Türkiye Ermenileri patriği Mesrob II, Erciyes Üniversitesi’nde düzenlenen "Osmanlı Toplumunda Birlikte Yaşama Sanatı: Türk-Ermeni İlişkileri Örneği" Sempozyumu’nda yaptığı konuşmada, 19. yüzyıldaki Ermeni siyasi partilerinin ve Ermeni patriklerinin de sorunun ortaya çıkmasından sorumlu olduğunu vurguladı. Mesrob II: "Yaşananlardan hem Türkler, hem Ermeniler sorumludur" dedi.
Sivas Erciyes Üniversitesi tarafından düzenlenen ve tarihte Türk-Ermeni ilişkilerinin ele alındığı Uluslararası Sosyal Araştırmalar Sempozyumu başladı.
Erciyes Üniversitesi tarafından düzenlenen ve tarihte Türk-Ermeni ilişkilerinin ele alındığı sempozyum, Sabancı Kültür Sitesi'nde başladı. Sempozyuma konuk olarak katılan Türkiye Ermenileri Patriği Mesrob 2. Mutafyan, Türk-Ermeni ilişkilerini çıkmazdan kurtarmak için karşılıklı saygı ve diyaloga ihtiyaç olduğunu kaydetti. Patrik 2. Mutafyan, Türkler'le Ermeniler'in bulunduğu coğrafyanın her iki topluma dostluğu emrettiğine dikkat çekerken, "Türkler'le Ermeniler arasında birlikte yaşama arzusunu somut örneklerle sunan tarihi ve bilimsel çalışmalara ivme kazandırılmalı. Her iki topluma milliyetçilik ve ırkçılık anlayışı yerine, misafirperverlik anlayışı yerleşmelidir" dedi.
Saygı duruşu ve İstiklal Marşı ile başlayan sempozyumun açılış konuşmasını yapan Sempozyum Tertip Heyeti Başkanı Prof. Dr. Metin Hülagü, bu sempozyumla Türkler'le Ermeniler arasında iyi ilişkileri geliştirme ve dünya barışına katkıda bulunmayı hedeflediklerini belirtirken, sempozyumun Ankara ile Erivan arasında barış köprüsü olmasını istediklerini söyledi.
Daha sonra kürsüye gelen Türkiye Ermenileri Patriği Mesrob 2. Mutafyan, Türkler'le Ermeniler arasındaki ilişkilerin nasıl daha da geliştirileceği yönünde fikir belirtirken, iki toplum insanı için birlik mesajları verdi. Mesrob 2. Mutafyan, "Cumhuriyet çocukları olarak bu mekanda bir araya gelmemizin ana nedeni Osmanlı'nın Cihan İmparatorluğu'na övgüler yağdırmak olduğunu sanmıyorum.
Ancak, Osmanlı toplumunda farklı kimliklerin bir arada yaşayabilmelerine olanak sağlayan sistemin analizinin çok önemli olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü küçülen dünya, giderek farklı dinden, dilden, ırktan ve milliyetten insanlara aynı kültür mozaiğinde, yan yana ve iç içe yaşama zorunluluğu getirdiği için, Osmanlı düzeninin deneyimlerini göz önünde bulundurmak yanlış yaklaşım olmasa gerek. Tarihe bakış şeklimizin ahlaki bir mesele olduğu evrensel düşünce biçimidir. Tarihi bugünkü kuşaklara sunuş şeklimiz de öyledir. Gerçekleri olduğu gibi yansıtmak çoğu zaman cesaret işidir, özgürlük ister. Belli bir kalıbın içine sıkışmışsak, belli bir ideolojinin kulu-kölesi olmuşsak, özellikle milliyetçi, ırkçı, militer bir mizaca sahipsek, bazen doğruları konuşmakta, yeni kuşaklara gerçekleri yansıtmakta güçlük çekeriz. Gerçekçi bir tarih bakışına sahip olmamız, günün değer yargılarından ve sübjektif değerlerinden ne kadar kurtulabildiğimize bağlıdır" dedi. 
"TÜRK-ERMENİ İLİŞKİLERİNİ ÇIKMAZDAN KURTARMAK İÇİN KARŞILIKLI DİYALOG ŞART"
Türkler ile Ermeniler arasındaki ilişkilerde yaşanan tıkanıklığın giderilmesi gerektiğini kaydeden Mesrob 2. Mutafyan, "Türkler, 'Biz aslında millet-i sadıkayı çok severdik', Ermeniler de, 'Biz aslında Türkleri çok severdik' gibi ütopik ve dolma edebiyatını artık bırakmalıdırlar. 'Bakkalım Ermeniydi', 'Subayım çok iyi Türk'tü' türünden nostaljik ifadeler yerine, Türkler'le Ermeniler arasında geçmişte yaşanan birlikte yaşama olgusunu, somut örneklerle sunan tarihi ve bilimsel çalışmalara ivme kazandırılmalıdır. Artık herkesin ezberlemiş olduğu Türk ve Ermeni tezlerini değişik şekillerle sunan kitaplar yayınlamak ve bu alanda boşuna para ve zaman harcamak yerine, Türk-Ermeni ilişkileri tarihine çok önemli katkılar yapabilecek Ermenice eserlerin değerlendirmesine sunulmalıdır. Esasen gelinmiş olan bu tıkanmışlık aşamasında, yeni yorumlardan çok yeni ana kaynaklara ihtiyaç vardır" diye konuştu.
Bugünkü Türk-Ermeni ilişkileri arasındaki çıkmazdan kurtulmanın diğer bir yolunun da karşılıklı diyalog ve saygı olduğunun üzerinde duran Patrik Mutafyan, "Bugünkü ilişkiler çıkmazından kurtulmak için diyalog, diyalog içinse karşılıklı saygının tesisi elzemdir. Birbirini küçümseyen, sözel tacizde bulunan tarafların bir araya gelmeleri olanak dışı değilse bile zordur. Bu nedenle, Ermenistan ve Türkiye'den akademisyenlerden, gençlerden, sanatçılardan, basın mensuplarından oluşan grupların karşılıklı olarak birbirlerini ziyaret etmeleri, birbirlerini tanımaları ve anlamaya çalışmaları çok önemlidir. Saygı, birbirinin tarihine karşı gösterilmeli. Karşılıklı olarak birbirinin tarihine saygılı bir yaklaşım sergilendiğinde, gerektiğinde birbirinin tarihteki başarıları övüldüğünde, karşılıklı olarak empati kurmak olacaktır. Ermeniler ve Türkler birbirlerinin ulusal ve dinsel simgelerine karşı da aynı saygıyı göstermelidir. Bu simgelerin siyasi mitinglerde fanatik göstericiler tarafından herhangi bir şekilde aşağılanmaması, yakılmaması, ayak altına alınmaması için gerekli duyarlılık gösterilmeli ve dostluğu artırıcı, pekiştirici etkinlikler düzenlenmelidir. Temsili kurtuluş günlerinde yaşanan densizlikler, düşmanlık tohumları eken çağdışı uygulamalar olmaktan ileriye gidememektedir" şeklinde konuştu.
"TÜRKLER VE ERMENİLER BİRLİKTE YAŞAMAYI ÖĞRENMEK ZORUNDADIR"
Patrik Mesrob 2. Mutafyan, konuşmasının sonlarında Türkler ve Ermeniler'in bulundukları coğrafyanın her iki ülke toplumuna dostluğu emrettiğini ifade ederken, şunları söyledi:
"Türkler ve Ermeniler ayı coğrafyanın insanlarıdır. Bu insanları Yüce Allah bir araya koymuştur. Bunu ne şimdi ne de gelecekte değiştirmek mümkün değildir. Başka bir deyişle, Türkler ve Ermeniler birlikte veya yan yana yaşamayı öğrenmek zorundadır. Bu gerçeği görmezden gelerek, her iki ülkenin genç kuşaklarını birbirlerine karşı körükleyen stratejistler günah işlemektedir. Halbuki Mustafa Kemal Atatürk'ün 'Yurtta Sulh, Cihanda Sulh' sözü olmalıydı. İnsanlar ya dost ya da düşman olacaktır. Dostluk ve kardeşlik daha iyi değil midir? Türkler de Ermeniler de milliyetçiliğin ve ırkçılığın dışlama üzerine kurulmuş dar çerçevesinin dışına çıkmak zorundadır. Barış ve esenliğin hüküm süreceği bir düzene kavuşmanın ancak sözünü ettiğim dar çerçevenin dışına çıkıldığı ölçüde gerçekleşeceğine inanıyorum. Milliyetçilik ve ırkçılık yerine misafirperverliğin yerleştirilmesi ahlaki değerlerimize daha uygundur. Ülkemizdeki barış ve esenliğin sürmesi, tüm vatandaşlarımızın mutluluğu, birlik ve beraberlik için dua ediyorum"
Erciyes Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Cengiz Utaş, Türk-Ermeni ilişkilerini tarihi süreç içerisinde değerlendirmek gerektiği kanaatinde olduklarını söyleyerek, "Fertler arasında anlaşmazlık ve itilafların yer alması ne kadar tabii ise, milletler ve devletler arasında da aynı durumun vuku bulması gayet tabii karşılanmalıdır. Böyle bir durumda ise diplomasi, müzakere ve karşılıklı saygı; problemin kalıcı ve tatmin edici bir şekilde çözümü için herhalde belirleyici unsur olacaktır. Karşılıklı saygı, hoşgörü ve müzakere unsurlarını en iyi şekilde uygulaması gerekenler hiç şüphesiz ki Türk ve Ermeni milletleri olmalıdır. İki toplumun arasındaki mevcut ihtilafların sona erdirilmesi adına atılmış olan bu olumlu adımın, birlikte yaşama sanatı etkinliğinin bir sonraki örneğinin, Türk ve Ermeni akademisyenleri ortaklığı ile Erivan'da gerçekleştirilmesini ümit ediyorum" dedi.
Açılış konuşmalarının ardından oturum başkanlığını Dr. Bilal Şimşir'in yaptığı panele geçildi. Panele Türk Tarih Kurumu Başkanı Yusuf Halaçoğlu ile Prof. Dr. Mehmet Saray, Eski Bakan-Milletvekili Kamuran İnan ve Emekli Büyükelçi Nüzhet Kandemir konuşmacı olarak katıldı.