Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün ‘Kürdistan’ sözcüğünü kullanmasının önemi üzerine ayrıntılı bir yazı yazmışsınız. Daha gazete basılmadan, bir de öğreniyorsunuz ki, Cumhurbaşkanı Ankara’ya dönüşünde bu konudaki bir soru üzerine “Aslında ben o söylediğiniz ifadeyi kullanmadım” demiş.
Yazı uçtu gitti mi yani?
Yazının uçup gitmesi önemli değil; Abdullah Gül’ün bir buz kırmasının, Kürt sorununun çözümü doğrultusunda atılabilecek adımların tıkanık kalması önemli.
‘Kürdistan’ sözcüğünün kullanılıp kullanılmaması bir ‘semantik’ tartışması değil çünkü. Soruna ‘siyasi çözüm’ bulunabilmesiyle doğrudan bağlantılı. Nedenlerini önceleri uzun uzadıya yazdık, söyledik, tekrarı gereksiz.
Beni ilgilendiren konunun bu yanı.
***
Gül, ‘Aslında ben o söylediğiniz ifadeyi kullanmadım’ dedikten sonra ‘neyi’ kullandığını şu cümlelerle anlatmış:
“Irak’ın içerisinde, kendi anayasalarına göre Irak’ın kuzeyinde bir yerel Kürt yönetimi vardır, bunu söyledik. Onların başbakanlarıyla da görüşme yaptım. Bunlar gayet normal şeylerdir. Bu konularda çeşitli münakaşalar çıkıyor. Çok zor konularla uğraşıyoruz. Bu konularla uğraşırken hepimiz dikkatli olmak zorundayız ve hele hele böyle terörle mücadele ettiğimiz, zor işlerle uğraştığımız konularda mesafeler de alınmaya başlarken böyle zedeleyici, lüzumsuz tartışmalara girmenin anlamı yok.”
Güzel de sayın Cumhurbaşkanı, söylediğiniz ve söylemenizin gayet normal olduğu bir konuda ‘öyle söylemedim’ dediğiniz anda ‘lüzumsuz tartışmalar’a girilmesine yol açmış olmuyor musunuz?
Söylediğini nereden mi biliyoruz?
Bir zabıt kâtibi titizliğiyle Bağdat’a uçarken söylediklerini not etmiş olan Sabah’tan Erdal Şafak’ın, Star’dan Mustafa Karaalioğlu’nun ve Radikal’den Murat Yetkin’in yazdıklarından.
Hepsi mi yanlış not almış yani?
Kaldı ki, “Irak’ın içerisinde kendi anayasalarına göre Irak’ın kuzeyinde bir yerel Kürt yönetimi vardır, bunu söyledik” açıklamanız doğru da değil.
Neden mi değil?
Çünkü, Irak Anayasası’nın 4, 117 ve 141. maddelerinde ‘Kürdistan bölgesi’ sözcükleri geçiyor. 141. maddede Kürdistan sözcüğü üç kez geçiyor ve ‘Irak’ın kuzeyinde bir yerel Kürt yönetimi’ sözcükleri kullanılmıyor. ‘Kürdistan bölge hükümeti’ sözcükleri kullanılıyor.
Yani, Irak Anayasası’na atıf yaparak, ne demek istediğinizi söyleyecekseniz, atıf yaptığınız o Irak Anayasası ‘Kürdistan bölge hükümeti’nden söz etmiş olduğunuzu size bildiriyor zaten.
Yıllarca Kürt’e Kürt denilemeyen bir ülkede, Kürdistan denilemeyip Kürt ile iktifa edilmesinin, federal bir ülkede ‘bölge hükümeti’ni sanki belediyeden söz ediyormuşsunuz gibi, ‘yerel yönetim’ diye nitelemenin uğraşılan o ‘zor konuları’ aslında çözümsüzlüğe mahkûm etme politikasının devamı olabileceğini göremiyor musunuz?
Sorun burada. O yüzden tartışma bir ‘semantik’ tartışması, ‘lüzumsuz tartışmalar’ değil.
***
Kürt sorununun çözümü, hiçbir şey ama hiçbir şey gerektirmiyorsa, kesinlikle ‘siyasi cesaret’ gerektiriyor. ‘Siyasi cesaret’ olmadan, ‘siyasi cesaret’ göstermeden, gösteremeden bu derin ve çok boyutlu sorunun çözüm rotasına girmek ve çözüm yolunda ilerlemek neredeyse imkânsızdır.
Zira, Kürt sorununun çözümü, her adımında ‘ezber bozma’yı, karşılıklı geri adım atabilmeyi, sindirilmesi zor olabilecek sonuçlar üretmeyi gerektiriyor.
Bütün bunlar çözümün arkasına sadece ‘siyasi irade’ koymakla olmaz. ‘Olmazsa olmaz’ siyasi cesarettir.
Zor hem de çok zor, ama başarıldığında ‘ödül’ muhteşem olacak. Türkiye’de etkisini tüm bölgeye ve uluslararası alana yayacak ‘ulusal uzlaşma’, Cumhuriyet’in kendisiyle müthiş ‘barışma’sı ve Türkiye’nin adeta kanatlanarak uçacak olması.
‘Kürdistan’ tartışması bu bakımdan hiç lüzumsuz değildir. ‘Semantik’ tartışması hiç değildir.
Kürt sorununun çözümü için ‘siyasi cesaret’ ile ilgili hayati önemde bir tartışmadır.