Sait Şanlı... Diyarbakır Kasaplar Odası Başkanı... Nam-ı diğer “Güneydoğu’nun Kofi Annan’ı...” Bu lakap ona boş yere verilmemiş. Diyarbakırlı Sait Şanlı, kendisi de bir “kan davası” kurbanı olarak ilkelliğe tek başına karşı koymuş. Üstelik okuma yazma bilmediği halde...
Şanlı, 448 kan davası, 97 kız kaçırma, 106 alacak-verecek meselesi olmak üzere, toplam 651 olayda arabuluculuk yaparak aileleri barıştırdı. Yok yere kan dökülmesini engelledi. Bu çabalarından ötürü, 2006 yılında Fransız AFP ajansı tarafından Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterildi. Şanlı’nın hayat hikayesi, gazeteci Bayram Yaşlı’nın “Yeter Kan Akmasın” adlı kitabında anlatılıyor.
Diyarbakır Kasaplar Odası Başkanı Sait Şanlı, BM tarafından bölge barışına yaptığı katkılardan ötürü teşekkür plaketi ile ödüllendirilen bir barış insanı. 64 yaşındaki Şanlı, halen içinde öğretmen, imam ve muhtarların da bulunduğu “Barış Komisyonu” adlı grubuyla, Türkiye’nin dört bir yanını dolaşıp düşman aileleri barıştırarak “kan davalarını” sona erdiriyor. Henüz 14 yaşında kan davasının soğuk yüzüyle tanışan Şanlı, o günlerde hayatını arabuluculuğa adamaya karar veriyor. 500’ün üzerinde aralarında kan davası ve husumet bulunan aileyi barıştırıyor. Diyarbakır ve Güneydoğu Bölgesi’nde öylesine seviliyor ki, nereye giderse bir anda etrafı sarılıyor. Bir yere girdiğinde, herkes saygısından ayağa kalkıyor. Bu sevginin kökeni, 1964 yılından beri yaptığı arabuluculuk çalışmalarına dayanıyor. Şanlı, kan davasıyla tanışmasını şöyle anlatıyor: “İneğimiz komşunun bahçesine girip ekili ürüne zarar vermiş. Ancak bir kasıt yok. Fakat komşumuz, bizle konuşmak yerine ineğin kuyruğunu kesiyor. Amcam da ineğin kuyruğunun kesilmesini gurur meselesi yapıp çıkan tartışmada komşuyu öldürüyor.”
İneğin kuyruğu kesildiği için kan davası başladı
İneğin kuyruğunun kesilmesiyle hayatı kararan Sait Şanlı, kan davası ve acı sonuçlarını ilk kez o gün fark etti. Şanlı ailesi, aile meclisinde alınan göç kararıyla tüm servetini, işlerini ve çocuklarını bırakarak gece yarısı gizlice yaşadıkları Lice’den ayrıldı. Ailesiyle Malazgirt’e taşınan Şanlı yaşadığı kan davası korkusunu “Ben 16- 17 yaşlarındaydım. Evimde gece uyuyamıyordum. Babam abimle beni penceresi olmayan odalara divan çekip yatırıyordu. ‘Pencereden biri size ateş etse ne yaparız’ diyordu” sözleriyle anlatıyor.
Şanlı, ailesinin yolda bile doğru dürüst yürüyemediğini söylüyor: “Ailede hiçbir zaman huzur olmaz. Kimse evinde bile güvenli değildir. Çocuklar okulda asla başarılı olamaz. Çünkü çocuk kendisini derse veremez. İlokulu bitirdikten sonra da, kendini derse vermesi çok zor. Can güvenliği yok. Öldürülme korkusu yaşayan bir çocuktan başarı nasıl bekleyeceksin? Mağdur taraf ise, aile bireylerince sürekli öç alma duygusu ile dolduruluyor. Üç-dört ayda bir gelip bizi korkutuyorlardı. Bizi köydekilere sordurup bir anda ortadan kayboluyorlardı. Bizi korku içinde bırakıyorlardı.”
Taunus’u ile gezip, aşiretleri masaya oturttu
Sait Şanlı, kan davası yüzünden varlık içinde yokluk çektiğini söylüyor. Şanlı, kendi çektiği acıları bir başkasının çekmesini istemediği için, kan davasıyla mücadeleyi bir görev bilmiş. Yıllarca kan davasını bitirmek için köy köy Türkiye’nin dört bir yanını gezmiş. Müftülerden, öğretmenlerden, yerel yönetimlerden destek almış: “Bu fikir zaten Malazgirt’e göç ettiğimden beri aklımdaydı. İnsanların bir gecede yerlerini yurtlarını terk edip bilinmeyene göç etmesinin izahı mümkün değil. Anne ve babama bu fikrimi söyledim. Onlar da kan davası mağduruydu. Bu uğurda, ne gerekiyorsa yapmalıydım.”
Sait Şanlı, Lice’deki kasaplık anlayışının aynısını Malazgirt’te uygulayınca, kısa sürede meslekte ilerledi. Daha sonra, bölgedeki askeri merkezlere de et satmaya başladı. Artık maddi sıkıntıları aşmıştı. Askerliği biter bitmez geldiği Malazgirt’te kırmızı renk bir Ford Taunus otomobil satın aldı. Malazgirt’te otomobil sayısı bir elin parmağını geçmediği bir dönemde Şanlı, kırmızı renkli aracıyla yıllar boyunca barış görüşmeleri için bir yerden diğerine gitti. Aşiretler arasındaki husumeti sonlandırma girişimleri yüzünden kat ettiği mesafe nedeniyle otomobili hurdaya döndü, ama o pes etmedi.
15 dakika içinde bu kadar ölü görmedim
Kan davasında aracı olmak, dünyanın en zor arabuluculuklarından biri. Çünkü bir yanda, oğlunu, kızını, gelinini, tüm yakınlarını kaybetmiş bir ailenin intikam duygusu var. Bir de bu intikam için oluşturulmuş, gücünü sözde dinden ve töreden alan bir aile baskısı... Öte yandan ise, aile bireylerinden birinin işlediği suç yüzünden, sıranın hangisinde olduğunu bilmeyen, ensesinde sürekli silahın soğuk yüzünü hisseden aile bireyleri var. Ayrıca, barışı kabul eden aşiret reisi, kendisine bağlı köyler üzerindeki otoritesini kaybedebilir, korkaklıkla suçlanabilir. Şanlı, acısı olan, öç alma duygusu içerisindeki insanları nasıl ikna ettiğini şöyle anlatıyor: “Malazgirt’in bir köyünde hiç yüzünden çıkan tartışma ve yıllar boyunca süren kan davasında iki aşiretten 21 kişi hayatını kaybetmişti. Bir o kadar insan da cezaevine düşmüştü. Öç alma sırası kendilerinde olan aile reisinin yanında oturdum. Ona kan davasının getirdiği olumsuz sonuçları anlattım. Kan davasına son vermeleri durumunda, aşiretlerin üç-dört yıl içinde ekonomik olarak yeniden ayağa kalkabileceğini, çocuklarını rahatlıkla okula gönderebileceklerini söyledim. Çocukları okula giderse, aynı kaderi paylaşmayacaklarını, evlat acısı ile yaşamamaları gerektiğinin altını çizdim.” Şanlı daha sonra aynı köye defalarca gitti.
Bir sonraki sefer, yanında Belediye Başkanı ve İlçe Müftüsü’nü de götürdü. Şanlı’nın aileleri barıştırma girişimi başarıyla sonuçlandı. Sait Şanlı, Muş’un Malazgirt kazasında 20 yıl kalmış. Malazgirt’te, 44 kişinin öldüğü katliamın yaşandığı Mardin Mazıdağ’a kıyasla daha feodal bir yapı olduğunu anlatıyor: “Malazgirt’te, her aşireti 15- 20 bin kişi temsil ediyordu. Kan davalarında 11- 12 kişinin öldürüldüğüne de şahit oldum. 68’lerde otomatik silahlar yoktu. O yıllarda günde 5- 7 saat çatışma olurdu. Ama 15 dakika içinde bu kadar ölüyü ben ne gördüm, ne de büyüklerimden duydum. Mutlaka devletin korucu sistemini gözden geçirmesi lazım.”
5 kişilik grupla 30 yıllık husumeti bitirdi
Sait Şanlı, son 10 yıldır bütün servetini çocuklarına eşit olarak bırakmış. Parasının geri kalanını da, kan davaları ve husumetleri bitirmeye harcıyor. Şanlı için mesafe sınırı yok. Taunus’tan Diyarbakır’a; İzmir’den, Edirne’ye kan davalarını bitirmeye gidiyor: “Biliyorsun, 455 kan davası yüzünden 1530 ailemiz Batı’ya göç etmiş. Bu ailelerin ekinleri ekilmiyor. Bu bir milli servettir, bunların içinde benim de payım var. Öyle davalar var ki, 36 yıl sürmüş. Biz bu insanları kendi arazilerine, evlerine geri getiriyoruz.” Şanlı, kendine özgü yöntemi şöyle anlatıyor: “Ben biniyorum arabaya, ailenin kapısına gidiyorum. Gerekirse ağlıyorum, sızlıyorum. Annelerinin, babalarının elini öpüyorum. Ayaklarına bile kapanıyorum, yeter ki kan akmasın. Bunun dışında, benim ‘Barış Komisyonu’ adlı 5 kişilik bir grubum var. Aileyle ilk önce onlar temasa geçiyor. Bu grupta, bir köy imamı var. Ahiret için Kuran-ı Kerim’in emirlerini, hadislerini onlara söylüyor. Bunun dışında, muhtar var, devleti temsil ediyor. Bir de hukukçu var. Avukat, ‘Siz intikam almaya kalkarsanız, bu kadar ceza alırsınız, aileniz mağdur olur’ diyor. Öğretmen, çocukların eğitiminden söze giriyor. ‘Kan davasıyla birini öldürürsen, senin çocuğun gidip başka bir şehirde okuyamaz’ diyor. Ben ikna turlarına bacımı da beraberimde götürüyorum. Eşim de gidip bayanları ikna ediyor. Mesela, kız kaçırma olaylarında, eşim kızın ifadesini alıyor. Eğer kız rızasıyla gittiyse, çiftlere ev tutuyor, gencin iyi bir işe başlamasını sağlıyorum. Kocası vurulmuş ve dul kalmış çocuklu kadınlara 18 tane daire aldım.”
Bayram Yaşlı’ya göre töre cinayeti sebepleri
n Aile ve aşiret ırkçılığı.
n Başlık parası ve kız kaçırmaların yarattığı sorunlar.
n Suç ve ceza arasındaki niteliksel eşitsizlik ve cezanın adalet duygusunu tatmin etmekten uzak olması.
n Bir insanı haksız yere ve kasıtla öldüren kişinin yakalanamayıp, serbetçe dolaşmasının kin ve intikam duygularını harekete geçirmesi.
n Üstün otoritenin olmayışı.
n Suçun şahsiliği prensibinin olmayışı.
n Kişisel öç alma safhasının devam etmesi.
n Güçlü siyasal merkezi otoritenin olmaması.
n Eğitim seviyesinin
düşüklüğü.
n İntikam duygusunun mertlikle eş anlam kazanması ve toplum tarafından olumlu karşılanması.
Karşıdan 500 kişi de vursalar, 44 kişi geri gelmez
Güneydoğu’da çok iyi tanındığını, bakan ve parti liderlerinin bile hastalandığında ziyaretine geldiğini söyleyen Sait Şanlı, artık kan davasından kurtulmak isteyen ailelerin kapısını çalmaya başladığını söylüyor: “Öldüren ailenin bireyleri gelip bizden rica ediyor. ’Babam, kardeşim ya da amcam adam vurdu. Biz de göç ettik. Bunlar hâlâ da bizim peşimizde ve intikam istiyorlar’ diyor. Ben de kavganın sebebini ve hadisenin neden bu duruma geldiğini öğreniyorum. Anlıyorum ki, 20-30 yıl önce birbirlerini öldürmüşler. Hepsi de incir çekirdeğini doldurmayacak olaylar. Ben durup dururken öldürülen aileye gitmem. Önce diğer saldıranların ailesi bana gelip ’Ben bu b.ku yedim, onlar bizi öldürmesin’ diye rica etmeli. Ben öldürenleri affetmeleri için gitmiyorum. Aynı aileden intikam peşinde olmayan gençleri kurtarmak için gidiyorum. Bu unutulmasın.” Sait Şanlı, Mardin’de 44 kişinin katledildiği aileye de gidip “Onlar yaptı, siz yapmayın” diyeceğini söylüyor: “Tabii ki gideceğim. Bu aile, gidip karşı taraftan 500 kişiyi de vursa, bunlar geri gelmez. Babaları, anneleri gitmiş. Ama çocuklarını kurtarmak için elimden geleni esirgemem. Ama bugün hemen değil, 3-5 ay sonra onları görmeye giderim. Acının birazcık dinmesini beklerim.”