Konserleri yapmasaydım kültür alanının daralmasına razı olacaktım. AB’ye girmeye çalışıyoruz ya, o iki gecede girdik aslında. Tartışmalar konserlerin güzelliğini gölgeledi”
Türkiye herhalde hiç bu kadar uzun süre klasik müzik konserlerini konuşmamıştı. 11 Temmuz’da Topkapı Sarayı’nda yapılan İdil Biret (Alperenler kapıda afiş yaktılar) ve 18 Ağustos’ta yine aynı mekandaki Ayla Erduran (Sanatçı sahnede iki kez düştü) konserleri memleket gündemini uzun süre meşgul etti. İki konseri de düzenleyen aynı isimdi: Hakan Erdoğan. Hedefteki isim de oydu haliyle. En muhafazakarından en entelektüeline, herkes ona yüklendi. Bu kez söz hakkı onda...
“Hakarete karşılık vermem, böylesi daha zevkli”
İdil Biret ve Ayla Erduran’ın katıldığı Topkapı Sarayı konserleri size ne kaybettirdi, ne kazandırdı?
Bir kere, para kazanmadım. Hatta cepten harcadım. Çünkü sadece bilet satışıyla bu konserleri yapmak için deli olmak lazım. Ben de biraz deliyim. “Bunu en az zararla nasıl kapatabilirim?” diye baktım. Ama bilerek yaptım. Kazancına gelirsek... Belki kamuoyuna klasik müzik hakkında konuşma yapmak üzerine bir fırsat oldu. Belki “Ne bu?” dedirtmiştir. Benim çok eskiden beri üstlendiğim amaç, klasik müziği kitleselleştirmek. Seçkinlere ait değil bu müzik. Üstelik sıkıcı da değildir, son derece eğlencelidir. Dinlemeyi öğrenmeniz gerekir.
Topkapı Sarayı’nda minderli, şaraplı konserler bu amacınıza hizmet etti mi?
Evet. O konserlerde gördüğünüz profili Avrupa konserlerinde görmeniz çok zor. Çok genç ve güzellerdi. Sadece güzel kızlar vardı diye söylemiyorum! Biz onlara sadece müzik değil, keyifli bir atmosfer de vaat ediyoruz. İnsanları şaşırtıp farklı yerlerde konser yapmayı seviyorum. Ben taş ocağında da, hayvanat bahçesinde de konser yaptım. Bu müzikte böyle şeyler yapmaya ihtiyaç var.
Ama bu konserler başınızı çok ağrıttı. Her kesimden tepki geldi.
Beni değil konseri hedef aldılar. Vakit gazetesi böyle bir şeyi spor olarak bile yapabilir. Beni şaşırtmadı. Onların konusu içki içilip içilmemesi bile değil, bu müziğe karşılar. Yaşam tarzları mücadelesi var Türkiye’de. Bu yaşam tarzını savunmak da bana kaldı. İkinci konseri bu yüzden yaptım. Bundan sonra Topkapı Sarayı’nda klasik müzik konserleri olacaksa sayemde olacak, olmayacaksa da müsebbipleri belli. Yapmasaydım belli bir kültürün alanının daraltıldığına razı olacaktım. Yıllardır Avrupa Birliği’ne girmeye çalışıyoruz ya, o iki gecede girdik aslında. Konserlerimin güzelliği bu tartışmaların gölgesinde kaldı.
Klasik müzik dinleyenler belli bir yaşam tarzını mı temsil ediyor?
Hayır. Bunu bir paket olarak görmek haksızlık olur. Beethoven yalnız laiklerin müziği değil. Türbanlı kızlar da geliyor benim konserlerime, hatta Ayla Erduran konserinde de vardı.
Tek tepki Vakit’ten gelmedi. Topkapı Sarayı Başkanı Prof. İlber Ortaylı da size önce “görgüsüz tertipçi”, sonra “hödük” dedi.
Ummadığımız yerlerden, ummadığımız üslupta tepkiler geldi. Kızım bile “Baba, senin konserler Televole gibi oldu” diyor. Hakarete karşılık veremem. Üstelik şartlar pek müsaitti. Nezaket sınırları içinde kalmalıyım, böylesi daha zevkli.
Klasik müzik severler de “Minderli, şaraplı konser olmaz” dediler.
Benim de o konserlere asla gelmeyecek dostlarım var. Çok pürist olanlar ancak akustik salonda dinlemek isteyebilirler. Ama “Bu iş sadece böyle olur” diyemezsiniz. Kaldı ki memleketimizde “Nasıl olur?” diye sorulacak kişilerden biri benim. Ama bu konserler klasik müziğin kitleselleşebileceğini gösterdi. İçerde 2000 kişi vardı. Nerede gördünüz siz İdil Biret ya da Ayla Erduran konserinde iki bin kişi olduğunu? Ama adını doğru koymak lazım. Bach Günleri’nde klavsen konseri başka bir şeydir, Topkapı Sarayı’nda İdil Biret konseri başka bir şeydir. Bach Günleri’nde elinizde şarapla gelirseniz kapıdan kovarım!
“Kapıda ambulans olmalıydı, arkadaşlarım atlamış”
Ayla Erduran konserinde kapıda ambulans bekletmediğiniz için eleştirildiniz. Neden ambulans yoktu?
Ambulansın gecikmesiyle ilgili bir sorun yaşamadık ki.
Ama böyle bir konserde ambulans bulunmalıydı.
Doğru. Sözleşmede yazıyor, arkadaşlarım atlamışlar. Bununla görevli olan kişiyi uzaklaştırdım zaten. Ama sorun bu değil ki... Bu ambulans konusuna değinenler bunu Ayla’ya olan sevgilerinden yapmıyor ki. Amaç konseri eleştirmek.
“Müslüman cazcılar konser verecek”
2 Ekim’de 8. Bach Günleri başlıyor.
- “Klasik ve Klasik” başlıklı konserler yapmayı planlıyorum. İlk bölümde Türk klasik müziği olacak, ikinci bölümde Batı. Bugün Türkiye’de Dede Efendi Mozart’tan daha az tanınıyor.
-Önümüzdeki sene İstanbul 2010 kapsamında Ramazan Festivali yapacağız. Müslüman cazcılar Abdullah İrahim, Enver İbrahim, Ahmet Cemal gelip konser verecekler. IV. Murat Operası’ndan bir bölüm, Saraybosnalı bir bestecinin senfonisi de çalınacak. Komet de mahyalar yapacak. İstanbul 2010’dan onay bekliyoruz.