak gerçekleştirilebilmesi için öğrencinin, öğretmen, idareci ve velilerin hâsılı toplumun bir zihniyet değişimine ihtiyacı var.
Metinler öğrenci seviyesinin üstünde ve öğrenciler anlamıyor.
Hak-ı Sukut (11. sınıf) : Metin çok ağır. Öğrenci seviyesine uygun değil.
Su Kasidesi (10. sınıf) : Metin çok uzun. Kazanıma uygun bazı bölümler alınmalı.
Aşk-ı Memnu (11. sınıf) : Metin çok uzun, kısaltılmalı.
Harname (10. sınıf): Metin çok uzun.
Şair Evlenmesi (11. sınıf): Metin çok uzun.
“Ders kitaplarını şairler hazırlasın!”
Bir ilin edebiyat kitaplarına yönelik eleştirisi ise çok sert: “9., 10.,11. sınıf kitabı değişmiyor, aynı problem. Akademisyenler kendilerinin varlık sebebi olarak gördükleri tezlerini (işgüzarlıklarını) programa ve kitaplara sokuşturmuşlar. Bu programı ve kitapları kendilerinin de anladığını zannetmiyorum. Anlasalar böyle kitaplar ortaya çıkmazdı. Öğrenciye ve öğretmene kesinlikle hitap etmiyor. Mantığı anlamak mümkün değil. Edebiyat sanatsa bu işi sanatçılara yaptırın. Romancılarımız, öykücülerimiz, şairlerimiz, tiyatrocularımız ve bir değerleri varsa öğretmenlerimiz neredeler? Bu müsveddeleri de sahiplerine verin belki doçent ya da profesör olurlar.”