19
Mart
2026
Perşembe
EKONOMİ

Doğrudan Gelir Desteği

DGD'nin yüzde 51'i çiftçilerin yüzde 17'sine gidiyor. Muhalif görüşleriyle tanınan Bağımsız Sosyal Bilimciler İktisat Grubu, tarım politikalarının merkezinde olan Doğrudan Gelir Desteği (DGD) sisteminin, mülkiyet esaslı ve dönüme göre sabit oranlı olduğu için, iddiaların aksine, en yoksul köylülere en az ulaştığını savundu.

İktisatçılar "DGD ödemelerinin yüzde 51'i, çiftçilerin yüzde 17'sini oluşturan 100 dekardan daha büyük arazi sahiplerine gidiyor.

İktisat Grubu'nun yayınladığı "IMF Gözetiminde On Uzun Yıl, 1998-2008: Farklı Hükümetler, Tek Siyaset" başlıklı rapora göre, tarıma yönelik yeniden yapılandırma programı 5 Nisan 1994 kararlarıyla başladı, ancak kalıcı olmadı, hükümetlerle birlikte değişti. Tarım programları 1999'daki niyet mektubuyla tekrar gündeme geldi, izlenen niyet mektuplarıyla onaylandı ve gerektiğinde yeniden ayrıntılandırıldı.

Raporda, "Çiftçi başına 200 dönüm olarak belirlenen tavan ikinci yıldan itibaren 500 dönüme yükseltildiği ve hatta mülkiyet veya işletmenin parçalanması (veya sahte beyanlar) üzerinden büyük çiftçiler/aileler bu sınırı dahi fiilen tanımadıkları için, DGD uygulamaları eşitsizlikleri büyütmüştür" denildi. Raporda ayrıca, DGD'nin üretimle ilişki kurmadan yapıldığı için tarlası olan için bir sosyal desteğe büründüğüne dikkat çekildi. Rapora göre, DGD ödemelerinin yüzde 51'inin, çiftçilerin yüzde 17'sini oluşturan 100 dekardan daha büyük arazi sahiplerine yapılıyor.

SÜBVANSİYONLAR 6 MİLYAR DOLARDAN 1.1 MİLYAR DOLARA İNDİ

Dünya Bankası'nın verilerinden de yararlanılan rapora göre, 1999-2002 aralığında, tarımsal sübvansiyonlar 6 milyar dolar azalarak, 1.1 milyar dolara, bunun GSMH'ye oranı ise yüzde 3.2'den yüzde 0.5'e indi. Bu nedenle çiftçilerin net 4 milyar dolarlık kayba uğradığı hesaplandı. Çiftçiler tarım gelirlerindeki azalma, reel faizlerdeki sıçrama ve af beklentileri nedeniyle borçlarını ödeyemedi. DGD programı çiftçilerin maruz kaldığı net gelir kaybının yaklaşık yüzde 35-45'ini ancak karşılayabildi.

ÜRETİM KÜLTÜRÜNDEN MUHTAÇ ÇİFTÇİ KÜLTÜRÜNE

Raporda, uygulanan politikalar sonucunda tarıma yönelik desteklerin 1999'da ulusal gelirin yüzde 3.2'sinden son üç yılın ortalaması olarak yüzde 0.7 'ye gerilediğine ve tarımın son üç yılda net ithalatçı konuma getirildiğine dikkat çekerek, "Üreticiler Doğrudan Gelir Desteği'ne muhtaç hale getirilmiş ve 'üretim kültürü' yerine 'muhtaç çiftçi kültürü' yerleştirilmiştir" dedi.

"IMF OLMADAN DÜNYA BANKASI PROGRAMI UYGULANAMAZDI"

Raporda, son programın daha çok Dünya Bankası'nın izlerini taşıdığına işaret edildi ve "IMF'ye verilen niyet mektuplarının tarım konusundaki bağlayıcı hükümleri olmaksızın, Dünya Bankası'nın bu denli kapsamlı yapısal düzenlemeler önermesi beklenemezdi" denildi.

Rapora göre, program, yürürlükteki destekleme sisteminin ürün ve girdi fiyatlarına, sektörün kredilendirilmesine, damızlık hayvan ve tohum üretimine dönük tüm destekleme mekanizmalarının 1-3 yıl içinde tasfiye edilmesini öngörüyor. Tarımsal desteklemenin uygulama araçları olan TEKEL, Toprak Mahsulleri Ofisi, Yem Fabrikaları gibi KİT'lerin, kredi girdisinin temel finansörü olan Ziraat Bankası'nın özelleştirilmesi, Tarım Kredi Kooperatiflerinin işlevlerinin daraltılması, tarımsal ürünlerin ithalatında koruma oranlarının aşağıya çekilmesi ve iç pazarın tarımda dünyaya açılması hedefleniyor.
ANKA
Yayın Tarihi : 23 Temmuz 2006 Pazar 09:47:12


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?