30
Ocak
2026
Cuma
EKONOMİ

ÇİNLİ İŞÇİLERİN KATLİNE HERKES ORTAK

 

 

 

 

 

 

 

 

 


Çoğu Batılı Çin’deki çatışmaya kulak tıkıyor; zira bizler ucuz Çin mallarının peşine düşüp insan hakları savunucularının yok olmasına göz yumarken, diktatörler için lobi yapıyoruz. Daha fazla ödemeyelim diye, Çinlilerin konuşmasına, işçinin hakkını aramasına izin verilmesini engelliyoruz

Gelecek üç hafta boyunca, Çinli ‘spor kahramanlarından’ ustalıklı bir propoganda geçidi izleyeceğiz. Ama Pekin’in gözalıcı stadyumlarında Çin’in asıl kahramanlarını görmeyeceğiz, çünkü onlar hapiste ya da ‘ortadan kayboldular’. Onlara ne olduğunu soracak kadar patavatsızsanız eğer, derhal ‘Çin düşmanı’ olarak yaftalanacaksınız.

Peki o insanlar neyi eleştirmişler de içeri atılmışlar? Liu Şakun, Siçuan Eyaleti’nde genç bir öğretmen. 

Çalıştığı okul, paraları ceplerine indiren yolsuz yetkililer yüzünden standartların altında malzemelerle inşa edildiğinden, depremde insanların ölümlerini izlemiş. Bunu kanıtlamak için fotoğraflar çekmiş ve onları internete koymuş. Sonuçta yakalandı ve yargılanmaksızın belirsiz bir süre için hapsedildi. Bu insan Çin düşmanı mı?

Yılda sadece üç gün izin...
Çen Guangçeng, hükümetin engelli kadınları zorla kısırlaştırma politikasını ortaya çıkaran kendi kendini eğitmiş kör bir avukat. Dört yıl hapse mahkûm edildi. Çin düşmanı? Jiang Yonyong, hükümetin SARS salgınını örtbas etme girişimini ortaya çıkararak on binlerce Çinli’nin hayatını kurtarmış bir doktor. Uzun bir ‘yeniden eğitimin’ ardından belirsiz bir süre için ev hapsinde tutuluyor. O da mı Çin düşmanı?

Ama çoğumuz sıra Çin içerisindeki çatışmaya geldiğinde kulaklarımızı parmaklarımızla tıkayarak hoşgörülü -ve hatta ırkçılık karşıtı- olduğumuza inanmak istiyoruz. Neden? Çünkü, sessizliğimiz toplumsal bir tabu: Çin diktatörlüğüne her gün yardım ediyor ve suç ortaklığı yapıyoruz. Hükümetimiz aracılığıyla. Şirketlerimiz aracılığıyla. Ve en hayati olanı -para kasalarımızı doldururken yaptığımız tercihler aracılığıyla. Yarı bilinçli olarak Çin halkının konuşmasına, birlik olmasına ve özgürce düşünmesine izin verilmesini istemiyoruz, zira bu daha fazla ödememiz anlamına gelecek.

Çin’in Pearl River Delta’sındaki rutubetli yatakhaneleri tıka basa dolduran genç kadınlarla görüşün, onlar size sebebini anlatacaktır. Bu kadınlar (çoğu 20’li yaşlarının başında olan genç kadınlar) evinizdeki malların çoğunu yaptı. Diğer 200 milyon genç Çinli işçi gibi, iş bulmak için Çin’in köylerinden destansı yolculuklar yapıp kanser gibi sıçrayarak yayılan fabrika-kasabalara geldiler. Fabrikalarında yaşıyorlar, ranzalarda uyuyorlar; kendi kendilerine 10 yıl daha bu işi yapacaklarını ve sonra bırakacaklarını söylüyorlar. 

Çin Emek Bülteni, onların hayatlarıyla ilgili bir çalışma yaptı. Görüşülenlerden biri, suni yılbaşı ağaçları yapan Zhang adında 21 yaşında genç bir kadın. Zhang, “Haftanın yedi günü çalışıyorduk ve yılda sadece üç boş günümüz vardı. Her gece 10’a kadar fazla mesai yapıyorduk. Atölye daima dumanla dolu oluyordu. Burnunuzun ucunu göremiyordunuz. İçeri girdiğinizde, gözleriniz yanıyor ve sulanıyordu, zor nefes alıyordunuz” diye anlatıyor.

Bir gece Zhang, -tükenmiş ve iltihaplı gözlerle- plastiği demir silindirin altına iterken korkunç bir acı hissetti. Eli sıkışmıştı. Deri nakli için hastaneye götürüldü. İki hafta sonra fabrika aniden tedavisi için ödeme yapmayı kesti ve işe dönmesini istedi. Zhang araştırmacılara “Bir percereden atılıyormuşum gibi hissettim” diyor. Elinin üzerindeki deri hâlâ soyulmuş halde ve acıyor.

Başka bir genç kadınsa şunları anlatıyor: “Bu fabrikaya girdiğinizde onların kontrolü altındasınız. Yorulursanız ve boynunuzu esnetmek ya da çevreye bakmak isterseniz yapamazsınız. Etrafa bakmanıza bile izin vermezler!” 

Yaparsanız yevmiyenizden olursunuz. İşçilerin daha iyi fabrikalar bulmaya
çalışmasını önlemek için iki ya da üç ay paralarının içeride kalması vakayi
adiyeden. Ayrılırsanız birikmişinizi alabilir misiniz? Asla.

Kadınların tümü bizim mallarımızı yapmalarının onların vücutlarını enkaza çevirdiğinden endişeliydi. İçlerinden 17 yaşında olan biri şöyle diyor: “Sık sık tinerle temas ediyoruz. Berbat kokan bir şey ve yüzünüzün her yerinde sivilceler (kabarcıklar) çıkıyor. Bunu solumanın kötü olduğunu biliyoruz, ama ne yapabiliriz ki?” Çocuğunu düşüren ve lösemi olan arkadaşlarından üzüntüyle söz ediyor: “Artık hastalandığım zaman çok zor iyileştiğimi fark ettim. Şu anda bir aydır gribim ve bir türlü geçmiyor. (Oda arkadaşlarımdan birinin) adeti kesildi ve o bunun dokunmak zorunda olduğu elektronik parçalardan yayılan radyasyondan kaynaklanmış olmasından korkuyor.”

Maocu vahşi kapitalizm ironik
Bazen Batılı çokuluslu şirketlerden denetçiler geliyor, ama kadınlara doğru olmayan yanıtlar vermeleri için talim yaptırılıyor. Her ay Çin fabrikalarında 50 bin parmak dilimleniyor, her yıl bu fabrikaların içinde 130 bin Çinli ölüyor, bir milyondan fazlasıysa ölümcül hastalıklara yakalanıyor.

Bu kadınlar ve onlar gibi yüz milyonlarcası, bir araya gelebilmek ve daha iyi koşullar talep edebilmek istiyor. Ama yasalarla engelleniyorlar. Çin’de yalnızca bir sendikaya izin var, o da hükümetin kontrolü altında ve işçileri temsil etmek için değil, onları baskı altında tutmak amacıyla var.

Çalıştığınız yerlerde sözgelimi maske talep etmek için bu sahte sendikalardan bağımsız bir tanesini örgütlemeye kalkışırsanız dövülüyor ya da hapse tıkılıyorsunuz. Bu garip bir karışım: Maocu bir polis devleti, kapitalizmin en vahşi modelini uyguluyor.

Batılı şirketler grevden korktu
Her şeye rağmen Çin halkı pes etmiyor: Yılda 87 bin işyeri eylemi oluyor. Geçen yıl bir dizi işçinin 50 saatlik vardiyalarda çalışırken organ yetmezliği yüzünden ölmesinin ardından Çin fabrikalarında büyük bir patırtı koptu. Panikleyen Çin hükümeti büyük bir ödün vermeye hazırlandı: Fabrikalarda seçilmiş sendikaların kurulmasına izin vereceklerdi. 

Bu şaşırtıcıydı: Bağımsız siyasi örgütler? Seçilmiş? Çin’de? Ama bu, zengin dünya yatırımcılarından yükselen panik nedeniyle gerçekleşmedi.
Örgütlü işçiler daha fazla güvenlik önlemi ve daha iyi ücret talep edebilirlerdi. Microsoft, Nike, Ford, Dell ve diğerleri (Amerikan Ticaret Odası aracılığıyla harekete geçerek) süratle yasaların ‘altından kalkılamaz’ ve ‘tehlikeli’ olduğunu duyurdular ve başka yerlere yönelebileceklerini fısıldadılar. Avrupa ve Amerikan hükümetleri şirketlerin sözlerini papağan gibi tekrarladı. Özgürlük için lobi oluşturmak şöyle dursun, büyük bir hevesle özgürlüğe karşı lobi yaptılar. Sonuçta Çin diktatörlüğü kanun tekliflerini sulandırdı ve Pearl Deltası fabrikalarındaki kızlar orada öylece sıkışıp kaldı. Bu, Çin ‘kültürü’ değil, bu bizim ortak (şirket) kültürümüzün onları mecbur eden erotik rüyası (ya da aldatmacası).

Her yerdeki ücreti düşürüyor
Bu sistem zengin dünyadaki bizler için iyi işliyor mu? Eğer vicdanlarımızı susturabildiğimiz sürece, evet, daha ucuz mallar alıyoruz; komünist baskı, haftalık alışveriş listesi faturamızdaki sıfırları temizliyor. 

Ama burada başka bir fiyat etiketi var. Dünyanın her yerinde ücretler yapay olarak düşürülüyor, çünkü bir polis devleti tarafından daha fazlasını istemesi engellenen bir emek gücüyle rekabet ediyorsunuz. 

Ve uzun vadede daha karanlık bir fiyat durgunluğu olacak. Çağımızın büyük gerçek klişesi, Çin’in yükselişi. (Napolyon’un meşhur yinelemesi gibi, aralıksız olarak.) Bütün gücün, istikrarlı biçimde halkına karşı daha sorumlu hale gelen ölçülü bir hükümetin mi yoksa halkını uyutmak için aç bir şekilde yabancı düşman arayacak bir diktatörlüğün ellerinde mi olmasını istersiniz? Bugün bizler olabildiğince ucuz Çin mallarının peşine düşerken ve Çinli insan hakları savunucularının ortadan kaybolmalarına kibarca göz yumarken, hepimiz aslında diktatörlerin zaferleri için lobi yapıyoruz.

Radikal
Yayın Tarihi : 10 Ağustos 2008 Pazar 13:06:47
Güncelleme :10 Ağustos 2008 Pazar 13:33:16


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?