24
Mart
2026
Salı
KÜLTÜR/SANAT

Operada en tanınan eser sahnede

Kadına uygulanan ahlak anlayışındaki çifte standardı eleştiren “La Traviata”, Yekta Kara’nın rejisiyle İstanbul Devlet Opera ve Balesi tarafından sahneleniyor

Alphonsine Plessis, 13 yaşında Paris’e adım atar. Yoksul, taşralı, küçük bir kız çocuğudur... Paris’te zengin erkeklerin himayesi altına girer; kimiyle üç beş hafta, kimiyle birkaç ay beraber olur. Adını da değiştirir Alphonsine; yeni hayatında onun adı artık Marie Duplessis’tir. Paris’in en ünlü kadınlarından biri olur, aşkları dilden dile dolaşır. Ve günün birinde genç bir yazarı da etkiler. Alexandre Dumas’nın oğlu Alexandre Dumas Fils’i. Genç yazar, yani oğul Alexandre Dumas, Marie Duplessis’ye, Marguerite Gautier adını vererek onu “Kamelyalı Kadın” adlı romanında ölümsüzleştirir.


Roman o kadar beğeni toplar ki, hemen tiyatro oyunu olarak sahnelenir. Dönemin ünlü bestecilerinden Verdi, Paris’te izlediği “Kamelyalı Kadın”dan etkilenir ve bu eseri “La Traviata” adıyla besteler. Çünkü aslında Verdi’nin hayatıyla büyük benzerlikler taşır “Kamelyalı Kadın”ın hikâyesi. Verdi de tıpkı Marguerite Gautier gibi yaşadığı ilişkiler nedeniyle ‘yoldan çıkmış’ olarak nitelendirilen, toplum dışına itilen bir kadınla, soprano Giuseppina Strepponi’yle birliktedir.


Strepponi’nin evlilik dışı bir çocuğu vardır ve Verdi onunla birlikte olmaya başlayınca çevresi tarafından çok eleştirilir, ama yine de sevdiği kadınla evlenir, 50 yıl birlikte olurlar.

Ölüme sürükleyen aşk
‘Yoldan çıkmış, sapmış kadın’ anlamına gelen “La Traviata”nın kısa hikâyesi bu. Eserin başrol oyuncusu Violetta, salon adamlarının, zenginlerin gözdesi bir kadın. Erkekler onun cinselliğini parayla satın alıyor. Fakat günün birinde Violetta, Alfredo adlı bir gençle tanışıyor. Onun sayesinde gerçek aşkı öğreniyor. Ne var ki Alfredo’nun babası bu ilişkiye karşı. Violetta, Alfredo’nun iyiliği için ilişkisini bitiriyor. Ama bu ilişkinin bitişi onu ölüme sürüklüyor.


Opera tarihinin en sevilen, en çok sahnelenen eserlerinden biri olan “La Traviata”yı bu kez İstanbul Devlet Opera ve Balesi’nde, Yekta Kara’nın rejisiyle izliyoruz. Kara, Verdi’nin bu eseri toplumun önyargılarına, çifte ahlak anlayışına bir tepki olarak bestelediğini söylüyor:


“Alphonsine, küçük bir kız çocuğuyken toplum tarafından bu yola itiliyor. Kadın cinselliğinin satın alınabilir olduğu düşüncesi hakim. Alphonsine’yi kullandıktan sonra birtakım yaftalar yapıştırıyor toplum ona. Suçluyor, karalıyor. 23 yaşında yoksul, terk edilmiş olarak ölüyor. Verdi de içinde yaşadığı toplumun bu tavrını, kadına yönelik ahlaki değer ölçülerinde uygulanan çifte standardı eleştiriyor.”

Tiyatro gibi kurgulanmış
Verdi’nin bestecilik hayatı boyunca ilk ve son kez çağdaş bir konuyu sahneye taşıdığını görüyoruz “La Traviata”yla. Yekta Kara da eseri, tıpkı Verdi gibi, toplumu eleştiren bir bakış açısıyla sahnelediğini belirtiyor: “Günümüzde kadına bakış açısında değişen bir şey yok. Kadının metalaştırılması hâlâ sürüyor. Erkek egemen toplumda kadının aşağılanmasına, ciddi eleştiri getiriyorum.”
Eser, bir tiyatro eseri gibi kurgulanmış. Verdi adeta diyalogları bestelemiş, konuşmaları müziklendirmiş. Yekta Kara da, Verdi’nin bu tavrına sadık kalıyor. Seyirciye yakın, iç içe, tiyatro gibi kurguladığı bir opera “La Traviata”. Çağdaş ve gerçekçi bir yorumla ‘kadın’a uygulanan çifte standardı, bir kez de Kara’nın yorumuyla izliyoruz...
Süreyya Operası’nda 30 Aralık’ta izlenebilir. (0216) 346 15 31

Milliyet
Yayın Tarihi : 28 Aralık 2008 Pazar 01:44:58


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?