Naile Akıncı, Eyüp ressamı olarak biliniyor, Hoca Ali Rıza Üsküdar'a meftun. İstanbul'u en çok resimleyen Hikmet Onat, 'gerçek bir İstanbul ressamı' olarak nitelendiriliyor.
Sanat tarihimiz, Hoca Ali Rıza'nın, Halil Paşa'nın, İbrahim Safi'nin, Şevket Dağ'ın, Şefik Bursalı'nın, Necdet Kalay'ın, Sami Yetik'in ve dahasının İstanbul temalı eserleriyle dolu. Çiçekçi Çingeneleri Nedret Sekban'ın, İstanbul silüetini Devrim Erbil'in fırçasından seyre dalmak doyumsuz. Peki diğer ressamlar? Onlar acaba hangi semte hayran? Hangi semtin ressamı olarak anılmak istiyor?
Figüratif resmin en eski ustalarından Hoca Ali Rıza, Üsküdar'a meftun. Şemsiyeli ve peçeli Osmanlı kadınlarının Kız Kulesi'ni seyretmek için hangi koya iliştiğini onun resimlerinden izleriz. Salacak'ın sahibi ise Üsküdarlı sanatçı Süleyman Seyyid'dir. İstanbul'u en çok resimleyen Hikmet Onat, 'gerçek bir İstanbul ressamı' olarak nitelendirilir.
Sanat tarihimiz, Halil Paşa'nın, İbrahim Safi'nin, Şevket Dağ'ın, Necdet Kalay'ın, Sami Yetik'in ve dahasının İstanbul temalı eserleriyle dolu. Peki günümüz sanatçılarının İstanbul'la nasıl bir ilişkisi var? Doyumsuz bir İstanbul silueti, özellikle de Sultanahmet manzarası Devrim Erbil'in fırçası ile biter gözümüzün önünde. Fındıklı Parkı ve çiçekçi çingeneler Nedret Sekban'ın gözetimi altında. Taksim, Nişantaşı, Ortaköy Faruk Cimok'tan, Eyüp Naile Akıncı'dan sorulur.
İstanbul, ressamları her dönem etkileyen bir şehir olmuş. Balkan Naci İslimyeli'nin 17 Aralık'ta açılacak 'İstanbul', Onay Akbaş'ın ocakta Paris'te açacağı 'Paris-İstanbul Arasında' ve Hüsamettin Koçan'ın şubatta açacağı 'İstanbul Hayalleri' sergisi bu etkinin günümüzdeki yansımaları... Ressamların gözünden bir İstanbul macerasının peşine düştük ve onlara hangi semtin ressamı olarak anılmak istediklerini sorduk. s.ozarslan@zaman.com.tr
***
Cağaloğlu ve Beyazıt'ta gezmeyi çok severim
Ergin İnan: Benim de 'İstanbul' adlı bir resmim var. 1994'te yaptım. Ayasofya, Galata'nın devrik korkulukları, Topkapı'nın silüeti var. Ama bunlar resimde yer yer ortaya çıkan silütlerdir. Beyazıt ve Cağaloğlu civarını çok severim. Özellikle sahafları... Çemberlitaş'taki Nuruosmaniye Camii'nin içinden geçip Kapalıçarşı'ya girmek beni farklı bir ruh haline sokar. Eskinin peşine düşerim.
Kalbi geniş bir İstanbul portresi hazırlıyorum
Hüsamettin Koçan: Şu anda bir İstanbul serisi hazırlıyorum. Şubat'ın 12'sinde açılacak sergim. Geleneğe ilgim olduğu için İstanbul beni besleyen bir altyapı oluşturuyor. İstanbul'u tarihî derinliği içinde algılayan bir anlayışım var. Yaşayan, soluk atan, hafızası derin bir kent olarak düşünüyorum. Bu nedenle kalbi geniş bir İstanbul portresi hazırlıyorum. Serginin adı da muhtemelen 'İstanbul Hayalleri' olacak. Sultanahmet ve bölgesinden çok etkileniyorum. Süleymaniye Cami, İslam Eserleri Müzesi, Ayasofya, Aya İrini, Yerebatan Sarnıcı, Kız Kulesi ve günümüzün gecekondusu var bu resimlerin içinde.
Soyut resimlerin altında hep İstanbul vardır
Adnan Çoker: Ben İstanbul'da doğdum, İstanbul'da yaşıyorum, Batı'ya gittim geldim, yine İstanbullu kaldım. Son 30 yılda siyah fon üzerinde çalışmalar yaparım. Bu siyahın üzerinde dünyanın özellikle de İstanbul'un intibalarını soyut bir kavram içinde sunuyorum. Resimlerin arkasında hep İstanbul vardır. Burada yaşadığımıza göre, ne görüyorsak bir şeyleri aktarmakta yarar var. Öğrencilerime hep şunu söylerim: 'Bana görünmeyeni gösterin.' Bu şu anlama geliyor; vaktiyle yapılanların dışında başka bir şey resmedin. Bizim yaptığımız resimler semt resimleri değil, bütün İstanbul'u kapsar. Güneşin batışından doğuşuna kadar...
Eski yarımadanın ressamı diyebilirsiniz bana
Devrim Erbil: Son 10 yıldır İstanbul benim için vazgeçilmez bir konu oldu. İstanbul'da üç yeri önemserim. 'Tarihî yarımada; Sultanahmet, Ayasofya, Boğaz Köprüsü' 'Haydarpaşa ve Kadıköy' ve 'Kızkulesi'. Eski yarımada resimlerini çok severek yapıyorum. Çünkü Bizans, Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyeti yani üç ayrı kültür var bu bölgelerde. Herhalde eski yarımadadan Boğaz'a bakışın resmini benim kadar yapan başka bir ressam yoktur. İkinci yer Haydarpaşa'dır. Babam eczacıydı, kardeşim diş hekimiydi, orada çalışıyorlardı. 50 yıldır Kadıköy'de oturuyorum, buradan sürekli geçiyorum. Kız Kulesi'nin de her zaman öyküsünden etkilendim. Ama Galata Kulesi'ni de, Topkapı Sarayı'nı da, surları da eski resmettim. Benim için 'eski yarımadanın ressamı' diyebilirsiniz.
İstanbul benim en büyük hocam
Balkan Naci İslimyeli: İstanbul benim en büyük hocam. Mezun olduğum en büyük üniversite. Bütün ilhamımı aldığım bir kent. Bu nedenle 17 Aralık'ta İş Kuleleri'nde 'İstanbul' konulu bir sergi açıyorum. Havasıyla, suyuyla, toprağıyla, ateşiyle bir İstanbul sergisi. Bu kentin Dersaadet'ten bu yana geçirdiği evreleri, bunun benim sanatıma yansıma biçimlerini örnekleriyle göreceksiniz. 7 tepeden mülhem, 7 bölümlü bir çalışma. Videolar tuvaller, portreler, fotoğraflar... 40. yıl sergim. İstanbul benim için tarihî yarımada demek. Haftanın en az bir günü Tünel'den Karaköy'e, Galata iskelesinden yürüyerek Eminönü'ne, oradan Tahtakale'ye, Mercan yokuşu aracılığıyla da Kapalıçarşı'ya dahil olurum. Orada havuzlu lokantada da öğle yemeğimi yerim. Antikacıları dolaşırım, sonra sahaflara çıkarım, kitap seçerim... Vaktim varsa yine yürüye yürüye aynı hat üzerinden, yoksa bir vasıtayla Cihangir'e dönerim. Bu benim en çok sevdiğim İstanbul turudur. Oradan çok malzeme topluyorum. İki-üç yıl önce açtığım Matah sergisinin tüm malzemelerini Mahmutpaşa ve Tahtakale'den seçtim. Türkiye'nin kalbi orası, olağanüstü insan yoğunluğu ve üretim var. Her türlü şeyi görebilirsiniz. Seçkin semtlerden değil de oralardan alışveriş yapmayı tercih ederim.
Kişiliğim Ortaköy, Beşiktaş ve Beyoğlu'nda şekillendi
Habip Aydoğdu: Kişiliğim Ortaköy, Beşiktaş, Beyoğlu hattında şekillendi. Üç semtin bendeki izi büyüktür. Çocukluğum buralarda geçti. İlk sergileri gördüğüm yer Beyoğlu'dur. O zamanlar Ortaköy kendi halinde çok küçük bir balıkçı köyüydü. Giderdik çayımızı içerdik, balıkçılar ağlarını örerdi, onlara yardım ederdik, bize sandviç ısmarlardı, unutulmaz zamanlardı. Şimdi oralar başka bir yer oldu, bizim Ortaköy'ümüz kalmadı ama yine de başka bir tadı var.
Tarlabaşı'nın mimari dokusunu seviyorum
Onay Akbaş: Biliyorsunuz ben Paris'te yaşıyorum ama İstanbul'da da bir atölyem var, Tarlabaşı'nda. 10 yıl önce aldığım 4-5 katlı eski bir binayı restore edip atölyeye dönüştürdüm. İstanbul'a geldiğimde orada kalırım. Mimari bütünlüğü korunmuş en eski semtlerden biri burası. Gökdelenlerin dikilmediği, rantın tam anlamıyla girmediği bir yer. Geçen sene bir Fransız dostumla geldim İstanbul'a, kendisi dünya çapında çok önemli bir sanatçıdır. Adamcağız sabahın 5'inde kalıp semti geziyor, "Yapma etme kaybolursun, kapkaççıya rast gelirsin." diyorum, ama o buraları çok sevdi. Dokusu çok hoşuna gitti. Ocakta Paris'te bir sergi açacağım. Adı Paris-İstanbul arasında. Sanırım benim İstanbul'um bu hat üzerinde...
Eyüp resimlerine 1953'te başladım
Naile Akıncı: Benim doğrudan amaçlamadığım, ancak kendiliğinden oluşan Eyüp'le özdeşleşmiş bir Naile Akıncı olgusu var. Bundan mutluyum ve önümde bu olguyu değiştirecek bir süreç olmadığını da bildiğimden farklı bir şeyi istemenin de anlamsız olduğunu düşünüyorum.
Eyüp ile bütünleşmemi sağlayan süreç 1953'te başladı. Ancak sadece Eyüp değil, diğer çalışmalarımda da 'konu' benim için daima bir hareket noktası oldu, hiçbir zaman konuya saplanmamaya önem verdim. Bu nedenden ötürü, tuvallerimde hareket noktası olan Eyüp'ün üzerimdeki etkisi halen de devam ettiği Eyüp çeşitlemelerime konu olmayı sürdürüyor.
Kadıköy'e geldiğimde pijamamı ve terliklerimi giymiş gibi hissederim
Temür Köran: Benim çocukluğum Osmanbey'de geçti. 1980'de Akademi'ye girince karşı tarafa; Erenköy'e taşındık. 1985'ten itibaren de Kadıköy Bahariye Caddesi'nde yaşamaya başladım. 24 yıl olmuş. Burası benim evim sanki. Şairin dediği gibi, 'Kadıköy'e geldiğimde pijamamı ve terliklerimi giymiş gibi hissederim' kendimi.
Moda-Bahariye-Şifa hattından Kalamış'a uzanıyorum
Komet: İstanbul'un birçok semti ile yakınlığım oldu, Kadıköy, Mühürdar, Moda, Kalamış koyu, Caddebostan, Büyükada'nın uzandığı yerler gençliğimin hatıralarıyla dolu. Sonra Bebek-Arnavutköy hattı ve on yılımı verdiğim Güzel Sanatlar Akademisi çevresi, Fındıklı, Cihangir ve bittabi bütün Beyoğlu. Yani bir semt seçmek ne kadar güç görüyorsunuz ama Moda-Bahariye-Şifa hattından Kalamış koyunu (Kalamış koyu da kalmadı zaten, taraftarı olduğumuz takım maşallah tamamen kapattı) takip eden hatta daha bir yakınım.
Bağdat Caddesi'nin hareketliliğini seviyorum
Şule Ulusoy: Ben Bağdat Caddesi'nde yaşıyorum. Dolayısıyla resimlere yansıyor. Ama bunu binalar olarak düşünmeyin, buradaki yaşam çok ilgimi çekiyor. Farklı tipler, son trend giyimler, çocuklar, kestaneciler, baloncular... Sevimli şeyleri seviyorum. Her türlü satıcıya rastlayabiliyorsunuz. Sonra kafeleri çok meşhur buranın. Hareketli yaşamı beni etkiliyor. Bağdat Caddesi ressamı olarak anılmayı çok isterim, keşke...

