20
Mart
2026
Cuma
KÜLTÜR/SANAT

Geleneksel tenor kalıbına sığmıyor

Jose Cura, konserin ilk dakikalarında seyirciyi avucunun içine alıverdi. “Un altro Bacio” gibi tenorları oyunculuk açısından çok zorlayan aryayı, Josa Cura kadar inandırıcı ve duygulandırıcı yorumlayana rastlamadım desem abartmış olmam.

25 Şubat akşamı İş Sanat Salonu, Jose Cura adında, opera âleminde tanınmış bir tenoru dinlemeye gelen müzikseverlerle doluydu. Basın duyurularında, “Dünyanın yaşayan en ünlü tenoru” gibi beni her zaman irkilten bir yukarıdan atmalı abartma söz konusuydu. 

Kendisini daha önce Mezzo kanalında seyretmişliğim, CD’lerini dinlemişliğim vardı.
Ne yalan söyleyeyim, öyle nefes kesen bir tenor değildi benim için. Konsere gitmeden önce biraz araştırma yapayım deyip, Youtube’da dolanırken Cavalleria Rusticana Operası’ndan bir Santuzza ve Turiddu düeti buldum.
Herhalde canlı kayıttı ve “İşte bu” dedim. Evet, bu adamda farklı bir şeyler vardı galiba. 

Yine de konsere giderken, 'dünyanın yaşayan en ünlü tenorunu’ dinlemeye gidiyorum heyecanı yaşamıyordum.

Göz teması kurdu
Salon doluydu. Olağan konser dinleyicisine göz aşinalığı ile selamlar verildi. Cep telefonları son anda kapatıldı, salonda çıt çıkmıyordu artık. Işıklar karardı ve şef Mario de Rose’nin yönettiği Bilkent Senfoni Orkestrası, Leoncavallo’nun “Palyaço Operası”nın prologunu çalmaya başladı. 

Birden salonun arka taraflarından ve seyircinin arasından bir ses duyuldu. Ses yaklaştı, yaklaştı ve Jose Cura seyirci ile göz teması kura kura ve Tonio’nun prologunu söyleye söyleye sahneye doğru yürüdü. 

Evet, bu adam farklıydı. Daha konserin ilk dakikalarında bir salon dolusu seyirciyi avucunun içine alıvermişti. Biz, onunla göz göze gelmiştik. Kişisel bir ilişki kurmuştuk sanatçıyla.

Alışılagelmiş değil
Jose Cura alışılagelmiş tenor tipine hiç uymuyordu. Öyle sahnenin ortasında dikilip, sırası geldiğinde şarkısını söyleyen, sonra da susup orkestranın önünde hareketsiz duran biri değildi Jose Cura. 

Konser sahnesini boydan boya kullanıyor, aryaların sözlerinin hakkını veriyordu. Sesi dolgun, yoğun, renkli; tizleri parlaktı. Ne var ki tizlerinin parlaklığının cazibesine takılıp kalmıyor, sesi ile oynuyordu. 

Aryaların duygusunu seyirciye geçiriyordu. Eğer duygu gerektiriyorsa 'güzel’ değil, hatta 'çirkin’ bile olabilirdi sesi. 

Josa Cura’nın İstanbul programı biraz 'ortaya karışık İtalyan operalarından seçme tenor aryaları’ mantığı ile oluşturulmuştu. “Palyaço”nın yanı sıra, “Vesti la giubba”, Tosca’dan “E Lucevan le stelle”, La Bohem’den “Che gelida manina”, tenor aryalarının 'en’ ünlüleriydi kuşkusuz. Ancak, sanatçı bence opera sevenleri “Otello”nun son aryası ile fena halde sarstı.

Ender bir konser
Verdi’nin bu her bakımdan son derece koyu renkli operasının sonunda, bilindiği gibi, Otello deli gibi sevdiği karısı Desdemona’yı boğar. Sonra da hançerini çekip kendini öldürmeden önce bir “son öpücük” ister cansız Desdemona’dan. 

İşte, “Un altro Bacio” gibi tenorları oyunculuk açısından çok zorlayan bu aryayı, Josa Cura kadar inandırıcı ve duygulandırıcı yorumlayana rastlamadım desem abartmış olmam. 

Bitmesini hiç istemediğim ender konserlerden biriydi bu konser. Seyirciden gelen ateşli istek üzerine iki 'bis’ yaptı sanatçı ve konserini Pavarotti sayesinde popüler olan, Puccini’nin “Turandot Operası”ndan “Nessun Dorma” aryası ile bitirdi. 

Son bir ipucu vereyim: Bu konseri kaçırmış olanlar, Youtube’da sanatçının on yıl önce daha genç ve daha az olgunken Budapeşte konserinde aynı aryaları söylediğini görecekler.

Milliyet
Yayın Tarihi : 28 Şubat 2008 Perşembe 12:55:56


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?