CHP’ye yerelde seçim kazandırabilecek olan yegâne dinamik, adayın kimliği, AKP’de ise aday ve partidir
Küresel piyasalarda yaşanan kriz ve Güneydoğu’da tırmanan şiddet, önümüzdeki yerel seçimlere dair tartışmaların bugünlerde kamuoyunun gündeminden uzak kalmasına yol açıyor. Buna rağmen, partiler ve yerel politikada adaylık beklentisi içinde olanlar seçim çalışmalarına başlamış durumda. Parti sisteminde, 22 Temmuz seçim sonuçlarıyla tescillenen başat AKP ve vasat CHP’li hegemonik yapıda, iktidar partisi yürüttüğü siyasalarla devlet katında ve toplum nezdinde meşruluğunu tasdik ettirirken, CHP iki cephede de arayışını sürdürüyor. AKP son seçimde toplumdan aldığı destekle kapsayıcı bir politik figür olarak rakipleri tarafından başedilmesi zor bir konuma yerleşmiş olmasına rağmen, Türkiye’nin her karış toprağında siyaset ve yönetme tarzını hakim kılma konusunda ısrarlı. Bunun yegâne kanıtı, Erdoğan’ın dillendirdiği “İzmir’i istiyorum” hedefidir. Erdoğan’ın İzmir’de Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nı kazanma arzusunu değerlendirmek için yola çıkarken, ister istemez seçimlerde İzmir’i almayı istemenin “imkansızın talebi” şeklinde okunup okunmayacağına bakmak gerekiyor.
AKP ve İzmir: İmkansızların birlikteliği mi?
İzmir’in, önümüzdeki yerel seçimlerde AKP karşıtları tarafından, partinin kapsayıcılık sınırlarının sorgulanacağı bir seçim çevresi olacağına şüphe yok. Türk modernleşmesinin aksak demokrat kimliğini baştacı eden İzmirli Kemalist müminlere göre bu partinin Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nı alması demek, neoliberal İslamcı çizgi karşısında modernitenin son kalesi ilan ettikleri kentin düşmesi demek. Politikayı karşıt(lık)ların ölesiye hesaplaşması olarak uzlaşısız bir oyun olarak tahayyül edenlerin argümanlarını veri alıp, kentte AKP’nin son gülen olup olamayacağını bu noktada sorgulamak gerekiyor. Bu vesileyle İzmirli seçmenden hareketle AKP fotoğrafını resmederek, AKP ve İzmir etiketlerinin imkansızların birlikteliği olup olmadığı sorusuna yanıt bulabiliriz.
AKP’liler ve İzmir: Zıtlıkların fotoğrafı mı?
Partilerle organik bağı zayıf olan, rutin bir politik katılma biçimi olarak sandıkta herhangi bir partiye çeşitli politik, psikolojik, ekonomik, rasyonel ve irrasyonel nedenlerle oy veren kitlelerin İzmir’e ait olanlarının, sandıktaki tercihlerinin 1983’ten bugüne genel ve yerel seçimlerde bir partiden diğerine yönelen biçimde uçarı olduğuna şüphe yok. Ortalama olarak yaklaşık dörtte biri, bir seçimden diğerine parti değiştiren İzmir seçmeni var karşımızda. Ilımlı sağdan ılımlı sola, ulusalcı sol ve ehlileşmiş milliyetçi çizgide konumlanmış partileri adeta nöbetleşe olarak yerel iktidara taşıyan İzmirli seçmenin hakim kırmızı çizgileri ulusalcılık, birlik, bütünlük, laiklik. Çizginin uzağında yerleşik tüm politik akım ve temsilcilerinin ortalama olarak İzmirli seçmenden görebildiği destek ise çok sınırlı. Geçmişte Refah Partisi’nin, bugün Saadet Partisi’nin ya da DEHAP-DTP çizgisinin desteğinin yüzde 3-5’lerde seyretmesi bunun kanıtı. Buna karşılık, AKP son iki seçimde İzmir seçmeninin yaklaşık üçte birinin tercihine mazhar olmuşsa, yanıtlanması gereken iki soru var. İzmirlilerin hatırı sayılır bir kısmı neoliberal muhazakâr değerleri içselleştirdiği için mi AKP etrafında kümelenmeye devam ediyor, yoksa AKP ortalama İzmirlinin ve İzmir’in yanıbaşında İzmir’i anlayarak, İzmirli mi oluyor? Kanımca nasıl ki 3 Kasım ve 22 Temmuz seçim süreçlerinde “Türkiye’nin partisi” olmaya hazır kimliğiyle, kimi aykırı hal ve icraatlarına rağmen devlet iktidarı eliyle iktidarda tutunma uğruna ehlileşmişse, İzmir de AKP’yi ehlileştiriyor. Bugün değerleriyle, geleceğe dair tahayyülüyle AKP’ye yabancı olmayan azımsanmayacak ölçüdeki İzmirlilerden bahsedebiliriz. Burada resmettiğimiz ortalama İzmirliler “beyaz Türkler” fotoğrafının çok uzağında, Türkiye’nin ekonomik ve demografik yapısında baskın olan yarı kentli-yarı köylü, yoksulluk hallerini bir an önce terk etme isteklisi, yaşantısıyla Türkiyelilerin ortalama zevk, beğeni, değerlerini içselleştirmiş klasik orta sınıfların baskın olduğu bir profile sahip. Seçimlerde İzmir’in kaderini elinde tutan bu grup, herhangi bir partiyi seçimlerde baştacı edecek oy gücüne sahip. Sayıların diliyle ifade edersek, yaklaşık dört seçmenden üçü bu profilin bileşenleri. AKP’yi, son iki seçimde merkez sağın köhnemiş partilerini tasfiye ederek, CHP karşısına çıkaran bu seçmenler. Bu kitlenin sayısal gücünün aksine, geriye kalan dörtte birlik kitle, dededen toruna sirayet eden partili kimlikleriyle dün CHP, DYP ve ANAP’la sandıkta ittifak kurarken, bugün Kemalist modernleşmenin sadık savunucusu CHP’yi her hal ve şartta destekleyecek olanlar.
AKP’nin ‘Beyaz Türk’ takıntısı
AKP seçkinleriyle yerel teşkilatı bugünlerde yerel politikaya dair mesailerinin önemli bir kısmını İzmir’de seçim kazanmak için kiminle yola çıkılmalı sorusuna yanıt bulmaya ayırıyor. Kentte yerel medyaya yansıyan politik şehir efsanelerine bakıldığında, parti seçimlerden galip çıkmak için İzmirlileri, deyim yerindeyse sandıkta fethedecek “Beyaz Türkler” arasından bir başkan adayı arıyor. Arayış gerçek ise, parti seçim kazanmak için hayat tarzlarının modernliği üzerinden sınanmayı kabullenmiş, bu konuda beklentilere uygun davranmaya hazır durumda. Bunun için de adeta kiminle olursa olsun, seçim kazanmak için yola çıkmaya sıcak bakıyorlar. İzmir’e damga vurma uğruna, aslını ve kentin asıllarını yok saymaya eşitlenmiş bu arayış AKP’nin potansiyel müttefiklerinin özlem ve beklentileri veri alındığında, partiye getireceklerinden çok, götürecekleriyle anılmaya yatkın bir arayış olarak düşünülmeli. AKP’nin göstermeyi düşündüğü “Beyaz Türkler” içinden bir aday, bu partiyi yerel iktidara taşımaktan çok, partiye dair seçmen zihnindeki soru işaretlerinin artmasına, “kimsesizlerin kimsesi” olmaya aday kimliğinin, yerini “fırsatların fırsatçısı”na bırakmaya yol açabilir. Bu anlamda, İzmir’in orta sınıflarının politik olana dair tahayyüllerini, toplumsal tabanı son derece zayıf yerel “Beyaz Türk” aktörlerle es geçmeyle, sonuçta seçim kaybetmeyle sonuçlanacak bu arayış, AKP’nin İzmir’e geçememesiyle sonuçlanabilir.
AKP’yi destekleyen ve potansiyel olarak desteklemeye yatkın olan kitlelerin özlemi, suni biçimde imal edilmiş günübirlik AKP’li olacak aktörleri aday olarak görmek değil, İzmir’in neredeyse yarısına yakınının, kendilerine hizmet temelli yaklaşımıyla, kendilerinden biri olduğunu hissettirmeyi başarmış Aziz Kocaoğlu benzeri bir yerel aktörü aday olarak görmek.
İzmir’in büyüsü bozulur mu?
İzmir seçmenlerinin olası bir yerel seçime dair tercihleri konusunda yakın geçmişte kentte yapılan kamuoyu araştırmaları, AKP ile CHP arasındaki başkanlık yarışında şimdilik ibrenin CHP lehine olduğunu gösteriyor. Fakat, AKP’nin sandıktan mağlup çıkacağının garantisi de yok. Özellikle seçmenlerin aş, iş, güven, istikrar uğruna bir seçimden diğerine bir partiden diğerine savrulduğu dikkate alınırsa. CHP’ye yerelde seçim kazandırabilecek olan yegâne dinamik adayın kimliği iken, AKP’de aday ve partidir. Bu anlamda AKP İzmir’in büyüsünü bozmak istiyorsa, sağdan Kocaoğlu imgesiyle örtüşen, ortalama seçmenin taleplerini dillendirecek, içlerinden biri olmaya aday bir aktörle yola çıkar, partinin ne olmadığını değil, ne olduğunu İzmirlilere anlatabilirse, İlter Turan’a ait deyimle, CHP’yi seçim sonrası İzmir’de politik anlamda “sefalet içinde bir yaşam sürme”ye mahkûm edebilir.
chp çok pasif siyaset yapıyor türkiyede muhalefetteki partinin her zaman eli güçlüdür chp bu yargıyı değiştirdi düşünün hergün zam yapan bir hükümet 7 yıldır sağlık emeklilik çalışma alanında halkın elinden alınan haklar fakirlik issizlik dtp krizinin yönetilememesi bu kadar olumsuzluk içinde chp izmiri nasıl akp den kurtarırım diye uğraşıyor çok garip bu kadar olumsuzluklar ile chp nin istanbul ankara ve türkiyedeki pek çok ili silme götürmesi gerekmezmi ama baykal sanki yangından mal kaçırıyor hayretle izliyorum bu ne basiretsiz siyaset anlayışı her alanda akp ye destek veren bahçeli bile daha iyi siyaset yapıyor seçim sonuçları şimdiden belli oluyor gibi böyle giderse