30
Ocak
2026
Cuma
SİYASET

KAPATMA NE İŞE YARAYACAK?

Anayasa Mahkemesi, DTP hakkında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından iki yılı aşkın bir süre önce açılan davada nihai kararını verdi.

Karar gerekçesi henüz yayımlanmadı. Ancak Anayasa Mahkemesi verdiği kapatma kararıyla davalı partinin devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğüne aykırı eylemlerin odağı olduğunu tespit etti.

Esasında Anayasa Mahkemesi'nin siyasal parti kapatma konusunda şimdiye kadarki tutumu bilindiği için davanın sonucu pek şaşırtıcı olmadı. Özellikle kapatmaya delil olarak sunulanlar da dikkate alındığında asıl sürpriz kapatma yerine başka bir karar verilmesi olacaktı. Bununla birlikte, özellikle demokratik açılımın ülke gündemini çok yoğun biçimde meşgul ettiği bir döneme denk gelmesi kapatma kararının önemini artırdı.

Anayasa Mahkemesi üyelerinin oybirliği ile verdiği kapatma kararı iki açıdan önem arz etmektedir. Kapatma kararının Türkiye'deki siyasal parti yasaklama rejimine ve bu konudaki evrensel standarda uygunluğu ile verilen kararın pratikte ne amaca hizmet ettiği hususları üzerinde durulmalıdır.

KAPATMA KARARI AiHM İLE UYUMLU MU?

Öncelikle belirtilmelidir ki DTP hakkındaki kapatma kararı, Anayasa Mahkemesi'nin bugüne değin verdiği kararlar içerisinde siyasal parti yasaklama konusundaki evrensel standartla en fazla bağdaşan karardır. Anayasa Mahkemesi bu kararında AİHM kararlarında ve Venedik Kriterleri'nde yer verilen şiddet koşuluna dayalı olarak kapatma yaptırımı uygulamıştır. x

Daha önceki kararlarının hiçbirisinde Anayasa Mahkemesi bu kadar açık biçimde şiddet koşuluna dayanamamıştı. DTP'den önceki yine bu çizgideki partiler olarak HEP, DEP, ÖZDEP ve HADEP, terör örgütü ile ilişkiyi bu kadar açık biçimde ortaya koyabilecek somut delillerle kapatılmamıştı. Gerçi HADEP hakkındaki kapatma kararında da hukuken terör örgütü ile davalı parti arasındaki bağ ortaya konulmaktaydı. Ancak DTP'nin terör örgütü PKK ile olan organik bağı öncekilerden çok daha aşikardır. Nitekim "demokratik açılım" bağlamında DTP ile kurulmaya çalışılan diyalog boyunca asıl muhatap olarak Abdullah Öcalan'ın alınması gerektiğine yönelik DTP'deki kimi üst yönetici veya milletvekillerinin süreklilik arz eden demeçleri de bunu açıkça göstermektedir. Kaldı ki kapatma davasının Anayasa Mahkemesi'nde görüşüldüğü günlerde DTP eşbaşkanlarının ısrarla PKK ve Öcalan hakkındaki destekleyici ifadeleri de davalı partinin ne derece şiddetle iç içe olduğunu göstermeye yetmektedir.

Kanaatimizce bu karar hakkında AİHM'e yapılacak bir başvuru halinde AİHM'in sözleşmenin ifade ve örgütlenme özgürlüğüne yönelik bir ihlale karar vermesi çok zordur. Çünkü AİHM, siyasal parti kapatma konusundaki içtihadında, ısrarlı bir şekilde ancak şiddetin benimsenmesi halinde verilecek bir kapatma kararının sözleşmenin ihlali anlamına gelmeyeceğini ortaya koymaktadır. En son bu yıl içerisinde AİHM, ETA terör örgütü ile olan bağı da gerekçe gösterilerek Herri Batasuna Partisi hakkında İspanya'nın verdiği yasaklama kararını sözleşmeyle bağdaşır bulmuştur. AİHM'in bu kararı ortada iken, şiddeti benimsediği daha somut delillerle ortaya konulan DTP hakkında farklı bir kararın verilmesi neredeyse imkansız gözükmektedir. Anayasa Mahkemesi'nin bu kararının, aynı zamanda Venedik Kriterleri ile de uyumlu olduğu söylenebilir. Zira bu kriterlerde de siyasal partilerin ancak demokratik anayasal düzeni yok etmek ve böylece temel hak ve özgürlükleri ortadan kaldırmak amacıyla bir araç olarak şiddet kullanmayı savunması ya da açıkça şiddet kullanması durumunda kapatılmasının mümkün olabileceği vurgulanmaktadır.

Bununla birlikte DTP hakkında verilen kapatma kararında kapatma yaptırımının "en son çare" olması hakkında acaba ne söylenebilir? Bilindiği gibi Venedik Kriterleri'nde, verilecek kapatma kararının bir siyasal parti için açıkça en son başvurulacak yaptırım olması gerektiği vurgulanmaktadır. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından açılan kapatma davasından sonra davalı parti giderek artan biçimde terör örgütü lehine ifadeler kullanmayı sürdürmüş; hatta DTP son aylarda gündeme gelen demokratik açılım sürecinde muhatap olarak Abdullah Öcalan'ın alınması gerektiğini ısrarla vurgulamıştır. Böylesi bir tutum sergileyen bir siyasal parti hakkında da kapatma yaptırımının uygulanmaması halinde, hangi partiler hakkında "en son çare" olarak kapatma yaptırımının uygulanması gerektiğinin yanıtını bulmak ise zorlaşacaktır.

Yukarıda sıralananlardan da görüleceği üzere verilen kararın siyasal parti yasaklama rejiminin evrensel standartları dahilinde kaldığı görülmektedir. Bununla birlikte, karar hukuken doğru olsa bile, bu kararın siyaseten isabetli olduğu aynı rahatlıkla söylenemez. Hukuka uygunluk denetimini esas alarak görev yapması gereken Anayasa Mahkemesi'nden siyasal bir karar beklemek hukuksal bir yaklaşım olamaz. Ancak, unutulmamalıdır ki bu kararla birlikte DTP'lilerce kullanılacak muhtemel argümanlardan birisi artık meşru zeminde siyaset yapma imkanının bulunmadığı hususu olacaktır. Ayrıca, kapatma kararının hemen ardından yedek partinin devreye sokulması söz konusu olabileceğine göre, verilen yaptırımın bu yönüyle çok da etkili bir sonuç doğuracağı söylenemez. Bu nedenle belki de kullanılan kapatma yaptırımın "en son çare" olması koşulunun aslında etkili bir çözüm sağlayamaması nedeniyle gerçekleşmediği de ifade edilebilir.

.KAPATMAK YERİNE SİYASAL ALANDA MÜCADELE VERMEK!

Bilindiği gibi bu çizgideki siyasal partiler içerisinde, geçmişte, özellikle de HEP, DEP ve ÖZDEP örneklerinde terör örgütü ile açık bir organik bağ bulunmamasına rağmen kapatma kararı verilmişti. Kanaatimizce kapatma yerine zamanında bu partilerin savunduklarına yönelik olarak demokratik platformda karşı argümanlarla mücadele etme yolu tercih edilmiş olsaydı çok daha rasyonel bir yaklaşım sergilenmiş olacaktı. Böylesi bir yöntem kullanma yerine kestirme ve yanlış bir yöntemi kullanarak bunları yasaklamakla, aslında verilen kapatma kararları sonrasında yasaklanan görüşlerin kitleler nezdinde daha cazip hale getirilmesine bir anlamda destek sağlanmıştır.

DTP çizgisindekilerin geçmişten bugüne değin savunduklarında kendi içerisinde var olan esaslı çelişkileri ortaya koyup siyasal alanda karşı tezlerle onlara cevap vermek, verilen kapatma kararlarından çok daha etkili sonuçların elde edilmesine yol açacaktı. Gerçekten HEP–DTP çizgisindeki politikacılar, bazen federalizmi andıran ifadeler kullanırken, bazen üniter devlet içerisindeki çözümleri savunmakta; bazen siyasal özerkliğe vurgu yaparken, belli bir süre sonra bundan vazgeçip kültürel haklara değinebilmekte ve böylece uzun vadede kendi taleplerinde çok ciddi çelişkiler sergileyebilmektedirler. İşte kapatma davası açmak ve kapatmak yerine asıl mücadele siyasal alanda bu biçimde yapılmalıydı.

Ancak geçmişte bu yol çok etkin biçimde kullanılmadı. Bugün ise defalarca verilmiş olan kapatma kararlarına bir yenisi eklendi. Bu yeni karardan sonra mağdur psikolojisini kitlelere işleyerek yine verilen kapatma kararından nemalanılmaya çalışılacak, öte yandan gündemde yer alan demokratik açılımın sekteye uğratılması hedeflenecektir. İşte bu nedenle kendi gayretlerine rağmen partiyi kapatmamak belki de siyaseten DTP'ye verilecek en önemli ceza olacaktı.

DOÇ. DR. YUSUF ŞEVKİ HAKYEMEZ - ANAYASA HUKUKÇUSU

Zaman
Yayın Tarihi : 14 Aralık 2009 Pazartesi 00:37:27


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?