19
Mart
2026
Perşembe
KÜLTÜR/SANAT

Son nefesine kadar üretti

İçindeki yaşam enerjisi ve sanatından aldığı güçle uzun süredir kanserle mücadele eden Ömer Uluç, önceki gün sabaha karşı artık bu savaşı bırakmaya karar verdi. Tedavi gördüğü İstanbul Cerrahi Hastanesi’nde...

Kendi sanat tarihine bile kafa tutabilen, onu bin bir emek ve heyecanla tekrar tekrar inşa eden, meydan okumayı iyi bilen bir sanatçıydı Ömer Uluç. Kimi zaman günde 20 saat çalışabildiğini söylemişti bir keresinde... Son anına kadar üretmeyi sürdü.

Akciğer kanserine karşı verdiği zorlu mücadelenin son yılında, meydan okurcasına 3 sergi açtı art arda. Eylül 2009’daki Beylerbeyi Sarayı’nın tünelindeki sergisi için “Çok fazla ölüme gönderme var” demişti. Son dönemin en ‘müthiş’ sergilerinden biriydi bu. Yenilikçi üslubunun son ürünlerini ise Yapı Kredi Kültür Merkezi’nde Kasım 2009’da “Parçalanmanın Kimyası” ve “Sağ El, Sol El Desenleri” adlı son iki sergisinde sergiledi. Son dönemde yaşadıklarının izleriyle doluydu bu sergi; kemoterapi sırasında çizdiği desenlerden oluşuyordu. Sergi için yaptığım röportajda, “Burası son” demişti, bunun son sergisi olduğuna gönderme yaparak; usulca. Oysa, “Ölümün Kaçışı” adlı tablosunda alıntıladığı Lucretius’un sözündeki gibi ölümün olduğu yerde Ömer Uluç yoktu, Ömer Uluç’un olduğu yerde de ölüm...

Yarım asırlık sanat kariyeri
79 yaşında kaybettiğimiz Uluç, 1953’te Robert Kolej’deki eğitimini bitirdikten sonra, ABD’de mühendislik eğitimi aldı. Ama aslında biliyordu ki onun yolu sanatla çizilmişti. “Keşke daha erken başlayabilseydim” dediği bu yola, dolu dolu 50 yılını verdi. Kendisini mühendis ressam olarak tanımlıyor, “O zaman bir akademi vardı bir de sokak. Biz sokaktan geldik” diyordu.

1953’te Tavan Arası Ressamları adlı grupta yer aldı Uluç. Ardından yurtdışı maceraları geldi. İlk kişisel sergisini 1955’te Boston’da açtı. 1958’te yazar Sevim Burak ile evlendi. Bu evlilikten kızı Elfe doğdu. Uluç için önemli şehirlerden biri olan Paris’teki ilk sergisi ise 1965’te geldi. Sanatındaki yeni dönem de bu yıla rastladı. Resimlerindeki formlar değişime uğradı, soyut eserler ortaya çıktı. 1974 - 77 tarihleri arasında şehir planlaması projesinde çalıştığı Nijerya’da tanıştığı Afrika sanatı da kariyerindeki çok sayıda dönüm noktasından biri oldu.
1980’lerde Uluç ağırlıklı olarak Paris’teki atölyesinde üretti. Resimleri hem figüratifti hem soyut, toplumsal olaylar da giriyordu içine; değişimler, savaşlar... O ünlü ecinnileri, kendi tabiriyle ‘yaratıklar’ı da bu dönemde boy göstermeye başladı Uluç resminde.

Bilim ve sanatı yan yana getirdi
‘‘90’lara geldiğimizde tuvali yırtarak çıktı adeta Uluç’un ‘kendine özgü’ figürleri, yaratıkları. Kimi eserleri üç boyuta ulaştı, ki bu durumu Uluç ‘özgürlük’ olarak değerlendiriyordu. Kendini ‘yüksek tuval geleneğinin bir adamı olarak görmediği için’, tuval dışına çıkmak, özgürlüğünü ilan etmekti. Bu dönem malzemeleri de çeşitlendi Uluç’un. Sadece boya, fırça ve tuval değil; polyesterden cama kadar pek çok malzeme onun resim dili oldu. 2000’lere geldiğimizde bilim ve sanatı yan yana getiren Uluç’un heykelleri artık hareket etmeye başlamıştı.

Hiçbir yerde duramayan bir sanatçıydı Uluç. Her dönemi farklı, her dönemi yenilikçi ve benzersiz. Her dönemi arayış içinde... Türkiye’nin yanı sıra Paris’ten New York’a Madrid’den Berlin’e pek çok şehirde çok sayıda sergiye imza attı. 2002’de Türkbükü’nde büyük bir atölye kurdu. Bir hayali vardı: Atölyesini müzeye dönüştürmek... Özel bir müzeyi özlüyordu Uluç. Ne yazık ki gerçekleşemedi.

Biraz romantizm, biraz şiir...
“Benim resmim bir hareket üzerine kurulu” diyen Ömer Uluç’un yapıtları hem biraz bilim hem biraz romantizm hem de şiir yüklüydü. Bir başka şiiri paylaştığı, 7 Nisan 1988’de evlendiği sevgili eşi yazar Vivet Kanetti son anına kadar yanındaydı. Kulaklardan asla silinmeyecek kahkahası ve zehir gibi bilgelik içeren esprileri, “Ben Ömer Uluç’um” diye dolaşmayan çelebi tavrıyla çok bizden biriydi Uluç. Yarın öğle namazına müteakip Bebek Camii’nden uğurlayacağız onu. Aşiyan Mezarlığı’na...

 En pahalı 3 Ömer Uluç tablosu
- “Fahişeler” - 500 bin TL
- “Levni” - 425 bin TL
- “Dört Ayak Üstünde Kadın Sallantıda Erkekler” - 400 bin TL
(Bu bilgiler Lebriz Müzayede Bilgi Bankası’ndan alındı.)

Yasemin Bay - Milliyet
Yayın Tarihi : 29 Ocak 2010 Cuma 17:37:10


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?