Danıştay’a yönelik saldırının ardından, faillerin Susurluk ve yurtdışı bağlantısının olduğu gibi çok ciddi iddialar ortaya atılmasına karşılık hazırlanan iddianamede bunların hiçbirinden söz edilmemesi dikkat çekti.
Danıştay saldırısını düzenleyen Alparslan Arslan ve suç ortaklarının Cumhuriyet Gazetesi’nin bombalanmasını Coco Bar adlı bir barda kararlaştırdıkları bilgisi iddianameye de girdi. Ancak iddianamede sanıkların türbanı korumak amacıyla örgüt kurdukları belirtilmesine karşılık eylem planlarını içki içerek barda yapan sanıkların başörtüsünü korumak amacıyla örgüt kurmaları inandırıcı bulunmadı.
İddianameyi inceleyen hukukçular, birbiriyle çelişkili ifade ve iddialar gündeme gelmesine karşılık iddianamede bunlara açıklık getirilmediğini, kafalardaki soruların cevapsız kaldığını belirtiyor. Özellikle soruşturmanın başında savcının tutuklanmasını talep ettiği Muzaffer Tekin’in isminden iddianamede söz edilmemesine dikkat çekiliyor. Ayrıca, Arslan’ın ek ifadesiyle gündeme gelen Salih Kunter hakkında iddianamede yeterli delil bulunmamasına karşılık örgüt kurucusu olarak suçlanması soruşturmaya müdahale edilmiş olabileceği izlenimine yol açıyor.
Hukukçular Derneği Başkanı Avukat Hüsnü Tuna, Danıştay saldırısının açık bir provokasyon olduğunu belirterek, saldırının başında bu amacın deşifre edildiğini; ancak daha sonra soruşturmaya müdahale edilerek saldırının başörtüsüne bağlanmak istenildiğini söyledi. Soruşturmanın başından bu yana gündeme gelen Susurluk bağlantısı gibi iddialardan iddianamede hiç söz edilmemesine dikkat çeken Tuna, daha sonra ek soruşturma adı altında yeni ifadeler alınarak şeyh diye yaşlı bir kişinin olaya dahil edildiğini ve soruşturmanın seyrinin değiştirildiğini öne sürdü. Tuna, “Soruşturmada savcı, eski asker Muzaffer Tekin’in tutuklanmasını talep etmesine karşılık iddianamesinde bu kişinin isminden hiç söz etmemiştir. Oysa mahkeme kararıyla serbest bırakılan Salih Kunter hakkında örgüt kurmak suçundan dava açmıştır. Bazı isimlerin özellikle iddianame dışında bırakıldığı, bazılarının ise özellikle konulduğu gibi bir sonuç ortaya çıkıyor.” dedi. Tuna, Danıştay saldırısının başörtüsüne yüklenmek istenildiğine işaret ederek şu değerlendirmeyi yaptı: “Barda içki içen, siyasi görüş itibarıyla başörtüsüyle ilgileri olmayanların başörtüsü kararı nedeniyle bir eylem yapmaları hayatın olağan akışı içinde mümkün değildir.”
‘Ek ifadeyle soruşturmanın seyri değişti’
TBMM Anayasa Komisyonu Sözcüsü Mehmet Ali Bulut da, Danıştay saldırısının faillerine ve olayın gerçekleştiriliş şekline bakıldığında bu olayın başörtüsü nedeniyle gerçekleştirildiğini kabul etmenin mümkün olmadığını belirtti. Soruşturma sırasında çok sayıda iddia gündeme geldiğini, saldırgan Arslan’ın çelişkili ifadelerinin basına yansıdığını hatırlatan Bulut, “Ben saldırıyla ilgili gerçeklerin tam tespit edilebildiği kanaatinde değilim. Soruşturmanın başında bazı kişiler tutuklandı. Daha sonra ek ifadeler alındı, başka isimler gündeme geldi. Bunlar şüphe çeken konular.” dedi. Bulut, saldırının cumhurbaşkanlığı seçimi gibi iç siyasetteki ya da uluslararası alandaki hesaplaşmalarla ilgili olabileceği yönündeki iddiaların da göz ardı edilmemesi gerektiğini ifade etti.
Hukuk ve Yaşam Derneği Başkanı Avukat Nurullah Albayrak ise Danıştay saldırısının ardından faillerin birtakım bağlantılarının ortaya çıkarıldığını; ancak daha sonra ek ifadelerle soruşturmanın seyrinin değiştiğini hatırlattı. Albayrak, Alparslan Arslan’ın kendi inisiyatifiyle verdiği ek ifadeyle soruşturmanın seyrinin değişmesinin kafaları kurcaladığını söyledi. Soruşturmanın başında savcının, eski Yüzbaşı Muzaffer Tekin’in tutuklanması talebinde bulunduğunu belirten Albayrak, “Savcı elinde ciddi kanıtlar varsa bir kişinin tutuklanmasını ister. Genellikle de mahkeme aksi yönde karar verse bile bu kişiler hakkında dava açar.” diyerek, iddianamenin Danıştay saldırısıyla ilgili sorulara açıklık getirmediğini ifade etti.
ZAMAN
Yayın Tarihi :
15 Temmuz 2006 Cumartesi 02:37:20
Güncelleme :15 Temmuz 2006 Cumartesi 02:42:19