19
Mart
2026
Perşembe
SAĞLIK

Organ nakil koordinatörleri işbaşında

Bir insanın hayatında yaşayabileceği en zor anlarından biri de ailesinden birini kaybetmek. İşte tam da bu anda onlar devreye giriyor, yani organ nakli koordinatörleri. Organ nakli için aileri ikna etmeye çalışıyorlar. Bu sıfatı taşıyan Türkiye'de 80 kişi var. Koordinatörler nakillerde ciddi sorumluluk üstleniyorlar.

Organ nakil koordinatörleri işbaşında


Bir insanın hayatında yaşayabileceği en zor anlarından biri de ailesinden birini kaybetmek. İşte tam da bu anda onlar devreye giriyor. Acının doruk noktada olduğu zamanda, başka yaşamlara umut olmak için hayatını kaybedenin organlarını istiyorlar. Hayatını kaybetmiş birisinin organlarını alıp bir başkasına umut olabilmek için uğraşıyorlar. Türkiye'de sayıları 80 civarında olan organ nakil koordinatörleri, başkalarının yaşamını kurtarmak için mücadele verirken, kendi hayat hikâyeleri ile de dikkat çekiyor. Onların içinde organ nakli olduktan sonra bu işi yapmaya başlayanlar var. Ya da aileden birinin rahatsızlığından sonra organ naklinin öneminin farkına vararak koordinatör olanlar.

Mehmet Nuri Oğan aslında bir genel cerrah. Ancak 2004 yılından bu yana Aydın Devlet Hastanesi'nde organ nakil koordinatörü olarak çalışıyor. Onun bu işle tanışıklığı çok eskiye dayanmasa da başından geçen nakilden sonra başlıyor. Böbrek yetmezliği çekmeye başlayan Oğan, 2001 yılında teyzesinin oğlundan organ alarak derdine derman bulmuş. Yaşadıkları ile organ bekleyen hastalara daha fazla yardımcı olabileceğini düşünerek de koordinatörlüğe başlamış. Yaptığı işi hobi olarak gören Oğan, "İnsan işin içinde, hem hasta hem doktor olunca biraz daha farklı değerlendiriyor." diyor. Bugüne kadar 27 naklin gerçekleşmesinde görev aldığını anlatan Mehmet Nuri Oğan, "Aynı zamanda genel cerrahım, bunu bir hobi olarak yapıyorum. Mesai kavramı diye bir şey yok. Donör çıktığı zaman haber veriyorlar, o anda yakınlarının yanına koşuyorum. Gecenin kaçı olursa olsun fark etmiyor. Bu zamansızlığa bazen evden çoluk çocuk sitem ediyor ama onları da ikna ediyorum. Bir işi hobi olarak görürseniz o size zor gelmiyor. Geçirmiş olduğum ameliyattan ötürü nöbet tutmuyorum. Böyle bir hakkım var ama organ çıktığı zaman sabahlıyorum." diye konuşuyor.

Yüzde seksen başarı


Dünya standartlarına göre görüşülen iki kişiden birinin organın alınmasının başarı olarak kabul edildiğini aktaran Oğan, kendi başarılarının yüzde 80-90 civarında olduğunu söylüyor. Görüştüğü insanlarla sadece hasta ya da organ verenin yakını olarak ilgilenmediğine de değinen Oğan, şunları anlatıyor: "Organ verenler ya da hastalar benim de nakilli olduğumu bilmiyorlar. Ama daha sonra öğreniyorlar. İlişkilerimiz daha iyi gelişiyor sonra. Dostluklar kuruluyor. Bir hastamız vardı. 2,5 yaşındaki çocukları balkondan düşmüştü. Kocası, ihmalle suçladığı eşini boşayacaktı. Onların arasını yaptık. Şimdi yeniden çocuk bekliyorlar. Bir başka donörümüzün çocuğu vardır. Ona burs sağlamaya çalışıyoruz. Yani olay sadece insanlardan organları isteyip sırtını dönmek değil, mağdur oldukları bir konu varsa yardımcı olmaya çalışıyoruz."

Antalya Atatürk Devlet Hastanesi'nde çalışan Yeliz Gül de organ sıkıntısını had safhada yaşadıktan sonra nakil koordinatörü olarak çalışmaya karar verenlerden. Böbrek yetmezliği çeken annesinin 8 yıl çok büyük acılar çektiğini aktaran Gül, bundan sonra beyaz melek kervanına katılmaya karar verdiğini ifade ediyor. Annesini kaybetmek üzere olmanın ümitsizliği içindeyken bulunan organla bir anda yaşama umudu belirdiğini ifade eden Gül, "Tam annemi kaybedeceğim dediğim dönemde organ bulundu ve yeniden hayata döndü. İkinci hayatta yapamadığı birçok şeyi yapmaya çalışıyor. Biz sağlığımıza onun kadar ilgi göstermiyoruz. Ben olayın iki yönünü gördüm. Hastaları gördüm. Organ verecek kişileri gördüm." sözleriyle yaşadığı süreci dile getiriyor. Beyin ölümü gerçekleşen bir kişinin yakınlarının çektiği sıkıntı hat safhadayken organ bağışı istemenin kolay bir şey olmadığını aktaran Gül, birçok aile ile birlikte oturup ağlamış.

Ama organları alanların yaşadığı mutluluğun tarif edilemeyeceğini söyleyen Gül, bunu da şu sözlerle anlatıyor: "Bir kişi hayatını kaybediyor ama o ailenin duyarlı davranmasıyla 5-7 kişi hayata dönebiliyor. Bunun kadar güzel bir şey olamaz diye düşünüyorum. Öldükten sonra hiç kimseye bir iyilik yapamayız. Ama organlarımızı bağışlayıp birkaç insanın hayata tutunmasını sağlayabiliriz." Yıl içinde görev yaptıkları hastanede 9 beyin ölümü vakası geliştiğini ve bunun 7'sinden organ bağışı aldıklarını açıklayan Gül, "Avrupa'da yüzde 50'lere varan bir bağış yok. Yüzde 38'le İspanya dünyanın en iyi ülkelerinden biri. Ama bizim hastanemizde yüzde 80'e yakın başarı var. Bundan dolayı çok mutluyuz." ifadeleriyle duyduğu mutluluğu anlatıyor.

Bağışa dinî konular değil, 'organını sattı' denme korkusu engel oluyor

Antalya Atatürk Devlet Hastanesi Organ Nakil koordinatörlerinden Seval Pelli de organ yetmezliğinin sıkıntısını en yakından hissedenlerden. Bir yengesini karaciğer, diğerini böbrek yetmezliği yüzünden kaybeden Pelli, şimdi başkaları ölmesin diye uğraşıyor. Arkadaşı Yeliz Gül ile birlikte yıl içinde 7 kişinin organlarının bağışlanmasını sağlayan Pelli, "Daha önceleri dinen doğru olmadığı zannıyla bağış az yapılıyordu. Ancak son yıllarda il müftüleri naklin dinen sakıncası olmadığına dair halkı bilgilendirdi. Hatta bazı müftüler kendileri organ bağış kartı sahibi oldu. Şu an en büyük engel 'adamın ya da kadının organlarını satıp yediler' denme korkusu. Bu korku ve düşünceyi kafalardan silebilirsek bağış oranının artacağını düşünüyorum." diyerek yanlış bilgilenmelere dikkat çekiyor.

Zaman
Yayın Tarihi : 16 Aralık 2008 Salı 09:56:50


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?