30
Ocak
2026
Cuma
GÜNCEL

HAFIZALARDA KALAN SADECE O O AN GERİSİ UNUTULDU

17 Ağustos depreminin 10'uncu yılı. Hafızalarımızda ne kaldı? Mesela depremin yol açtığı ekonomik kaybın 24 milyar dolar olduğunu hatırlayabiliyor muyuz? Bugün için sadece İstanbul'da 870 binin üzerinde bina bulunduğunu ve bunların büyük kısmının depreme dayanıklı olmadığını biliyor muyuz? Peki, 10 yılda ne yaptık? Koskoca bir hiç.

Bugün, 17 Ağustos depreminin 10'uncu yılı. O, acı felaketin üzerinden tamı tamına 10 yıl geçmiş. Toplumun büyük bir kısmına sorun, -buna ben de dahil- "10 yıl öncesi hakkında ne hatırlıyorsun" diye... İnanıyorum ki herkes sadece ve sadece ‘o anı' hatırlar. Yani, saat 03.02'de meydana gelen ve yaklaşık 45 saniye süren sarsıntıyı.

Tabii bir de büyük sarsıntının ardından günlerde süren arama-kurtarma çalışmalarını ve hayatını kaybedenleri... Evet, inanıyorum ki hatırlananlar sadece bu kadar. Hoş, bu saydıklarımın da gelecek adına kafalarda ne kadar yer ettiği de tartışma konusu. Şunu kabul etmemiz lazım ki balık hafızalı bir toplumuz.
Şimdi diyeceksiniz ki "ne demek istiyorsun". Demek istediğim şu: Geçmişte yaşananları sadece o an olarak hatırlıyoruz. Ve acı bir anı olarak geçmişte bırakıyoruz. Her hatırladığımızda da "İnşallah bir daha böyle bir acı yaşamayız" deyip geçiyoruz.

Daha açık bir anlatımla... Geçmişte yaşadığımız acı felaketten ders çıkarıp, gelecek adına gereken adımları atıp önlemleri almıyoruz. Alacağımızı söylüyoruz, ama almıyoruz.

Yazımın bundan sonrasında, 10 yıl öncesinden bazı hatırlatmalar yapacağım. Bakalım ne kadarını hatırlıyorsunuz.

- Marmara Depremi'nin yol açtığı ekonomik zarar 24 milyar dolar oldu.

- Depremin neden olduğu direkt gelir kayıpları içinde iç gelir kazançlarındaki kayıplar 2 milyar, ihracat ve turizm gelirlerindeki azalma 1.9 milyar dolar olarak gerçekleşti.

- Hizmet ve endüstri yapılarında hasar 4.5 milyar, altyapı hasarı 1.7 milyar dolar olarak hesaplandı.

Deprem vergileri nereye harcandı

- Gölcük'te 13 bin 200 konut ve 2 bin 140 işyeri tamamen yıkıldı. 285 bin 211 konut, 42 bin 902 işyeri ilk dalgada yıkıldı veya ağır hasar gördüğü için yıktırıldı.

- Depremin yarattığı ekonomik kaybı karşılayabilmek için tüm ülkelerin kapıları çalındı. Kimse dişe dokunur bir yardımda bulunmadı. En son çare olarak Dünya Bankası'na müracaat edildi ve hibe istendi. Ama Dünya Bankası, hibe yerine kredi verdi. Verirken de olası depremlerde meydana gelecek kayıplar için gereken önlemlerin alınmasını şart koştu. Bu önlemlerin başında da genele yayılmış ve devletin de içinde olacağı sigorta sistemiydi. Dünya Bankası gereken önlemlerin alınmaması halinde bir daha yaşanacak depremde artık kredi vermeyeceğini de ortaya koydu.

- Deprem sonrası maddi kayıpların karşılanması için ‘deprem vergisi' adı altında birçok vergi getirildi. Bu vergiler neredeyse 9 yıla yakın devam etti. Halen bu vergilerden gelen kazancın nerelerde kullanıldığı bilinmiyor. Bilinen tek gerçek, depremin yol açtığı kaybın telafisinde kullanılmadığı.

- Depremin ardından, yapıların güçlendirilmesinden tutun da afet kanunundaki değişikliğe kadar Meclis gündemine birçok kanun değişiklikleri ve önlem paketleri, yeni kanunlar getirildi ama hiçbiri geçmedi.

- Dünya Bankası'nın isteğiyle tüm konutların zorunlu deprem sigortası ile sigortalanabilmesi için Doğal Afet Sigortaları Kurumu (DASK) kuruldu. Uygulama depremden bir sene sonra başladı. Ama aradan 10 yıl geçmesine rağmen kanunu bir türlü çıkmadı. Zorunluluğu sadece adında kaldı. Bugün Türkiye'deki konutların sadece yüzde 25'i, o da kendi istekleri ve tapu dairelerindeki işlemlerde zorunlu olduğu için sigortayı yaptırdı.

Olası depremin yaratacağı kayıp

Bu maddeleri daha da çoğaltabiliriz. Şimdi soruyorum... Bunların ne kadarını hatırlıyorsunuz? Büyük bir çoğunluk eminim hiçbirini hatırlamıyordur.
Ama ortada birçok gerçek var. Türkiye, deprem kuşağında olan bir ülke. Bu, ne anlama geliyor? Biz daha çok böyle depremler yaşayacağız anlamına geliyor. Nitekim bırakın bir yılı... 1 Ağustos'tan bugüne yani 17 gün içinde Türkiye'de tam 200 deprem meydana gelmiş. Evet, büyüklükleri 2.7 ile 3.4 arasında değişiyor ama siz sanıyor musunuz ki bu depremlerde mal kaybı olmuyor. Aslanlar gibi oluyor.

Bugün sadece İstanbul'da 870 binin üzerinde bina bulunuyor. Yapıların büyük bir kısmı da maalesef depreme dayanıklı değil. Ve araştırmalar, olası bir depremin büyük can ve mal kaybına neden olacağını gösteriyor.
Son bir veri daha. Türkiye nüfusunun yüzde 45'i birinci derece, yüzde 26'sı ikinci derece deprem bölgesinde yaşıyor.

Peki, ne yapıyoruz? Hiç... Önlem alıyor muyuz? Hayır... Önlem almak için çaba gösteriyor muyuz? Nerde...

Neden? Çünkü geçmişte yaşadıklarımızı hatırlamıyoruz, unutuyoruz da ondan.

Noyan Doğan - Referans
Yayın Tarihi : 17 Ağustos 2009 Pazartesi 21:12:24
Güncelleme :17 Ağustos 2009 Pazartesi 21:19:51


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?
Yorumlarınız
ahmet IP: 88.236.159.xxx Tarih : 20.08.2009 01:00:32

deprem birilerinin fırsatı oldu  eğer deprem olmasaydı bu vergileri koyamazlardı ama vergilerden çok insanın gücüne giden depremdeki insanlara saddamın gönderdiği paralarla yapılan konutlar adeta devlet lojmanı gibi olmuş depremzedeler sokağa atılmış