19
Mart
2026
Perşembe
KÜLTÜR/SANAT

Ümmü Gülsüm'ü seslendiriyorlar

Hıristiyan, Yahudi ve Müslüman müzisyenlerden oluşan, hem İsrail’de hem Filistin’de konserler verip dünyayı dolaşan Nazareth orkestrası, Ümmü Gülsüm şarkılarıyla bir kez daha İstanbul’da

Ortadoğu’nun efsane ismi, Mısır’ın unutulmaz divası Ümmü Gülsüm’ün şarkıları Hıristiyan, Yahudi ve Müslüman müzisyenlerden oluşan Nazareth orkestrasıyla tüm dünyaya ulaşmaya devam ederken, orkestra 16 Aralık’ta Cemal Reşit Rey’de İstanbul izleyicisiyle yeniden buluşuyor. Tüm dünyada ayakta alkışlanan orkestranın kurucusu ve sanat direktörü Eli Grunfeld’le sohbet ettik.

Nazareth Orkestrası’nı 1990 yılında kurduğunuzda farklı dinlerden ve farklı kültürlerden müzisyenleri biraraya getirmek gibi bir amacınız var mıydı?
Nazareth orkestrasını kurmaktaki amacımız sadece geleneksel Arap müziğini uluslararası platformda temsil etmek ve iyi bir orkestra olabilmekti, farklı dinlerden, farklı müzisyenleri biraraya getirmek gibi bir amaçla yola çıkmadık, sadece yaşadığımız bölgenin, Nazareth’in doğası gereği böyle oldu.

Orkestranız, Ortadoğu krizi devam ederken hem İsrail’de, hem Filistin’de konserler veren ve her iki halkın sevdiği bir barış sembolü haline nasıl geldi?
Orkestramızın amacı, Arapların ve Filistinlilerin zengin müziklerini Galilee’deki sanatçılarla sunmaktı. Galilee’de Hıristiyanlar, Müslümanlar ve Yahudiler beraber yaşıyor. Sekiz müzisyen ve bir solistten oluşan Nazareth orkestrasında da bu üç farklı din ve kültürden gelen birbirinden yetenekli müzisyenler var. Uluslararası konserlerde bu yönümüz çok ilgi çekti, birbiriyle çok iyi anlaşan müzisyenlerimizle, farklı din ve kültürlerden geliyor oluşumuzla “barış”ı sembolize eden bir anlam kazanmaya başladık...

Barışa gerçekten inanıyor musunuz?
Sorun insanlar, beraber yaşayamayan siviller arasında değil, sorun tamamen politik. Politik sorunlar halledilebilirse barış da gelebilir, halk zaten beraber yaşamayı seven, paylaşan ve beraber üzülüp beraber sevinebilen bir halk. Müzik barışı daha çok yakınlaştırıyor ve beraber şarkılar söyleyebiliyorsak, beraber yaşamayı da başarabiliriz mesajını veriyor. Ümmü Gülsüm bu anlamda çok özel bir köprü...

Ümmü Gülsüm projesi nasıl ortaya çıktı?
Ümmü Gülsüm’ün hazinesini yıllarca çalıştım ve doğal olarak 100. yaşgününde böyle bir projeyi düşünüp hayata geçirdim. Benim için efsaneyi daha da büyüterek yaşatmak çok önemli. Tarihine önem veriyorum ve bu görevi üstüme aldım.

Ümmü Gülsüm Ortadoğu’nun efsane şarkıcısı ve Mısır’ın dördüncü piramidi diye anılır, peki sizin bu özel projeniz için neler ifade ediyor?
Ümmü Gülsüm yokluktan gelip sanatçı olarak bir efsaneye dönüşmüş, hayallerimizi gerçekleştirebileceğimize dair olağanüstü bir yol gösterici ve ilham kaynağı. Bizim sunmak istediğimiz geleneksel Arap müziğinin en kaliteli temsilcisi. Şarkıları tüm zamanların en iyi Arap şarkıları...

Ümmü Gülsüm’ün şarkılarını sunarken yeni uyarlama, yeni bir yorum katıyor musunuz?
Asla yeni yorum katmak ya da farklı yorumlamak gibi bir niyetimiz olmadı tam tersine geleneksele sadık kalarak, yeni nesillere Ümmü Gülsüm’ü yaşatır gibi sunuyoruz. Bu bizim en çok önemsediğimiz yanımız. Ancak bazı festival ve konserlerde sentezlerle, farklı konseptlerle de çıkabiliyoruz.

Bahsettiğiniz farklı konseptleri örneklendirebilir misiniz?
Örneğin Londra’da bir rock festivalinde ünlü grup Radiohead’den Thom Yorke’la, vokalimiz Lubna beraber şarkılar söyledi. Londra’daki genç ve rock dinleyen izleyici profiline böyle bir sentezle Ümmü Gülsüm’ü sunmak çok daha başarılı oldu. Onların Ümmü Gülsüm’ün müziğini ve şarkılarını daha kolay anlayabilmelerini, dahası sevmelerini sağlayabilmek için çok iyi bir yoldu...

Radiohead’le yaptığınız işbirliğine benzer başka sahne performanslarınız oldu mu?
Ömer Faruk Tekbilek’le beraber New York’ta Central Park’ta sahneye çıktık. En iyi performanslarımızdan biriydi. Özellikle İsrail’de ve hatta tüm Arap müzisyenleri arasında çok bilinen bir isim. Londra’da, Londra Senfoni Orkestrası’yla işbirliği yaptık ve çok görkemli bir konser oldu.

Ümmü Gülsüm şarkılarının kalitesini ve derinliğini temsil edebilecek sadece tek bir şarkısını seçmek zorunda olsaydınız, hangisi olurdu?
Yüzlerce şarkısından birini seçmek çok zor ama ‘Enta Omri’ en özel şarkısı diyebilirim. “Sen benim hayatımsın” diyor şarkıda, şarkının duygu yoğunluğu ve şiiri Ümmü Gülsüm’ü en iyi şekilde temsil ediyor. Londra Senfoni Orkestrası’yla ‘Enta Omri’yi söylemek olağanüstü coşkuluydu.

Aklınızda yeni projeler ve Ümmü Gülsüm dışında isimler var mı?
İki proje üzerinde çalışıyorum, biri efsanevi ud müzisyeni, besteci, şarkıcı ve Mısır filmlerinin oyuncusu Farid El Atrash. Diğeri film yıldızı ve şarkıcı Abdel Halim Hafez’in en iyi şarkılarının sunulduğu bir konser projesi. Önce İstanbul’da sunmayı planlıyorum. Her iki isim de geçen yüzyılın Kahire sinemasında klasik Arap müziğinin büyük âşıkları.

Bazı Türk klasik müziği şarkıcıları güzel sesini belirterek Ümmü Gülsüm’e gönderme yaparlar, siz hiç Türk klasik müziğinin güzel seslerini dinlediniz mi?
Bazı kanun ve ud çalan enstrümantalistleri biliyorum (Umarım Nazareth’de eğitim vermeye gelirler). Hem İsrail’de hem New York’ta beraber çalıştığım Ömer Faruk dışında Aynur’u ve Ferhat Göçer’i biliyorum. Klasik müzik sanatçısı olmadıklarını biliyorum ama buna yetenekli olduklarını da biliyorum. Benim için Göçer’in ‘Yastayım’ şarkısı bir klasik. İbrahim Tatlıses’i de tanıyorum. Televizyonda Yasmin Levy’yi sunarken izledim.

İstanbul konserinizden sonra Nazareth Orkestrası için sırada neler var?
Mayıs’ta Hollanda’da iki hafta sürecek bir turnemiz var, bize 24 yaşındaki Hollandalı şarkıcı Hind eşlik edecek. Fas kökenli ve konserde Arap klasik müziklerini modern müziklerle biraraya getiriyor olacağız. 16 Aralık İstanbul konserimiz için çok heyecanlanıyorum, Akdenizli sanatçılarla daha çok işbirliği yapmayı diliyorum. Ayrıca Türkiye’de İstanbul dışında da konserler planlıyoruz.

Nazareth Orkestrası, 16 Aralık 2008 Salı, CRR 0212-232 98 30, www.crrks.org

Radikal
Yayın Tarihi : 16 Aralık 2008 Salı 09:17:03


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?