2009 bütçesi tahminlerin üzerinde açık verdi. 2010 yılı bütçesi de şimdiden 50.4 milyar lira açık verecek. Zamlardan gelecek para emeklilere gidecek. Kamunun harcama yapma imkânı daralınca geriye tek alternatif kaldı... IMF'den gelecek kaynak.
Şimdi sizlerle kabataslak bir hesap yapalım. Neden böyle bir hesaba ihtiyaç duyulduğunu sonra anlatacağım.
Ama önce şu tespiti net bir şekilde ortaya koyalım. 10 milyar lira açıkla kapatılacağını öngördüğümüz 2009 bütçesi, kuvvetle muhtemel 59 milyar açık ile kapanacak. 2010 yılı bütçesindeki açığın ise şimdiden 50.4 milyar lira olacağı tahmin ediliyor. Yani, durum iyi değil.
Bu tespitten sonra hesabımızı yapmaya başlayalım. Malumunuz üzere, AK Parti hükümeti iktidara geldikten sonra mal tüketimine ve ithalat üzerinden alınan vergilere ağırlık verdi. Ekonominin iyi olduğu süreçte de bu politika tuttu ve ithalat arttıkça vergi gelirlerimiz de arttı. Lafı fazla uzatmayalım... Global krizin patlamasıyla dünyada tüketim azaldı, ithalat zorlanmaya başladı ve haliyle de ithalattan alınan vergiler azaldı. Bu da bütçe açığını ortaya çıkardı.
Hal böyle olunca da kamunun harcama yapma imkânı daraldı. Bırakın ihtiyaç dışı harcamayı, zorunlu harcamaları yapabilmek için bile kamunun borçlanma ihtiyacı oluştu.
Vergi alanımız daralıyor
Şimdi diyeceksiniz ki; eğer durum buysa, neden vergide farklı bir yol uygulanmıyor. Doğru bir soru. Aynı soruyu ben de vergi uzmanlarına sordum. Uzmanlar, Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'in söylediği gibi, Türkiye'de vergi yükünün düşük olduğunu belirterek, mevcut mükellef sayısı ile başarılı bir vergilendirme yapılamayacağına işaret ediyorlar. Ardından da şunları söylüyorlar:
"Türkiye'de şu an 2.5 milyon civarında Gelir Vergisi mükellefi var. Yunanistan'da bile mükellef sayısı bunun iki katı. Demek ki vergi ödeyen sayısı az. Yaklaşık 7.5-8 milyon ücretliden vergi toplanabiliyor. Oysa Türkiye'de ücretli çalışan sayısının 15 milyonun üzerinde olduğu söyleniyor. Demek ki kayıt dışı istihdam hacmi genişliyor. Bakıyoruz, Türkiye'deki kurum sayısı 600 binin biraz üzerinde. Ama bunlardan vergi vereni sadece 200 bin kadar. Hatta verginin yüzde 90'ına yakınını 100-150 kurum veriyor. Bu da şunu gösteriyor, vergi aldığımız alan daralmış. Tüketim durunca da biz, birden bire vergi açısından kendimizi yetersiz görmeye başladık. Bunu düzeltmek pek de kolay değil. Düzeltilmesi için en az 10 sene geçmesi lazım."
Vergi uzmanlarının tespiti böyle. Görünen o ki bizim beş yıldır izlediğimiz maliye politikası ekonomik kriz nedeniyle tökezlemiş durumda.
Bütçe açığı borçla kapanır
Demek ki neymiş... 2009 bütçesi ciddi açık veriyor. 2010 yılı bütçesi de şimdiden 50.4 milyar lira açık verecek. Durum böyle olunca da kamu, zaruri harcamalarını bile yapamaz hale gelmiş durumda. Diğer taraftan bu büyüklükte açığı kapatacak vergiyi de alamayacağımız ortada.
O zaman geriye tek bir alternatif kalıyor: Borçlanma. İşte bu noktada da sahneye IMF çıkıyor.
Şimdi anladınız mı neden böyle bir hesap yaptığımızı. Peki ya, son dönemde Başbakan Erdoğan'ın, "IMF ile olan görüşmeler büyük ölçüde aşılmış noktada. Bu konuyla ilgili olarak, herhalde gün, hafta kaldı" diye açıklamalar yapmasının nedenini anladınız mı?
İşin özü, "ihtiyacımız yok, onsuz da yaparız" dediğimiz, kafa tuttuğumuz IMF'ye ve gelecek paraya muhtaç duruma geldik. Hem de daha düne kadar, özellikle iş dünyasının bile, "IMF'den gelecek para önemsiz bir rakam ama piyasalarda güveni sağlayacak" dediği paranın, bugün her kuruşuna ihtiyacımız var.
O yüzden de artık; IMF'ye diklenecek, "Olsa da olur, olmasa da olur" diyecek, kafa tutacak, hatta masaya şartlar koyacak lüksümüz kalmadı.
IMF kaynağı günü kurtarır
Şu bir gerçek... IMF ile anlaşacağız ve parayı da alacağız. Ancak bu arada göz ardı edilmemesi gereken önemli bir nokta daha var. O da gelecek paranın bu saatten sonra hangi açığımızı kapatacağı.
Ekonomi kulislerinde bu konuda ilginç yorumlar yapılıyor. Bunlardan biri, son yapılan zamlardan gelecek paranın, memur ve işçi emeklilerine gideceği, dolayısıyla da bütçe açığını kapatmada bir işe yaramayacağı. Geriye kullanılabilecek tek bir kaynak kalıyor... IMF'den gelecek para. Fakat bu para da hibe olmayıp, borç olacağı ve belirli bir faiz işleyeceği için karşılığında bir para ödenecek. Yani, bu da gerek bütçe açığını kapatmada gerekse de kamunun yapacağı zorunlu harcamalarda bir çözüm olmayacak. Ya da olacak ama günü kurtarma adına, palyatif bir çözüm olacak.
Peki, çözüm ne? Ekonomi çevrelerine göre tek bir çözüm var... Ekonomiyi canlandırıp, yatırımları artırıp, gelir oluşturucu faaliyetlere yoğunlaşmak. Bunu yapabilmek için de IMF'den gelecek kaynağın, reel sektöre kanalize edilmesi gerekiyor.