30
Ocak
2026
Cuma
KÜLTÜR/SANAT

ESKİ KOLEKSİYONERLER PARALARININ ŞOVUNU YAPMAZDI

İstanbul Sanat Fuarı'nda Koleksiyoner Ödülü alacak olan Lale ve Cengiz Akıncı çifti, 700'ün üzerinde resmin olduğu bir koleksiyona sahip. Amaçları bir müze binası yapıp tüm koleksiyonu İstanbul Resim ve Heykel Müzesi'ne bağışlamak.

TÜYAP tarafından Kitap Fuarı ile eşzamanlı düzenlenen ve 19 yılı geride bırakan İstanbul Sanat Fuarı, cumartesi günü başlıyor. Bu yıl Sanatçı Onur Ödülü'ne Muhsin Kut, Eleştirmen Onur Ödülü'ne Erhan Karaesmen, Sanatsever Kurum Onur Ödülü'ne Kadıköy Belediyesi, Koleksiyoner Onur Ödülü'ne ise Lale ve Cengiz Akıncı layık bulundu. Akıncıların, uzmanların "Hiçbir koleksiyonda olmayan bir bütünlüğe sahip" dedikleri resim, heykel ve seramik yapıtlarından oluşan bir seçkisi fuarda ilk kez sergilenecek.

Ne koleksiyonlarıyla ne de koleksiyoner kimlikleriyle çok fazla göz önünde olmayan Lale-Cengiz Akıncı çiftiyle bir araya gelip bugünkü sanat piyasasını ve koleksiyonerlik öykülerini konuştuk.

Cengiz Akıncı'nın sanata ilgisi ortaokul yıllarında başlar. Tabii bunda annesi ünlü ressam Naile Akıncı'nın ve çevresinin etkisi yadsınamaz. Annesinin en yakın arkadaşı, ünlü seramikçi ve Taksim Sanat Galerisi Müdürlüğü yapan Ruzin Gerçin sayesinde seramikle tanışır.

Bazı hatalar yaptım
Cengiz Akıncı o günleri anlatırken, "Annemin benim koleksiyon tutkumu besleyecek kadar büyük bir bütçesi yoktu ama elinden geldiğince destek olurdu. Sanatçı arkadaşları da ellerinden gelen jestleri yaparlardı. İlk armağanımı Eşref Üren'den almıştım. Annemlerin kuşağı zaten birbirlerine resimlerini hediye ederlerdi. Onlar da sonraları bende toplandı" diyerek anlatıyor.

1975 Ocak ayında aktif olarak avukatlığa başlayınca da tüm birikimlerini resme ve seramiğe yatırmış. "Tabii ki o yıllarda hatalar da yaptım. Bugün 30-40 milyona satılan bir Orhan Peker'i o günlerde 1000 liraya alabilirdim" diyor.

Akıncı'ya göre, 1970'lerden itibaren her sosyal hareket bir türedi sınıfı yarattı. 2000 sonrası para cep değiştirdi, sanata dair hiçbir bilgi birimi olmayan bir kitle ortaya çıktı. Anlamadan her türlü spekülasyona alet oldular. "Eskiden varlıklarıyla entelektüel birikimleri at başı giden Ahmet Çanakçılı, Kemal Erhan, Jale Yasan, Rengin Nadir Önen gibi koleksiyonerler vardı. Bunlar paralarının şovunu yapan insanlar değildi" diyor.

Ve ekliyor: "Bütün cahiller cesurdur, geçen yıl bir ödül töreninde bir koleksiyoner, ‘Ben Türkiye'de ilk koleksiyoner sergisini açtım' dedi ve bu, fuar kataloğunda da deklare edildi. Ben dehşete düştüm. Çünkü daha öncesi de olabilir. Ben üniversitede öğrenciyken, 1971'de Çemberlitaş'ta İpek Sineması'nın üst katındaki Darüşşafaka Sanat Galerisi Fikret Adil'in koleksiyonuyla açılmıştı."

Koleksiyonerlik yaşam biçimi
Güncel, modern, çağdaş sanatı ayırt edemeyen, sanat tarihinden haberi olmayanların "koleksiyonerim" demesine çok üzülüyor Cengiz Akıncı. "Sanatı, ‘yaşama anlam katan bir değer, çölde bir vaha" olarak tanımlayan Akıncı'ya göre her şeyden önce bir koleksiyonerin sanatsever olması lazım. Çünkü koleksiyonerlik bir yaşam biçimi. O, en büyük şansının Lale Aldıkaçtı ile evlenmek olduğunu söylüyor. Çünkü 30 yıla yakın süredir resim, heykel ya da seramik, aldıkları parçalar konusunda hiç çatışma yaşamamışlar. "Lale bana, bir resim alıp geldiğimde hiçbir zaman, ben bunun yerine Hermes bir çanta ya da pırlanta alırdım demedi" diyor.

Lale Aldıkaçtı'nın evlenmeden önce Cengiz Bey kadar olmasa da sanatla bir ilişkisi varmış. "Çocukluğumdan ilk hatırladığım babamla yurtdışına gittiğimizde yaptığımız müze turlarıdır" diyor. Ama hiçbir zaman resim koleksiyonu yapmak aklından geçmemiş, onun hayallerini süsleyen gül-abdanlarının olması ya da Kütahya çini koleksiyonu yapmakmış. İsviçre'de hukuk fakültesini bitirir bitirmez Cengiz Akıncı ile evlenmişler. Kocasının koleksiyoner olduğunu ise tuttukları eve tanışırken 60 tablo ve onlarca parça seramikle gelince anlamış.

Şu anda Halil Paşa'dan günümüz genç sanatçılarına uzanan bir Türk Resmi koleksiyonları var. Naile Akıncı ve 70 sayfalık eskiz defteri ile Zeki Kocamemi koleksiyonda ağırlıkla yer alan sanatçılar. Stajyer avukatken annesinin katkısıyla aldığı en önemli yağlıboya tablo da Zeki Kocamemi'ye ait. Hatta daha sonra aldığı bir Kocamemi tablosunun arkasından da kayıp olduğu söylenen "Gece Baskını" adlı yapıtının eskizi çıkar.

Seramik koleksiyonlarında ise modern Türk seramiğinin üç öncüsü Vedat Ar, Hakkı İzzet ve İsmail Hakkı Oygar olmak üzere Sadi Diren, Füreyya, Nasip İyem, Ruzin Gerçin, Seniye Fenmen, Atilla Çolakoğlu, Alev Ebüzziya, Jale Yılmabaşar ve Meltem Kaya gibi isimlerin yapıtları bulunuyor.

Fedakârlık gerektiriyor
Lale Akıncı, "Bazen sıkışık dönemlerimizde Cengiz'le birbirimize söz verirdik. Bu kış resim almayacağız. Ama bir sergiye gideriz, çoğunlukla aynı resmin önünde dururuz, o bana bakar ben ona bakarım. ‘Hadi bunu alalım, bir daha bu kadar sevdiğimizi bulamazsak ne yapacağız' deriz. O noktada tutku başlıyor. Çünkü o resmi alınca başka şeylerden fedakârlık etmemiz gerekiyordu" diyor. İlk arabalarını bile ancak evlendikten altı yıl sonra alabilmişler.

Akıncı çifti bugün 700'ün üzerinde resmin olduğu bir koleksiyona sahip ama Cengiz Akıncı, "Bugün resim koleksiyonumuza almamız gereken 20-30 sanatçı daha var ama 90 küsur parçalık seramik koleksiyonumuz eksiksizdir" diyor. En önemli düşünceleri ise 20-30 tane daha olmazsa olmaz sanatçıyı koleksiyonlarına kattıktan sonra bunların bir yayınını yapmak ve gelecek nesillere bir bütün olarak ulaşmasını sağlamak.

Tereke, büyük miras davalarına bakan Akıncı, şu an elinde olan büyük ölçüde sonuçlanan dava sonrasında işlerinin temposunu düşürüp koleksiyonu bir çatı altında toplama çalışmalarına yoğunlaşmak istiyor. Gönüllerinden geçen Güzel Sanatlar Akademisi'nin belirleyeceği mimarlarla çalışıp ihtiyaçlara cevap veren bir müze binası yapıp tüm koleksiyonu İstanbul Resim ve Heykel Müzesi'ne bağışlamak.


MÜZE YÖNETMELİĞİ HAZIRLADI
Yıldız Teknik Üniversitesi, Sanat Tasarım Fakültesi Sanat Yönetimi Programı'nda "Telif Hakları" dersleri veren ve M.S.G.S.Ü. İstanbul Resim Heykel Müzesi Danışma Kurulu Üyesi olan Akıncı; 2002 yılında mevzuat değişimlerini de değerlendirerek, 1937 yılındaki kuruluşundan bu yana yönetmeliği olmaksızın faaliyette bulunan İstanbul Resim Heykel Müzesi'nin yönetmeliğini hazırlamış. Turizm ve Kültür Bakanlığı tarafından da kabul edilen yönetmelik bugün bakanlığa bağlı müzelerde de kullanılıyor.

Müge Akgün - Referans
Yayın Tarihi : 31 Ekim 2009 Cumartesi 19:22:00


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?