YAŞAMIN KIYISINDA BİR OYUNCU
Önce Cannes Film Festivali'nde En İyi Senaryo ödülü aldı, ardından Almanya'dan Oscar'a aday gösterildi. Ünlü Alman yönetmen Fassbinder'in efsane oyuncusu Hanna Schygulla ile Tuncel Kurtiz'i buluşturduğu için övgüler aldı.
Nurgül Yeşilçay'ın oynadığı lezbiyen karakter yüzünden magazinin renkli sayfalarında yer buldu. Ve nihayet Fatih Akın'ın uzun zamandır beklenen 'Yaşamın Kıyısında' filmi cuma günü gösterime girdi. Altın Portakal'da yarışan filmlerden biri olan ve geçtiğimiz salı günü Türkiye prömiyerini Antalya'da kalabalık bir izleyici topluluğu karşısında yapan film, bundan sonra da çok konuşulacağa benziyor. Akın'ın kendi yaşamından damıttığı Türkiye, Almanya ve insan portreleri kısa sürede hazmedilecek kadar kolay birer lokma gibi görünmüyor çünkü. 'Yaşamın Kıyısında'nın en önemli özelliklerinden biri çok sayıda önemli oyuncuyu, çok farklı rollerde bir araya getirmiş olması. Bu isimlerden biri filmde Türk asıllı bir Almanca profesörünü canlandıran genç oyuncu Baki Davrak. Türk izleyicisinin Kutluğ Ataman'ın 'Lola+Bilidikid' filminden tanıdığı Davrak tiyatro, yazı ve sinemayı bir potada eritmeyi başaran önemli bir oyuncu.
Fatih Akın ile çalışmaya nasıl başladınız?
Fatih ile 1997 yılında Berlin'de tanıştık. Oynadığım filmleri görmüştü. Ben de onu 'Kısa ve Acısız' filmiyle biliyordum. İlk görüşmemizden 10 yıl sonra bu proje için beni aradı.
Türkiye'de çok fazla tanınan bir oyuncu değilsiniz. Biraz kendinizden bahsedebilir misiniz?
Almanya'da doğdum. Türkiye'ye ilk kez çocukken geldim. Buraya geldiğimizde Samsun'un bir köyünde kalıyorduk. Kaldığımız yerde elektrik yoktu, suyu taşıyarak getiriyorduk eve. Benim için bambaşka bir dönem ve deneyimdi. Tüm bunlar dünyayı daha farklı anlamamı sağladı. İki farklı dünyayı gözlemleyebilme şansını verdi. Almanya'da büyüdüğüm yerde okula giden yaşıtlarım arasındaki ilk ve tek Türk bendim. Katolik çocuk yuvasına gidiyordum, orada o çocuklar gibi ayağa kalkıp dua ediyordum. Evde ise bunları babama anlattığımda bana 'sen Müslümansın, dua etmeyeceksin' diyordu. Bu yaşadıklarım kendime 'kimim, nereden geliyorum' sorularını sormama neden oldu. Bu soruların cevabını araştırdım ve kendimi buldum. Bu nedenle Fatih Akın'ın filmindeki karakter aslında bana çok yakın. Bu film de, benim yaptığım gibi insanlar arasında köprüler kuruyor.
İKİ DÜNYANIN ARASINDAYIZ
'Yaşamın Kıyısında'nın en özel yanlarından biri de sizin bu söyledikleriniz galiba. Film, farklı kuşakları, kültürleri, dilleri bir araya getiriyor. Bu doğrultuda canlandırdığınız Nejat karakterini bir de sizden dinleyebilir miyiz?
Nejat karakteri, değişik yaşantılar arasında bağlantı kurabilen özel bir karakter. Fatih Akın'ın anlatmayı sevdiği, kendinin de içinde olduğu bir kuşaktan geliyor. Biz Almanya'da Alman değiliz, Türkiye'de de Türk. İki dünyanın arasındayız ve iki tarafa da ait değiliz. Bu bir tarafından bakıldığında çok güzel bir durum. İnsana zenginlik katıyor. Fatih de bu zenginliği çok güzel değerlendiriyor.
Oyunculuk çok özel bir meslek ve bir yaşam tarzı. Oyunculuk ile kendi dünyanız arasında kurduğun bağı sormak istiyorum…
Oyunculuk hayatımın projesi. Yapmaktan çok keyif aldığım bir iş. Tıpkı yazmak gibi. Canlandırdığım karakterler ve yazdıklarım, her ikisi de benim yaşantımdan, biriktirdiklerimden besleniyor. Son yıllarda çok fazla projede yer almadım. Bu süreyi okuyarak ve yazarak değerlendirdim. Yalnız kaldım. Tam da böyle bir zamanda Fatih Akın filmde yer almamı istedi. Bu benim için çok önemliydi. Bana 'Nereden nereye geldim' sorusunu sordurdu. Bir zamanlar otopark bekçiliği yaparken kendime bir dünya yaratmıştım, ardından çok sevdiğim bir karakter ile Cannes Film Festivaline gittim. Şimdi de Türkiye'de Altın Portakal Film Festivali'ndeyim. Hayat enteresan. Benim için artık tek şey var film yapmak ve yazmak. Çünkü hayata dair köprüleri bu şekilde kurabiliyorum...