30
Ocak
2026
Cuma
GÜNCEL

KÜRT AÇILIMI VE DEMOKRASİLERDE KARAR

Savaş böler, barış etnik kimlikleri birleştirir. Türkiyeliyim, beyazım, Türk'üm, kadınım, nüfus kâğıdında Sünniyim. Bir kuşak geri gidince Türkiye dışında bir yerler öne çıkıyor. Annem Dobruca bölgesinde, babam Saraybosna'da, ben Bitlis'te doğmuşum. Beni Kürt Raziye hanımın kızı emzirmiş. Oturduğumuz evin ilk sahipleri Ermeni'ymiş...

 

Önce ‘Kürt açılımı’, ‘demokratik açılım’ sonunda ‘Milli birlik projesi’ oldu, adı. Adı bir yana, güzel olaylara tanık oluyoruz. Ülkesini terk edenler geri dönüyor. Umutlar yeşersin, ülkemiz etnik kökeni farklı olan yuttaşların da güven duyduğu bir hukuk devleti olsun. Türkiye’nin gerçek anlamda demokratikleşmesi tüm farklılıkların kabulü ve çıplak insan kimliği ile eşit bireyler olmamıza bağlıdır.

Kürtlerin barış içinde ortak yaşam zemini bulmaları, evrensel hukuka uygun biçimde insan haklarının tüm bireyler için var edilmesine bağlıdır. Kürt özgürlük hareketinin etnik kimliği ile bağımsızlık mücadelesi verme görünümü, uygarlığın gelişen değerlerine ters düşmektedir.

Etnik kimlik
Bu alt kimlik nedeniyle, insanların insan olma savaşımında uğradığı haksızlıklar, toplu olarak bu insanlara bağımsız bir hukuksal talep hakkı vermez. Çünkü temelde yatan cemaatçilik bireylerin gerçek özgür iradesini yansıtmaz. Bireylerin ‘kendi kaderini tayin etme hakkı’ olmadan oluşan ‘toplumsallıklar’ önderlere bağlı demokratik olmayan iktidar yuvalarıdır. Demokratik toplumlarda ise etnik köken, tıpkı din, kültür, ahlak, cinsiyet, cinsel yönelim, meslek, öğrenci, işçi, emekli gibi topluma farklı biçimde katılımı sağlayan bireysel bir niteliktir.

Hannah Arendt, politik bir varoluşa sahip olmak için kimliğin öne çıkarılmasına itiraz eder. Ona göre ‘kendimize özel olanı, bize kendiliğinden ait olan niteliği merkeze almak, ortak dünyayı reddetmektir’ (N. Toker, Amargi, sayı 1, s66)
Dünya vatandaşlığı için çaba harcamamız, haksızlıkların bütününü görmemiz, birlikte durmamız gereken bir zamanda, içten içe kırılmaların kimseye yararı olmaz. Bir toplumu oluşturan insanların farklı etnik kökenden gelmesi, hiç kuşkusuz bir zenginlik. Etnik kökenlerin birbirine karışması ise daha büyük bir kazanım. Kendiliğinden ötekilik kavramını yok eden,demokrasiye açılan yolun başlangıcını muştalıyor. Hülya Avşar röportajının başlığı ne güzel atılmış: ‘Çözün bakalım, ben kimim’.?

Kendimizden yola çıkarak da pek çok ipucuna varabiliriz: Türkiye’liyim, beyazım, Türk’üm, kadınım, nüfus kâğıdında Sünni’yim. Bir kuşak geri gittiğimde ise en azından Türkiye’nin dışında bir yerlerden söz etmeye başlıyorum. Annem o dönem Romanya topraklarında olan Dobruca Bölgesinin Hacıoğlu Pazarcık denen eyaletinde doğmuş. Ailesini tanımlaması kulaklarımda çınlıyor, ‘biz öz be öz Osmanlıyız’. Kendisi beş yaşında ülkesine gelmiş bir Türk... Babam şimdi Bosna /Hersek’in olan Saraybosna’da doğmuş. Kökeni ya Arnavut, ya Sırp, kendisi Türk. Daha bitmedi. Ben Bitlis’te doğmuşum. Babam asker, ilk şark hizmeti tayini oraya çıkmış. Annem hemen arkasından ikinci çocuğa hamile kalıp, sütü kesilince beni Kürt Raziye hanımın kızı emzirmiş. Evin ilk sahipleri ise Ermeniymiş. Yani işler karışık. Bu ortamda kimin hangi ırktan, kimin hangi etnik kökenden geldiğinin ne önemi var? İnsanlar kendi belirleyemedikleri özelliklerle, bir yerlerden gelip geçiyorlar.

Babamın ölümüne günler kala anılarında Bitlis vardı. Genç bir teğmen iken ölüm kalımlı bir tabikatı hiç unutmamıştı. Taburun başında Bitlis dağlarına katırların çektiği top taşıyan arabaları çıkarırken, en büyük desteği o yöreleri iyi bilen kürt askerlerinden almıştı. Hep birlikte nefesler tutulmuştu,hayvanların kayalardan kopan taş parçacıklarına takılmadan ağır yükleriyle topları en tepelere ulaştırması, akıl almaz bir işti. Hiçbir canın burnunun kanamadan işin başarılmasının ardında Kürtler ile Türkleri birbirine kenetleyen alın teri ve güven vardı. Sıcaklığını hâlâ yaşıyordu...

Etnik kimlik böler mi?
T.C. etnik farklılıklardan yeni sosyolojik ortak bir kültür birliği yaratmak ülküsü ile kurulmuştur. Kabul etmek gerekir ki,yönetim hataları etnik farklılıkları sivriltmiş,yer yer çökertmiş arada bataklıklar oluşmuş, affedilmez ölümler araya girmiştir. Şimdi ne olacak? Tarihle yüzleşmek her şeyden önce hatalarından ders alabilmeyi ve geleceği daha iyi yapmayı gerektirir.

Savaş böler, barış etnik kimlikleri birleştirir. Kimlik, kendimizi nasıl tanımladığımız ya da toplumun bizi nasıl tanıdığı ile ilgili bir nitelemedir. Vazgeçemeyeceğimiz tek kimliğimiz ‘insan’ oluşumuzdur. Tıpkı bireyler gibi etnik toplulukların da birbirine zarar vermeden bir arada yaşaması demokrasiyi geliştirir. Toplumsal gerçeklik, hiçbiri doğası gereği birbirine üstün olmayan bir farklılıklar çokluğundan ibarettir (Murphy, 93). Postmodern dönemde ‘farklılıklara duyarlık’ artmıştır ama, dünya devletlerinin birleşme sürecine girmesiyle etnik kimlik nedeniyle ‘kendi kaderini tayin hakkı’ sınırlanmıştır. Uygarlık düzeyi, kendi yaşam biçimlerini belirleyen, kendi kaderini tayin eden bireylerden oluşan ‘toplumsalların’ hayali içine girmiştir. Bizim de ait olduğumuz AB hukukunun liberal ve bireyci ruhu kapsamında, ‘halkların kendi kaderini tayin hakkı,’ Evrensel İnsan Hakları bildirgesin’nde belirtilen temel hakların gerçekleşmesinin ön koşuluna indirgenmiştir (http//www.atik-online.net/2009/7/15/kulturel-haklar-bireysel-mi).

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 18 Aralık 1992 tarihli, 47/135 sayılı kararında; hak sahibi olanların, ‘kişiler’ olduğu açıkça belirtilmiştir. Lizbon Antlaşması da hakları bireye bağlayarak; insan onuruna saygı, özgürlük, eşitlik, demokrasi, hukukun üstünlüğü, azınlıkların bireysel insan haklarına saygı gösterilmesi vurgusuyla saymaktadır.

Kürt sorununda savunulması gereken değer, etnik kimlikten öte,insanlık onurudur. Farklı olmak haktır, ötekilenmek haksızlıktır. İfade özgürlüğü tam değilse, ayrımcılık yapılıyorsa, ötekileştirmeden sözedilir. Görülüyor ki, Kürt hakları da kadın hakları ve çocuk hakları ile ortak bir çözüm içermektedir.
Gerçek sorun farklılık değildir, eşitsizliktir. Güçlülerin çıkarı uğruna, yoksulluğun ve emek sömürüsünün ortadan kaldırılamamasıdır. Kürt, Türk demeden tüm kadınların, bireysel, sosyal, ekonomik hakların varolması, Kürt sorununun temel çözümüdür. Yoksa özlenen demokrasi açılımı zor gelecek? Çünkü dili yok. Türkçe, Kürtçe deniyoruz, olmuyor. Aranan dil, kadın dili, kadının kendisi oysa. Vicdan yalnızca kadının adı buralarda. Tembelliği de cabası. Kürt sorununu çözememiş eski başbakanlar, ‘tembel ev kızlarına’ benzetilerek, kadınlar üzerinden eleştiriliyor. Kadının yeri ‘evi’ vurgusu olmadık biçimde yineleniyor.
Başımızı kaldırıp, ‘acil demokrasi’ türküsünü söyleme zamanı.

Tennur Koyuncuoğlu: Hukukçu

Radikal
Yayın Tarihi : 30 Kasım 2009 Pazartesi 19:24:17


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?