Bazı insanlar vardır ki onların hayatlarını kelimelere dökmekte bir hayli zorluk çekeriz. Hele de söz konusu olan kişi, yaşı itibarıyla Türkiye’nin yakın tarihine tanıklık etmiş, bilge bir tarihçiyse… Ona sorular sormak, engin bilgi ve tecrübelerinden yararlanmak ve en önemlisi uzmanlık alanı olan Osmanlı’yı onun ağzından dinlemek... Bu durum, bilge tarihçi Ziya Nur Aksun’un hayatını kelimelere dökerken daha da zorlaşıyor. Çünkü o yaklaşık otuz yıldır hem konuşamıyor hem de yazamıyor. İmdadımıza hemen Aksun’un arkadaşı avukat Halil Duruk yetişiyor. Yıllardır bilge tarihçinin yakınından bir an olsun ayrılmayan Duruk, Aksun’un dili oluyor adeta… 1976 yılında geçirdiği felç sonrasında hayatla olan bağları kopmuş Aksun’un. O gün bugündür tekerlekli sandalyeye mahkûm olan Aksun, kız kardeşi ve yakın dostlarının desteğiyle hayata tutunmaya çalışıyor. Gençlik yıllarını Osmanlı kültürüne adayan, kütüphane salonlarını kendisine mesken tutan, sohbetine katılan her insanı beş altı asır öncesine götüren Aksun, tarihe olan merakını bugünlerde resim yaparak gideriyor. Yeniçeri Ocağı, Sultanahmet Meydanı, Topkapı Sarayı, Galata Köprüsü yeniden hayat buluyor Ziya Nur Aksun’un hünerli ellerinde. Kız kardeşi Belma Aksun ile birlikte yaşadığı Etiler’deki ev, sanat galerisinden farksız bir hal almış. Aksun’ların evinde o kadar çok tablo çalışması var ki, adım atacak yer yok dersek abartmış olmayız. Duvarların tamamı, koltukların arkası, yemek masasının altı, cam ve kapı kenarları ve aklınıza gelebilecek her yer, tablolarla dolmuş da taşmış! Ziya Nur Aksun’un çok küçük yaşlardan bu yana resme karşı büyük ilgisinin olduğunu ifade eden kız kardeşi, ağabeyinin hastalıktan sonra sol elini kullanarak resim yapabilmesini ‘mucize’ olarak değerlendiriyor.
Marmara Kırahathanesi’nde yetişti
Bir dönemde okur-yazarların uğrak yeri olan Marmara Kahvesi, Aksun’un hayatında büyük bir önem taşıyor. Beyazıt’taki kahveye dönemin üniversite hocaları gelir, tarih, edebiyat ve siyaset hakkında sohbetler yaparmış. Aksun’un yakın dostu Halil Duruk da bu kahveyi geç de olsa tanıyanlardan. Ziya Nur Aksun’la Marmara Kahvesi’nde tanışan Duruk, o yılları hiç unutamadığını söylüyor. “Vaktimin büyük çoğunluğunu kahvede geçirirdim. Burada birkaç kütüphane dolusu kitap mevcuttu. Kahve, adeta ikinci bir okul olmuştu bizim için.” diyen Duruk, o gün bugündür Aksun’un yanından ayrılmamış. “Konu Osmanlı tarihinden açılınca sözü Ziya Nur Aksun alırdı. Gece gündüz Osmanlı tarihiyle meşguldü. Hayatı, Osmanlı devletiyle ilgili yanlış bilinen bütün karanlık noktaları düzeltmekle geçti.” ifadelerini kullanan Duruk, Aksun’un 15. yy’a ait Osmanlıca metinleri su gibi okuduğunu belirtiyor. Aksun’un ilmi çalışmaları özellikle Osmanlı ve İslam tarihi üzerine yoğunlaşmış. Tarihçi, yedi ciltten oluşan Osmanlı Tarihi, Enver Paşa ve Sarıkamış Harekâtı ve İslam Tarihi 3- Osmanlı Padişahları ve 20. Yüzyılda İslam Dünyası adlı kitapları yazmış.