19
Mart
2026
Perşembe
EKONOMİ

Zehir zemberek çıkış!

MÜSİAD Genel Başkanı Ömer Cihad Vardan, MÜSİAD Genel Merkezinde düzenlenen toplantıda, mevcut ekonomik durum ve ekonomideki son gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Güven ortamının tekrar tesis edilmesi gerektiğini belirten Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD) Başkanı Ömer Cihad Vardan, "Bunun için hükümetin 2009'u 'yatırımlarda atılım yılı' olarak ilan ederek, alacağı şok tedbir ve uygulamaları 2009 yılının en verimli şekilde geçmesine yönelik olarak hedeflemesi etkin olabilir" dedi.

MÜSİAD Genel Başkanı Ömer Cihad Vardan, MÜSİAD Genel Merkezinde düzenlenen toplantıda, mevcut ekonomik durum ve ekonomideki son gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

ABD'de başlayıp tüm dünyayı saran finansal krizin geldiği nokta itibariyle artık bir güven bunalımına dönüştüğünü ifade eden Vardan, "Gelecekte neler olabileceğinin belirsizliğini muhafaza ediyor olması, insanların geleceğe yönelik güvenlerini yitirmeye başlamasına neden olmuştur. Pazartesi günü açıklanan büyüme rakamlarıyla, bir şekilde küresel krizin olumsuz dalgalarının bizim sahillerimize de ulaştığını söylemek pek fazla yanlış olmasa gerektir. Bu da umarız insanlardaki bu güvensizliği derinleştirici etki oluşturmaz" dedi.

Küresel kriz döneminde Türkiye'de yılın ilk dokuz ayında kaydedilen ortalama yüzde 3'lük büyüme performansının diğer ülkelere kıyasla "kötünün iyisi" olarak görülebileceğini kaydeden Vardan şöyle devam etti:

"Ancak mevcut gelişmelere bakıldığında, son çeyrekteki büyüme, yüzde 2'leri aşan oranda küçülecek gibidir. Böylece 2008 yılı için yılsonu büyüme ortalamasının yüzde 2,5'lara kadar gerilmesi muhtemeldir. Zira GSYH'nın 3. çeyrekte daha çok küçülmesini engelleyen bir dizi faktörün son çeyrekte çok daha bozulacağına dair veriler var.

GSYH'nın yüzde 24'lere varan kısmını teşkil eden imalat sanayi üretimindeki daralma, 3Ç'te sadece yüzde 1,1 düzeyinde sınırlı kaldı. Oysa sanayideki küçülme Eylülde yüzde 8, imalat sanayinde ise yüzde 10'u aştı. Kapasite kullanım oranlarındaki düşüş de hızlandı. Burada en ilginç ve üzerinde dikkatle düşünülmesi gereken veri ise, yüzde 17'lere varan payı ile GSYH içindeki en büyük ikinci kategoriyi oluşturan doğrudan ve dolaylı mali aracılık faaliyetlerinin 3Ç'de yüzde 8'den fazla büyümesidir. Esasen büyümenin sıfırın altına düşmemiş olması büyük oranda basit bir anlatımla para ticareti yapan bankalar sayesinde olmuştur. Hatta bankalar geçen sene yaptıkları yılsonu kârını bu sene neredeyse bu yılın ilk dokuz ayında yapmışlardır."

Vardan, artık bankaların "timsah gözyaşları" dökerek sürekli şikayette bulunması, kredileri geri çağırması, çekleri vadesinden önce tahsil etmesi, yeni kredi açmaması, hesaba gelen paraları ileriye dönük borçlara karşılık tevkif etmesi, akreditif vadelerini uzatmaması gibi "esnafı canından bezdiren" birçok uygulamaya girmesinin emekçiyi kapının önüne koymasının, sıkıntı dönemde vehim ve endişelerle daha da büyütüp ülkeye yaymaya çalışmasının asla kabul edilemeyeceğini ifade etti.

Vardan, "Güneşte şemsiye satma yarışı içinde olup da, yağmurda şemsiyeleri geri toplamaya çalışan bankaları, üzerinden para kazandıkları ülkeye, tüketiciye ve üreticiye daha sadık olmaya, daha vefalı davranmaya ve altın yumurtlayan tavuğu kesmemeye davet ediyorum. Bütün bu kriz söylentilerine rağmen, halk, bankalardaki mevduatlarını geri çekmediği gibi, bankaların mevduatları da artmaya devam etmektedir. Hal böyle iken bankaların, kredileri kısarak, yenilemeyerek ve hatta geri çağırarak krizden sonra da yüz yüze bakacakları insanımızı yüzüstü bırakıp gitmeleri, bir bakıma zor gününde onları sırtından hançerlemeleri manasına gelir ki, bu kabul edilebilir değildir. Bunların üstüne şimdi de, teminatla mal satışı yapan büyük firmaların da bankaların benzer uygulamalara girmesi, işi daha da zora sokmaktadır" şeklinde konuştu.

Ekonominin dinamosu olan özel tüketimin yüzde 0,3'lük artışla durmuş hükmünde olduğunu belirten Vardan, özel kesim makine teçhizat yatırımlarının da yüzde 8,5 oranında küçüldüğüne işaret etti. Kamu kesiminde bu iki kalemdeki verilerin çok daha iyi olduğunu hatırlatan Vardan, ancak ekonominin dinamosu olan özel sektörün oluşturduğu boşluğu ikame etmenin zor olduğunu ifade etti.

Türkiye'nin 2008 yılını yüzde 2'ler seviyesinde bir büyümeyle kapatacak dahi olsa, gelişmiş sanayi ülkelerinden farklı olarak, Türkiye gibi nüfus artış hızı yüksek ve kalkınma ihtiyacı had safhada olan ülkeler için, buna "büyüme" demenin gerçekçi olmayacağını kaydeden Vardan, "Her şeye rağmen Türkiye, krize karşı elinde imkanları olan bir ülkedir. Türkiye ilk defa kendinden kaynaklı olmayan bir krize maruz kalmış durumdadır ve buna da var gücüyle direnmektedir. Örneğin, para piyasalarında, faizdeki
artışta, yerli paranın değer kaybetmesi sürecinde, borsadaki düşüşte Türkiye ilk defa ilk sırada yer almıyor. Rusya, Brezilya gibi doğal kaynak zengini olan ve cari açığı olmayan ülkelerden bile daha dirençli bir noktadadır" dedi.

2009 yılına yönelik görüşlerini de paylaşan MÜSİAD Başkanı Vardan, Türkiye'nin bu dönemde önceliklerini istikrarı temin etme odaklı olarak süregelen mimariden çıkarak, büyüme, istihdam, reel, sektör, KOBİ odaklı bir yaklaşımı benimsemesi gerektiğini söyledi. Modellerin statik değil, gelişmelere göre dinamik bir tarzda ele alınması gereğine de işaret eden Vardan, idarenin gerekli değişiklikleri yapmada cesur davranması gerektiğini ifade etti.

Türkiye'nin 2009 yılına yönelik en büyük stratejisi ve hedefinin yüzde 3'lerin altına düşmeyecek bir büyüme hedefine odaklanmak olduğunu ifade eden Vardan, "Burada cevap vermemiz gereken iki soru, büyümenin aktörlerinin kim ve faktörlerinin neler olacağıdır. Son yıllarda Türkiye'de büyümenin aktörü açık ara özel sektör olup, kamunun iktisadi faaliyetteki payı bir hayli gerilemiştir. Ancak şu sırada yaşanmakta olan belirsizlik, güvensizlik, talep yetersizliği, kredi kanallarının daralmasıyla derinleşen
finansman sıkıntısı gibi nedenlerle özel sektörün büyük oranda devre dışı kaldığı görülmektedir. Bu kısniren" birçok uygulamaya girmesiniır döngüden çıkmak üzere öncelikli olarak özel sektörün bu kaygılarının elden geldiğince bertaraf edilmesi gerekir. Bunun için acil tedbir, iç piyasada alım gücünü harekete geçirecek, piyasayı canlandıracak bir ivmenin verilmesidir. Bu bağlamda gelir kayıplarını engellemek üzere, istihdamın korunması ilk şarttır. İstihdamın adresi ise Türkiye'de büyük şirketlerden ziyade, istihdamın yaklaşık yüzde 80'ini sağlayan, işletmelerin de yüzde 99'unu oluşturan küçük şirketler, yani KOBİ'lerdir" dedi.

Beklentileri düzeltip, ekonominin büyük çarklarının harekete geçirip, ekonominin diğer aktörleri de devreye sokmak ve günün sonunda toplam talebi harekete geçirmek üzere, bütün dünyada olduğu gibi Türkiye'de de Keynezyen politikalar aracılığı ile kamu sektörünün etkin olarak acilen devreye girmesi gerektiğini söyleyen Vardan, böylece kamunun oluşturacağı pozitif dışsallıkların yatırımlar için hızlandırıcı etkisinin devreye gireceğini ve ekonominin bütünü için çarpan etkisinin hızlanacağını ifade etti.

Vardan, bu meyanda 2009 yılı programında zikredilen kamu yatırım hedefleri ve bunun için tahsis edilmesi gereken kaynaklardan asla fedakarlık yapılmaması gerektiğini ifade etti.

Dışarıda yaşanan daralma nedeniyle Türkiye'nin hedeflediği büyüme hamlesinin ancak iç piyasa odaklı olarak gerçekleşebileceğini ösyleyen Vardan şöyle konuştu:

"Uzun vadede Türkiye'nin asla yönelimini kaybetmemesi gereken dış ticaret açılımındaki konsantrasyon elbette kaybedilmemelidir. Ancak devam eden yapısal sorunlar nedeniyle son yıllarda Türkiye'de kaydedilen yüksek büyümede, dış ticaret sektörünün net katkısının düşük kaldığı gözlerden kaçmamalıdır. Bu meyanda, Türkiye içinden geçilen dönemde iç piyasa odaklı olarak tedbir almalıdır."

Uygulanması gereken iktisat politikaları bağlamında ilgili ekonomi idaresi kurumlarına da birtakım görevler düştüğüne işaret eden Vardan, Daha önceleri, uyguladığı "yüksek faiz, düşük kur politikası" nedeniyle eleştirilen Merkez Bankası'nı, bu krizde üstlendiği ve başarıyla yerine getirdiği likidite yönetimi konusundaki etkin öncüğü nedeniyle tebrik etti. Ancak Merkez Bankası'nın geçen ay başlattığı faiz indirimi sürecine kararlılıkla devam etmesi gerektiğini ifade eden Vardan, enerji, emtia ve gıda
fiyatlarındaki gerileme gibi son gelişmelerin, Merkez Bankası'nın faiz düşürme konusunda elini bir hayli rahatlattığını söyledi.

Vardan, Türkiye'ye istihdam sağlayan ve net döviz kazandırma kapasitesi yüksek olan sektörlerin, hassas sektörler olarak görülmesi ve gerektiği ölçüde desteklenmesi gerektiğini kaydetti.

Büyümenin sağlam kaynaklarla finanse edilebilmesinin de önemine vurgu yapan Vardan, cari açığın finansmanı, özel sektörün 2009 yılına tekabül eden kısa vadeli borçlarını döndürebilmesi ve kamunun mali dengelerinin korunmasının önemli olduğunu söyledi.

Hükümetin açıkladığı, 2009 yılı programına göre 2009 yılı cari açık tahmin ve hedefinin 50 milyar dolar olarak tespit edildiğini hatırltan Vardan, "Bu sonuca nasıl ulaşıldığı belli olmadığı gibi, ödemeler dengesinin üst, yani açık kısmı verilirken, alt kısmı, yani bunun nasıl finanse edileceği kısmı ilk defa bosniren" birçok uygulamaya girmesiniş bırakılmıştır. Cevabı verilmemiş bu tahmin nedeniyle, hükümet 'peki bu nasıl finanse edilecek' sorusu üzerinden kendisini piyasaların baskısı altına aldırmıştır" dedi.

Verilerin gelecek yıl cari açıkta yüzde 40'a varan bir gerileme olabileceğine işaret ettiğini söyleyen Vardan, "Bizim tahminlerimize göre bu açık, Türkiye'nin finanse edemeyeceği bir büyüklük değildir. Bunu üç kanaldan finanse etmek mümkün olacaktır. Türkiye'nin gelecek yıl 10 milyar dolar civarında bir doğrudan yabancı sermaye yatırımı çekmesi beklenmektedir. Bilhassa Körfez Sermayesi için Sukuk, Gelir Ortaklığı Senedi, kira sertifikası gibi uygun araçlar ve tarım, enerji, ulaşım ve gayrı menkul gibi alanlarda sağlam projeler geliştirilip, etkinlikle pazarlanabilirse, buradan gelecek kaynak miktarı artabilir.

İkinci olarak dış alemden kredi kanalı devreye girmeye devam edecektir. Son birkaç örnek, bankalarımızın sendikasyon kredilerini kısmen bozulan bir kalite ile de olsa yenileyebildiğini göstermiştir. Zaten mali aracılık kurumlarının ilk dokuz aylık kâr ve büyüme performansı, Türkiye'nin sağlam bir getiri kaynağı olmaya devam ettiğini göstermektedir. Dünya bankaları kriz içinden geçiyor olsa da, bankaların 2009 yılında "sıfır bankacılık" yapmayacakları açıktır. Topladıkları fonların bir kısmını sağlam ve
yüksek getirisi olan alanlara plasman yapacakları açıktır. Bu bağlamda süregelen uzun vadeli kurumsal kültür hukuku içerisinde Türkiye, vazgeçilmez müşteriler arasında yer almaktadır. Bu meyanda, başka yerlerde kopan krizin ideolojik nedenlerle, fırsatçılık dürtüsüyle ve gereksiz panikle içeriye taşınarak bindiğimiz dalı kesmenin bir anlamı yoktur. Keza, başkalarının kendi sorunları için aldıkları tedbirlerin de Türkiye'ye olumlu yansıyacağını unutmamak gerekir" şeklinde konuştu.

Üçüncü bir finansman kalemi olarak Merkez Bankası'nın 70 milyar dolar civarındaki rezervlerinin kısmen bu amaçla eritilebileceğini ifade eden Vardan, maliyetine katlanarak rezerv biriktirmenin bir mantığının da bu olduğunu söyledi.

MÜSİAD olarak, 185 üyesi bulunan IMF ile anlaşma yapması gereken ve ekonomisi en kötü 3-4 ülke arasında Türkiye'nin yer aldığını düşünmediklerini de kaydeden MÜSİAD Başkanı Vardan, "Kaldı ki, krizin boyutları itibariyle, standart IMF reçetelerinin ve kapasitesinin bütün bunları çözemeyeceği de Türkiye'nin kendi tecrübelerinden sabittir. Türkiye'nin burada konumunun iyi tahlil edilmesi gerekmektedir. Bütün bunlara rağmen, karar artık siyasi iktidardadır. Eğer bir stand-by anlaşması yapılmak yönünde bir karar alınırsa, bu da kredili bir anlaşma olursa, bunun muhtevası öne çıkacaktır; yani, büyümeyi daraltıcı, kemer sıkmayı öneren, istikrar teminine değil, yukarıda detayları verilen tarzda büyüme-istihdam-reel sektör odaklı olmasına yönelik gerçekleşmelidir. Bu meyanda, IMF'den temin edileceği rivayet edilen kredinin kamu dengelerinin sağlamlaştırılması için kullanılarak, KOSGEB, EXIMBANK gibi kurumlar tarafından ihracatın finansmanı, Türkiye'nin bir markası olan müteahhitlik sektörünün kredi teminat sorunlarının çözülmesi, KOBİ'lerin kredi kanallarının açık tutulması, işletme sermayesinin temini, çeşitli vergi kolaylıklarının sağlanabilmesi gibi maksatlarla kullanılması gerekir. Altını çizmek gerekirse, bu muhtemel kredinin ulusal rezervlere hapsedilerek, özel sektöre dış borç ödemesinde gizli bir kur garantisi şeklinde kullandırılmaması gerekmektedir" dedi.

Bazı yasal düzenlemelerle, bankaların esnafa, tüccara, işadamı ve sanayiciye yaşattığı, kredi vermeme, verilen kredileri vaktinden önce çağırma, çekleri vadesini beklemeden tahsil etme vb. piyasayı daraltıcı uygulamalarının önüne geçilmesi gerektiğini ifade eden Vardan, "Ayrıca üç büyük devlet bankasının ağırlıklı olarak sadece devlet iç borçlanma senetlerine yatırım yapmak yerine, özel ticari bankaları dengeleyici ve disipline edici olarak ticari amaçla piyasaya girmesi yönünde aktif rol verilmelidir.

Bütün bunların yanında resmi kuruluşlara iş ve hizmet üreten tedarikçi ve diğer özel sektör kuruluşlarının hak edişlerinin behemehal ödenmesi gereği vardır. Bu bedellerin ödenmesi, paranın yine piyasaya girmesi manasını taşıyacaktır ki, bu da bir rahatlama oluşturabilecektir" diye konuştu.

Bugün dünya ekonomilerinde "idare etme" döneminden geçildiğini söyleyen Vardan, "Biz ne kadar çok kendimize, ülkemize, insanımıza güvenebilirsek, bu dönemi o kadar çabuk atlatma şansını yakalarız. Burada esas olan geleceğe yönelik olarak ümitlerimizin kaybedilmemesi ve güvenin tekrar tesis edilmesidir. Bunun için hükümetin 2009'u yatırımlarda atılım yılı olarak ilan ederek, alacağı şok tedbir ve uygulamaları 2009 yılının en verimli şekilde geçmesine yönelik olarak hedeflemesi oldukça etkin olabilir" dedi.

Vardan krize karşı alınabilecek önlemleri ise şu şekilde sıraladı:

"Yatırımların artmasını teşvik maksadıyla 2009 yılında arsa, bina, makine ve teçhizat yatırımları için KDV oranı yüzde 1'e indirilebilir.

Piyasaya hareket kazandırmak için, yine 2009 yılına yönelik olarak makine ve tesis satın alımlarındaki, otomotiv kiralama sektöründeki Leasing işlemlerinde KDV yüzde 1 olarak uygulanabilir.

2009 yılı başından itibaren uygulanmak üzere doğal gaz ve enerji vb. yakıt fiyatlarında yapılabilecek indirim, piyasaya doping ve moral etkisi yapacaktır. Bunun da dikkate alınmasında büyük yarar vardır.

Otomotiv sektörü için hurda indirimi, ÖTV indirimi büyük önem taşımaktadır. Bu sektörün canlanması açısından önem arz etmektedir. 2009 yılı itibariyle böyle bir uygulanmanın başlatılması daralan bu sektöre nefes aldırabilecek, stokların eritilmesine vesile olabilecektir.

Üretimi canlandırmak adına işveren maliyetlerinin de azaltılması gerekmektedir. Bu çerçevede atıl fonların kullanılması ile işveren SSK primlerinin belirli bir geçiş süreci -örneğin 6 ay- kapsamında işsizlik fonundan tahsili konusunda bir girişim başlatılabilir.

İnsanların işsizlik dönemlerine ilişkin maaş alma süresinin uzatılması son derece yerinde bir hamle olarak dikkat çekmektedir. Bu uygulama bir an önce başlatılabilir.

Firmaların devlete olan borçları ve alacakları arasında mahsuplaşma etkin bir şekilde uygulanabilir.

Bunların yanında Ticaret ve Sanayi Odaları, İşveren Sendikaları, Konfederasyonları, İhracat Birlikleri gibi kurumların milyar YTL'lerle ifade edilen kaynaklarının üyelerine geri kullandırılması konusunda gerekli yasal düzenlemeler yapılarak bu konuda yeni bir düzenlenmeye gidilebilir. Bu kaynakların gerek KOSGEB kanalıyla gerekse başka kanallarla reel sektöre borç mahiyetinde aktarılması çok uygun olur. Bu şekilde piyasaya, reel sektöre, özellikle üretici ve ihracatçı KOBİ'lere birçok kaynak
aktarılabilir. Bunların atıl duran kaynaklar olduğu düşünüldüğünde bütçeye ilave bir yük getirmeyeceği aşikardır.

İhracatçıların desteklenmelerine yönelik olarak Eximbank imkanlarının ve reeskont kredi limitlerinin artırılma kararları çok yerinde olmuştur. Bundan sonra bu kaynakların büyük bir kısmının yeni ve katma değeri yüksek pazarlara yönelik olarak kullandırılması ve bu kredilerden yararlanan firma sayısının artırılması dikkate alınabilir. Özellikle KOBİ'lere yönelik ayrı bir destek mekanizması da oluşturulabilir. KOSGEB'in uyguladığı 6 ay vadeli $100.000 tutarındaki krediler hem miktar hem de süre olarak
uzatılabilir. Kullandırılacak kredi miktarı bir önceki yıl yapılan ihracatın belirli bir oranı şeklinde düzenlenebilir.

AB'nin krizden etkilenmesiyle ihracat pazarlarımızda yaşanan daralmaya karşın, ihracatımızın en az etkilenmesi için yeni pazarlar bulma konusunda firmalarımıza "Yeni Pazarlara Açılma" desteği sağlanabilir. Özellikle Afrika ve Körfez pazarına girebilecek güçteki yatırımcımıza yol gösterecek stratejiler geliştirilerek bu pazarlara girişleri sağlanabilir. Bu kapsamda özellikle Afrika pazarı için orada gerçekleştirilen ihtisas fuarlarına firmalarımız katılması noktasında destekler sağlanabilir. DTM
tarafından toplu fuar katılım programları düzenlenebilir.

Türkiye markalaşma ve kalite konusunda çok ciddi adımlar kaydetmiştir. Marka oluşturmanın zorlukları dikkate alındığında, ülkemizde kendi markalarımız oluşturulurken, bunun yanında bugün üretimi ülkemizde yapılmak kaydıyla çok eski ve köklü AB firmalarının satın alınması teşvik edilerek, AB pazarına yönelik yeni stratejilerin oluşturulmasına katkı sağlanabilir.

İnşaat sektörüne yönelik proje maliyet indirimi ve bayındırlık birim fiyatları düzenlemesi gibi farklı sektörlere yönelik destek mekanizmaları geliştirilebilir. Özellikle konut satışlarında KDV tahsilatıyla ilgili yeni bir düzenlemeyle bu sektöre canlılık getirilebilir."

Kenthaber
Yayın Tarihi : 17 Aralık 2008 Çarşamba 13:54:39


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?