19
Mart
2026
Perşembe
GÜNCEL

"Prof. kocam 35 yıl dövdü"

Profesör eşinin boşanma davası açtığı Nesrin Kantarcı, 37 yıllık evliliğini ağlayarak anlattı: Sırtımda oklava kırdı. Ütü, çekiçle vurdu.

Fizik profesörü Ziya Kantarcı'nın boşanma davası açtığı eşi Nesrin Savaş (Kantarcı) "Bunları okuyan tek kadını bile şiddetten kurtarabilirsem ne mutlu bana" deyip konuştu:

Tokat, tekme, dayak
"37 yıl önce evlendik. Daha ilk hafta sözlü şiddet başladı. Sonra itip kakmalar, tokatlar geldi. Yer silerken tekmeliyordu. Sırtımda oklava kırdı. Uyurken uyandırıp dövdü."

Evde üzüntü partileri
"Niye vurduğunu sorduğumda, öldürmediğime dua et' derdi. İki çocuğum küçükken üzüntü partileri düzenlerdik. 'Babanız ruhsal sorunlu, istemeden yapıyor' derdim. Onlar da dinlerdi..."

Profesör kocamdan 35 yıl dayak yedim

Bugünkü hikâye 58 yaşındaki bir kadının kendi kimliğini bulma çabası. Bu, her dakikası sözlü ve fiziksel şiddetle geçen 35 yıllık bir evliliğin öyküsü.

Bugünkü Pazartesi Sohbeti'nin konuğu fizik profesörü kocası tarafından tam 5 yıl evden çıkmasına, perdeleri bile açmasına izin verilmeyen Nesrin Savaş... 35 yılın ardından eşinden boşanıyor. Kendisiyle, çocuklarıyla, hayatla hesaplaşıyor. "Yaşadıklarım herkese ibret olsun" diyor ve ekliyor: "Gençlik, bilmezlik, maddi gücün olmayışı, aptallık, ne derseniz deyin; Hikayemi okuyan tek bir kişiyi şiddetten kurtarabilirsem büyük mutluluk olacak bana. O yüzden avukatlara söylüyorum. Amacım para pul, nafaka falan değil. Amacım iyi yetişmiş, iyi okumuş bir profesörün bile evinde nasıl şiddet uygulayabileceğini gözler önüne sermek. Bu insanlar şiddetle büyüyor, güçleniyorlar. Üstelik onlara biz izin veriyoruz."

SÖZLÜ ŞİDDET
Nesrin Savaş ticaretle uğraşan bir baba ile ev hanımı bir annenin 4 çocuğundan biri. Lise 2. sınıftayken annesinin baskısıyla komşularının oğlu Ziya Kantarcı ile evleniyor. Ziya Kantarcı gelecek vaat eden bir fizik öğrencisi. "Aşık olmadım kocama. 'Sevdin mi' derseniz, ona bile vakit bulamadım. Apar topar evlendik. Londra'ya gittik. Eşim aslında 1938 doğumlu ama doktora bursu için yaşını 4 yaş küçülttü. Burs iyi hoş ama sadece okuyan için. O okuyor ben çalışıyorum. Çocuk bakıyorum. Kısa bir süre sonra eşim bursunu da kaybetti. İkiüç kat fazla çalışmaya başladım. Kızım doğmuştu. Aileyi ayakta tutma görevi benimdi."

Ya şiddet? İlk ne zaman başladı?
(Derin bir iç çekiyor) "Evliliğimizin birinci haftasında sözlü şiddet başladı. Ben tabii aptal kafa beni kıskanıyor da o yüzden diye düşünüyorum. Metroda oturuyoruz, karşımdaki adam fazla bakıyor diye olay çıkarıyor, adama bulaşıyor, bana bağırıyor. Fiziksel şiddet evliliğin 5'nci yılında objelerle vurmasıyla başladı."

Peki ama bir kadın ilk dayak yediği zaman ne hisseder, terk etmeyi istemez mi?
(Gözyaşları dökülmeye başlıyor) "Bana o anda deseler ki soğan ekmek yiyecek paran var, çocuğuna ve sana başını sokacak bir yer sağlayacağız, bir dakika bile durmazdım. Çalışıyordum ama tek başına kalınca kolay mı?..." Nesrin-Ziya Kantarcı çifti, Ziya Kantarcı'nın okulu bittikten sonra Ankara'ya dönmüşler. Ziya Bey, önce Hacettepe, ardından Eskişehir Anadolu Üniversitesi'nde öğretim üyesi olarak çalışmış. Ardından Gazi Üniversitesi'ne geçmiş. Nesrin Savaş bakın eşini nasıl anlatıyor: "Eşim iyi bir fizik profesörü oldu. Dalında çok iyidir. Tanısanız, bu mu anlattığınız şiddet gösteren adam dersiniz. Öyle kibar öyle nazik, öyle centilmen. Ama o sadece dış görünüş. Dış görünüş insanları yanıltabiliyor."

NİYE İKİNCİ ÇOCUK
İnsan bu kadar şiddetin, memnun olmadığı evliliğin içindeyken niye ikinci kez hamile kalır?
Nesrin Savaş "Hayatımın en büyük aptallığı tabii" diyor. "Şu anda biroğlum olduğu için memnunum, o ayrı. Ama o zaman tek çocuk olmasın, kardeş lazım diye düşünüyordum. Arkadaşlarım da öyle telkin ediyordu. Üstelik çevremdeki hiçbir evlilik benimkinden iyi değildi. Hepsinin içinde şiddet vardı. Ben zannediyordum ki bu kadar şiddet olağan." Önce ufak tefek itip kalkmalar ve tokatlarla başlayan şiddet yıllar geçtikçe yerini oklava, çekiç gibi objelere bırakmış. Nesrin Savaş "Büyük kızım evlenip Amsterdam'a yerleşti, küçük oğlumla baş başa kaldım, sırf onun için sustum" diye anlatıyor. "Ama ne kadar yanlışmış." Nesrin Savaş'ın oğlu ablasını yanına okumaya gidince Nesrin Savaş için farklı bir dönem başlamış. Tam 5 yıl sürecek hapis dönemi.

EVE KAPATILDI
"Bir gün eve geldi. 'Sen bundan sonra dışarı çıkmayacaksın' dedi. Perdeleri kapattı. Neymiş efendim karşıdaki apartmandaki adamla flört ediyormuşum. Zaten daha önce üst komuşlarla da kavga etti, dayak yedi geri geldi. Önce şaka zannettim. Ama ciddiydi. 5 yıl beni evde hapsetti. Arada bir haftalık izinlerim oluyordu. Tabii onunla çıkmama izin vardı. Bütün gün yemek yapıp, kitap okuyordum."

Ya şiddet?
"Kocam Hitler'di, ben ise bir Yahudi" diye başlıyor anlatmaya. "Yeri silerken tekme yiyordum. Tek hatırladığım 'Aynı yere vurma' diye bağırışım. Ağlıyor 'Lütfen başka yere vur' diye bağırıyordum. Başımdan kanlar akıyordu, o ise ellerine bulaşan kanı lavaboda yıkıyordu."

AVRUPA'YA KAÇTI
Nesrin Savaş dayak, tehdit ve işkence ile geçen günlerinden kızı ve damadı sayesinde kurtulmuş. Kocasını kızının yanına bir süreliğine tatile gideceğine ikna etmesi 6 ayını almış. En sonunda Amsterdam'a kaçmayı başarmış. Bir yıl sonra döndüğünde ise bir boşanma dilekçesiyle karşılaşmış. Boşanma davası devam ediyor. Nesrin Hanım "O kadar dayak yedim, hiç sağlık raporu almadım. Ben kocamı terk etmedim çünkü hasta olduğuna inandım" diyor. "Kocanız kanser olursa ne yaparsınız, doktora götürürsünüz, benimki beyninden rahatsızdı. Ben de bin bir ricayla, kandırmacayla onu doktora götürdüm. İlaç verdiler, tanı koydular. Eve gelince bütün ilaçları çöpe attı, 'İstersen sen iç' dedi bana. Gereksiz bir vicdan muhasebesi yaptım. Çocuklarımın babası diye sesimi çıkarmadım. Ama kitap okudukça anlıyorum ki yaptığım kesinlikle yanlışmış. Bugün hikayemin yazılmasını işte bu yüzden istiyorum. " Çoğunuzun Nesrin Savaş için "İyi de niye o kadar yıl katlandı?" diyeceğinizi biliyorum. Bu hikayeyle ilgili kuşkusuz çok yorum yapılabilir. Ama bence önemli olan sebebi olsun ya da olmasın şiddetin bir özürü olmayacağı gerçeği. Bu hikayede sizce tek suçlu terk edip gidemeyen Nesrin Savaş mı? Bir düşünün. 

Nesrin Savaş anlatıyor

BİR GÜN SIRTIMDA OKLAVA KIRDI
"BALKONUN kapısını açmış yeri silerken tekmeyi yedim. Neymiş efendim niye kapıyı açıyormuşum. Baldırım mosmordu. Dizimden belime kadar olan bölgeye defalarca oklavayla vurdu. Ara sıra gözümü karartıp 'Niye vuruyorsun, sen insan mısın?' diyordum. 'Seni öldürmediğime dua et' diye bağırarak, ardından kahkahalarla gülüyordu. Sonra bir gün sırtımda oklavayı kırdı. Birden ortalığa kar fışkırdı. Ben şaşkın bir halde elimi sırtıma götürmeye çalışırken, o mutfakta ellerini yıkıyordu. Kan bulaşmış da kirlenmiş.
Düşünsenize, cinayet işleyip, bıçak temizlercesine..."

ÇOCUKLAR DAVADAKİ ŞAHİTLERİM OLACAK
"KIZIM daha lise çağındayken bir gün başından aşağı kaynar süt döktü. Kızımı apar topar yurtdışına okumaya yolladım. Oğluma şiddet pek göstermedi çünkü ondan biraz çekiniyordu. Bana şiddet gösterdiği zaman oğlum araya giriyor sonra aile kavgası çıkıyordu. Çocuklar küçükken üzüntü partileri düzenlerdik. Babalarının aslında problemli olduğunu; bunları bilerek ve isteyerek yapmadığını anlatırdım çocuklara. Onlar da dinlerdi. Şimdi ikisi de davada şahit durumda. Çocuklarım da yaşadı işkenceyi, iyi biliyor."

ÜÇ GÜNDÜR KAR YAĞIYORMUŞ!
"EVDE hapis haldeyim. Perdeler kapalı. Ne yapacağım bilmez bir halde koltuğumda oturuyorum. Belli bir koltuğum vardı benim pencerelerden en uzak köşede. Orada kitap okumaya çalışıyorum. Birden telefon çaldı. En yakın arkadaşlarımdan biri laf arasında kardan bahsetti. Meğer üç gündür lapa lapa kar yağıyormuş. Benim haberim bile yok. Ziyaretçimin gelmesine izin yok, kardeşlerim ancak telefonla arıyor."

BİR KERESİNDE ÜTÜYÜ BİLE BANA FIRLATTI
"AKŞAM eve geldiğinde nedensiz şiddet göstermeye başlıyordu. Ortalığı yıkıp döküyordu. Bir keresinde ütüyü fırlattı. Telefonlar ise kâbusumdu. Arayan yanlış numaraysa dayak saatleri başlıyordu. Kimbilir benim hangi sevgilim aramış. Bir gece yarısı uykumdan uyandırıp beni dövdü."

ONA KÜFRETTİM KAHKAHAYLA GÜLDÜ
"AYRILDIKTAN sonra sadece bir kez telefonda ona karşı hissettiklerimi söyledim. Küfrettim, hakaret ettim, bağırdım çağırdım. Kahkahalarla gülüyordu. Binali Yıldırım'ın karısı ayrı masada yemek yedi diye kıyamet koptu bu memlekette. Benim o kadar bile özgürlüğüm yoktu. Bir yere götürülmüyorum, ayrı masada bile çorba içemiyorum. Hepten süprüntü kimlik takımındandım." 

Suçlanan koca: Özel hayatım
NESRİN Savaş'ın bu iddiaları üzerine, suçlanan eş Prof. Dr. Ziya Kantarcı'yı aradım. Çünkü avukatı tüm iddiaları doğrulasa da, ortada, sadece bir kadının tek taraflı iddiaları vardı. Ve suçlanan kişi, zaten eşinden boşanmak için dava açmıştı. Prof. Kantarcı şu açıklamayı yaptı: "Bu benim özel hayatım. Eşimle boşanıyoruz ama bu olayın yargıcı siz değilsiniz, mahkemedir. Onlar karar verecek. Ben bir öğretim üyesiyim. Şu anda ğrencilerim ders vermemi bekliyor. Bunlarla uğraşacak vaktim yok..." Kantarcı'nın açtığı boşanma davası, ekimde görülmeye başlanacak. Davada Nesrin Savaş'ın iki tanığı olacak, kızı ve oğlu. Ancak iki kardeş halen Amsterdam'da yaşadıkları için, tanıklıkları elçilik aracılığıyla gerçekleşecek. Davanın Ekim ayına atılmasının nedeni de bu...
Sabah
Yayın Tarihi : 12 Haziran 2006 Pazartesi 04:01:22
Güncelleme :12 Haziran 2006 Pazartesi 15:43:58


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?
Yorumlarınız
çınar çınar IP: 85.101.144.xxx Tarih : 13.06.2006 03:15:48
eğer bu haberi bu adamın öğrencileri okuduysa onlardan bir tek ricam var lütfen bu adamı pretesto edin ve derslerine girmeyin önce iyi insan olunmalı iyi bir öğretim üyesi ve profesör değilne olur en fazla sizi sınıfta bırakır ama insanlık dersinden geçer not alırsınız....

Nesrin Savaş Kantarcı IP: 85.103.127.xxx Tarih : 24.10.2006 13:24:41
"Ben bir öğretim üyesiyim!" bu "özel yaşamım!!!" diyen birinin, öncelikle nasıl biri olduğu ne kadar ne olduğu ve özellikle çok özel biri olduğu saptanmalıdır. Araştırmacı olarak neleri araştırdığına dikkât etmek gerekmez mi? Dünün anlayışına saplanıp kalmış "kör inanç"lı bu birinin bugün nasıl bir eğitim verebileceğini daha da bir derinden düşünmek, irdelemek gerekmez mi? Özüne bağlı kalarak, yeniliğe zerre kadar ayak uyduramazken; daha da nasıl bir değişime doğru kaydığını, nasıl bir zihniyete sahip olduğunu ve sonuçlarını göz ardı etmek doğru bir yaklaşım olamaz. Müdahaleci olunması gereği vardır. Bunlar eğitim kurumlarında önemli değilse nedir? "Benim öğretilerim senin yaşam biçimin olacak" demek de ne demek? Böylelerinin eğitimi ile gelişime yönelik değişim kaydedilemez. Kendine özgü tuhaf ölçütlerini baskıyla ailesine dayatan, aksine öğretileri kendisi için hiç de geçerli olmayan, bilinçlice sorun üreten bu birisi; gayet tabii ki çıkıp doğruları itiraf edemeyecektir.Söylemlerim delillidir! Tescillenmiştir. (?) Onca yıl ağlatarak elimden almış olduğu özgürlüğü bugün kendisinin bir işi için isteyebilmektedir! Üstelik de ben suçsuz kendisi suçluyken..."Ağır suç"u ile hak arayabilmektedir. Dolayısıyla da ; "Haksızlığın üstünlüğü"nü düşlemektedir. "Hukuksuzluğun üstünlüğü" olsun demektedir!.. Akıl almaz işleri için; T.C. Mahkemeleri'ne "ben bir öğretim üyesiyim" diyerek söze başlamış, asılsız beyanlarda bulunmuş, ve tuhaf tanıklarına da çelişkili olmadık beyanlar söylettirmiştir. Düşünemediği ise; o art niyetli birileri ve en yakınlar kendisini nerelere sürüklemişlerdir. Elbette önde kendisi arkada suç ortaklarıyla... Oysa ki; salt dinleyeceği 2 evlâdı varken. . Tüm "şaşırdık"diyenlere duyurulur!!! Kişiyle 35 yıl yaşayan bendim. Ne diyor: "Herşey hukukî süreç içinde ortaya çıkacak!" Doğrudur çıkacak!!! "Ben bir öğretim üyesiyim"demesine rağmen... Ayrıca bu davanın sonucunu adliyenin kapısında salt finansal çıkarı uğruna bekleyen "o" tehlikeli birisi vardır(!!!) Bunlar da işin diğer boyutları... İç içe geçmiş olgularıyla düşünsel boyuttaki kapsamlı davanın uç noktaları nedir diyorsanız, toplumsal duyarlılık göstermek, düzenle bütünleşmek istiyorsanız sizlerde yazacaklarımı okuyunuz lütfen.Salt sağduyulularadır anlatımlarım. Şiddetin tüm biçimlerini 70'li yaşıyla da uygulayan bu 2 torun sahibi dede; "şiddet uygulamadım" diyebildiği gibi, başka olanları da artık gizleyemeyecektir. Boşanma davasını açmış olması önemli değil neden açmış olması önemlidir. İki nedenle!!!??? Kendisi evden uzaklaştırılmıştır! Ve.....???? 'Kamusal alanda görev yapanların suçu eleştirilemez' denemez. 'Özel yaşama karışma olarak' yorumlanamaz. Yanlışlar savunulamaz ama eleştirilir. Eleştirilmelidir de...Tüm olanlar kendi seçiminin sonucudur. Davanın elân mahkemelerden geçiyor olması nedeniyle; anlatımlarımın üstü örtülüdür. Daha anlatılmış pek bir şey yoktur!!! Ancak yeni, yazılı olarak vermiş olduğum röportajlar, "T.B.M.M" ve "STK"nın raporları ve çok önemli iletiler ve çıkaracağım kitabım ve yine dava sonrası yazılı olarak yayımlanacak olan açıklamalarım, asıl (!) olguları yansıtacaktır. Susturulmuşluğumla birikenleri 35 yıllık yaşamöykümü buraya yazmaya devam edeceğim. Neden susturulmuşluğuma sustum? Taşıdığım sorumluluklarımın gereğini yerine getirmese miydim? Bundan daha doğal ne olabilir? Bugün de sorumlu bir yurttaş olarak; demokrasinin güç kazanması için gerekeni yapmaktayım. Doğru kararı; yanlış yerde ve yanlış zamanda uygularsanız dahada yanlışlar içerisine girersiniz! Sistem ve kimileri kendilerini sorgulamalıdırlar. Ülkenin gerçekleri, kadının edilgen durumu, toplumsal dokumuz, gençliğin yanlışlıkları, bilinçsizlik, yaşamınızın inişli çıkışlı bir trendi, sorunları aşabileceğiniz umudu, iyi niyet, annelik, sorumluluk gibi etmenler ve tabii ki aslında finansal olanakların olmayışı size yapay da olsa boyun eğdiriyor!!! Altında imzam olmayan açıklamalar ise; şahsımı bağlamaz!!! Sayısı az kimi (!) kadınlardan destek gelmediği, "kimileri"nin de salt çıkar uğruna zehir zerk ettiği doğrudur! Önemli olan sağlıklı beyinlerden ses gelmesidir. Sayısız değerli ses de onlardan gelmiştir. Birde ayrıca daha da bir başka olan kadınlar da vardır!!! "O" da işin başka tehlikeli yanıdır. Kitabımda anlatıyorum. Anlatımlarım kitabımdan buraya alıntıladığımın bir bölümdür...Devam edeceğim. Nesrin Savaş Kantarcı

Nesrin Savaş Kantarcı IP: 85.103.127.xxx Tarih : 20.10.2006 00:35:23
Merhaba, efendim; habere duyarlı tutumunuzdan dolayı sağolunuz. Şöyle ki; 21/12/2006 tarihinde saat 9:20 de Ankara 5. Aile Mahkemeleri'nde duruşmaya devam edilecektir. Bundan böyle kimi anlatımlarımı salt yazılı olarak vermek istemekteyim. Davalık davanın asıl nedenleri ve önemi büyüktür. Aslında haberin doğrusu (!) ve (!) içeriği nedir diyorsanız duruşmayı izleyebilirsiniz. Türk Medenî Yasası kapsamında görülen bu dava aslında Türk Ceza Yasası'nı kapsamaktadır. Sizce, düşünün bu dava neden açılmış olabilir??? !!! Kendisiyle davalıdır bu davacı! Yanlışların savunulması olamaz. Ancak hile ile dava kazanılmaya kalkışılıyorsa; karşı olmak gereği doğmaz mı? Genel bir memnuniyetsizlik sergilemek yerinde olmaz mı? Demokrasi güç kazanacak ise!.. Haber değeri olan bu haberi haber yapmasanızda izleyiniz. "Ağır suç" u sabit iken nasıl hak arayabiliyor? Nasıl elân o saygınlığı olan kurumda dolanabiliyor? "Şiddet uygulamadım" diyebildiği gibi; T.C. Mahkemeleri'ne bu sıfatımla bu 70'li yaşımla ve asılsız beyanlarımla ve başka bir nedenle başvurdum diyebilecek mi? Şahsım davacı olacağıma "davacı" davacı olmuş! İnanılmaz ve akıl almaz yanlarıyla tüm olguları "Kenthaber"e yazmaya devam edeceğim. İnsanlığın hükümranlığı önemli diyorsanız; lütfen olguları bireyselleştirmeden erginleşmiş görüşleriniz doğrultusunda değerlendiriniz. Anlatımlarımın asılsızlığından söz eden bu birisi olguların aksini ıspatta serbesttir. Harfîyen tüm anlatacaklarım delillidir. Sabittir. Neden mi anlatıyorum; çünkü haber her boyutuyla ülkenin ciddî dev sorunlarıdır. "AB", "İNSAN HAKLARI" ve .... Haberin gerçeğine (!) düzeyli bir biçimde ulaşabilmeniz için: Tel no:0312 426 32 26 nesrinsavas@hotmail.com Saygılarımla Nesrin Savaş Kantarcı

Nesrin Savaş Kantarcı IP: 82.93.111.xxx Tarih : 16.07.2007 03:00:15
Merhaba, Kesinleşmiş karar elime geçtiği an, yaşadığım tüm korkunç olguları karar ile birlikte gerek üniversite rektörlüğüne gerekse sizlere ileteceğimi ifade etmek isterim. Bu birisi arsızca kendisi için sürdürülebilir bir yaşam oluşturmuşken; yıllarca şahsıma tanımadığı hak ve özgürlüğü nasıl T.C. Mahkemeleri'nden kendisi için isteyebildi? Gayet tabii ki bu bağlamda yargıcın açılan bu haksız davaya onay vermesi yanlış olurdu. Davaya neden-sonuç ilişkisiyle bakan, olguların ciddîyetini çok iyi yorumlayan değerli yargıç adaletin altına imza attı. Resmî belgelerin elime geçmesini beklemekteyim. Kenthaber'e anlatımlarımı sürdüreceğim. Kesinleşmiş karar gazeteye yansıyacaktır!Saygılar Nesrin Savaş Kantarcı

Nesrin Savaş Kantarcı IP: 85.104.249.xxx Tarih : 6.03.2007 17:51:39
Yaşasın Türk Adaleti! Değerli yargıç Şerafettin.Ş. bugün kılmış olduğu hüküm ile "hukukun üstünlüğü"nü kanıtlamıştır. İnsanlığın hükümranlığında; T.C. Mahkemeleri'nin yüce adaleti ve sayın yargıcın vicdanı doğrultusunda davayı kazanacağım inancını taşımaktaydım. Kazandığım davanın resmî olan belgelerini "kenthaber"e göndererek olguların akıl almaz tüm gizli yanlarına açıklık kazandıracağımı ifade etmek istiyorum. Saygılarımla Nesrin Savaş Kantarcı