24
Mart
2026
Salı
SİYASET

AKP'de Lübnan kararsızlığı

Irak tezkeresinden farklı olarak bu kez AKP'nin "asker gönderilmesin" diyen milletvekilleri arasında üç ayrı görüş seslendiriliyor. "Ne söz verilirse verilsin Türk askeri kesinlikle gitmemeli" diyerek kararını kesinleştirenler dışında, retçi milletvekilleri arasında, "Türkiye Barış Gücü'nün komutasını alırsa gidilebilir" ve "Henüz ikna edilmiş değiliz, ama Başbakan ve Dışişleri Bakanı anlatsınlar, son kararımızı öyle vereceğiz" diyen iki eğilim daha bulunuyor.

AKP'de Lübnan'a asker gönderilmesine karşı çıkan milletvekilleri arasında, Irak tezkeresi öncesinden farklı olarak bu kez, "Kesinlikle gönderilmemeli" diyerek kararını kesinleştirenler, "Barış Gücü komutası Türkiye'de olursa gidebiliriz" diyenler ve "Henüz ikna edilmiş değiliz, ama Başbakan ve Dışişleri Bakanı anlatsınlar, son kararımızı ona göre vereceğiz" görüşünü savunanlar olmak üzere üç parçalı bir tablo yaşanıyor.

Lübnan'a asker gönderilmesi konusunda AKP içindeki görüntü, 1 Mart Irak tezkeresi öncesine göre farklı bir görüntü sergiliyor. AKP yönetiminin belirlemelerine göre AKP içinde Lübnan konusunda Irak tezkeresinde olduğu gibi evet diyenler ve hayır diyenler şeklinde kesin hatlarıyla ikiye ayrılmış bir gruplaşma yerine bu kez çok parçalı bir görünüm ortaya çıktı. Parti yönetimi, Lübnan'a asker gönderilmesine karşı olan milletvekilleri içinde "organize" bir tutum olmadığı, kendi aralarında üç farklı tutum etrafında üç parçalı bir dağılım yaşandığı tespitini yaptı. AKP yönetiminin değerlendirmelerine göre bu aşamada "retçi" olarak görülen AKP milletvekilleri arasındaki üç eğilim şöyle:

"-Hiçbir şart ve sözle Türk askeri Lübnan'a gönderilmemeli: Kararını kesinleştiren grup. Asker gönderilmesine gerekçesi ne olursa olsun, uluslar arası camiadan ne söz alınırsa alınsın karşı çıkacaklar. Parti yönetiminin bu grubu ikna etme şansı yok. Ancak grubun sayısı sınırlı.

-Asker ancak Barış Gücü komutası Türkiye'ye verilirse gitmeli: Bu aşamada asker gönderilmesine sıcak bakmamakla birlikte bu tutumlarını şartlara ve alınacak güvencelere bağlı olarak değiştirebilecek milletvekilleri. Bu gruptakiler, Türkiye'nin son ana kadar pazarlıkları sürdürüp, Barış Gücü komutasını almasını şart olarak öne sürüyorlar. Gücün komutası alınmasa bile Türk askerinin Hizbullah'la karşı karşıya gelmeyeceğinin güvencesinin verilmesi halinde bu grubun büyük çoğunluğu asker gönderilmesine karşı çıkmayacak. Asker gönderilmesine ikna olmayan üç grup içinde en kalabalık olanı.

-Henüz ikna edilmiş değiliz ama Tayyip ve Abdullah Bey bizi çağırıp anlatsınlar kararımızı ona göre vereceğiz: Bu gruptakiler henüz net bir tutum belirtmekte tereddüt edip, tatilde de oldukları için seçmenin etkisi altında. Ayrıca verecekleri oylarının, dolayısıyla kendilerinin önemsenmesini istiyorlar. Meclis toplanıp Başbakan ve Abdullah Bey, olayın parti değil Türkiye olayı, bugünün değil geleceğin olayı olduğunu anlattığında bu gruptakilerin çoğunluğu da ikna olacaktır."

ILIMLI RETÇİLER GELMESİN

AKP yönetimi, milletvekilleri arasında çektiği bu fotoğraf doğrultusunda, bir tezkereye başvurma yoluna gitmesi halinde evet kararı çıkarmanın yöntemlerine ilişkin arayışlarını da sürdürüyor. Parti yönetimi, 1 Mart tezkeresinde olduğu gibi bağlayıcı grup kararı almayı düşünmezken, başka formülleri gündemine aldı. Bu çerçevede, ret cephesinin 1 Mart düzeyini yakaladığının belirlenmesi durumunda, "Kemikleşmeyen, ılımlı" diye nitelenen milletvekillerinin oylamaya katılmamalarının sağlanması formülü de gündeme geldi. Böylesi bir durumda partiyle ilişkilerini bozmayı göze alamayan ancak ret oyu vermeyi düşünen bazı milletvekillerine, "Oylamaya katılmayın. Böylece evet oyu da vermeyerek asker göndermeye evet dememiş olursunuz" teklifi yapılacak. Bu formülün yürüyüp retçi konumdaki belli bir sayının oylamaya katılmaması durumunda, hayır oylarının azalıp, evet oylarının fazla çıkması sağlanacak. 

Lübnan için söz bakanlarda

Lübnan'da görev yapacak uluslararası gücün görev tanımını içeren belgelerin son hali Ankara'ya ulaştı. Ancak belgelerde hala netlik kazanmayan noktalar var. Pazartesi günü yapılacak Bakanlar Kurulu'nda karar çıkarsa asker gönderme süreci başlayacak.

Birleşmiş Milletler kağıtlarında Güney Lübnan'ın silahtan arındırılması görevi Lübnan ordusuna veriliyor ancak BM Barış Gücü UNIFIL'in görev tanımında Ankara'yı hala tatmin etmeyen belirsiz ifadeler var.

BM yönergelerine göre Lübnan ordusu açıktaki silahları toplayacak ama yeraltındaki silah depolarını aramayacak. Yani Hizbullah'ın asıl gücü yerinde kalacak.

Varılan mutabakata göre Hizbullah Lübnan ordusuna ve BM askerlerine saldırmayacak. Kendi güçleri ile silahsızlandıramadıkları Hizbullah sorununu başka ülkelere çözdürmek isteyen İsrail ve ABD ise sağlanan geçici ateşkesle yetinmek zorunda kalacak.

Bölgede görev yapacak BM gücünün kendini korumak için saldırıya uğradığında silah kullanma hakkı var. Aynı şekilde Lübnan ordusu yardıma çağırdığında yardımına gidecek. Böyle bir durumda çıkacak çatışmanın boyutları ise kestirilemiyor.

"Bosna, Kosova ve Afganistan'da da aynı risk vardı" diyen Dışişleri Bakanlığı yetkilileri riski ciddi hale getirenin bölgedeki kırılgan ateşkes olduğunu belirtiyor.

Hizbullah'ın bugüne kadar verdiği tüm sözleri tutan bir örgüt ve Lübnan hükümetinin bir parçası olması uluslararası gücün tek güvencesi. Her ne kadar savaşın galibi olarak gösterilse de İsrail saldırılarından ciddi darbe yiyen Hizbullah'ın toparlanmak için de zaman ihtiyacı var. Ancak İsrail'in yeni bir saldırı başlatmayacağının garantisi yok.

Ankara genel değerlendirmesini tamamladı ancak teknik çalışmalar sürüyor. Askeri çevreler teknik hazırlığın gelecek hafta içinde bitirileceğini söylüyor. 

Siyasi karar için ise pazartesi günkü Bakanlar Kurulu bekleniyor. Eğer hükümet olumlu karar verirse Lübnan'a asker gönderilmesi için hükümet tezkeresi hazırlanacak.

Tezkerinin Meclis'e getirilmesinin zamanlamasına ise diğer ülkelerin tutumlarına ve bölgedeki şartlara göre yine hükümet karar verecek.

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün 'karar için aylara ihtiyaç yok' açıklaması ışığında, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın 2 ekimde ABD Başkanı George Bush'la görüşmesinden önce karar alınacağına kesin gözüyle bakılıyor.

Sırada barış gücünün oluşturulması var

İsrail'in Lübnan saldırılarının 34'üncü gününde silahlar susmuştu. Çoğu sivil yaklaşık bin 100 Lübnanlı ve 114'ü asker 154 İsraillinin öldüğü saldırılar, 14 ağustos sabahı Birleşmiş Milletler'in ateşkesi öngören kararının yürürlüğe girmesiyle durdu.

Sırada Birleşmiş Milletler'e üye devletlerden oluşacak barış gücü askerleri Güney Lübnan'a yollanması bulunuyor. BM Genel Sekreteri Kofi Annan, üye devletlere bir an önce bölgeye asker yollama çağrısında bulundu. 

"Lübnan Barış Gücü savaştırılacak"

Birleşmiş Milletler (BM), Türkiye'nin de katılması olası Lübnan Geçici Barış Gücü'nün (UNIFIL) görev tanımını değiştirdi. BM'nin 1701 sayılı kararı doğrultusunda birliğin görevleri arasında, Mavi Hat ve Litani Nehri arasındaki bölgede Lübnan ve UNIFIL askerleri dışında silahlı personel ve teçhizat kalmamasına yardım etmek de yer alıyor. Bu görevlerin uygulanması sırasında UNIFIL'in çatışmaya girmesinin kaçınılmaz olduğuna dikkat çekiliyor.

BM'nin internet sitesinde yer alan yeni görev tanımında, güvenliğin bu güç tarafından sağlanmasının istenmesi dikkat çekti. Mavi Hat bölgesinde UNIFIL dışında silahlı güç kalmaması için Lübnan Silahlı Kuvvetleri'ne yardım edileceği vurgulandı. Bu bölgede Hizbullah'ın ''füze bataryalarının'' bulunduğu biliniyor.

1701'deki görev tanımı

"Güvenlik Konseyi'nin 11 Ağustos 2006'da aldığı 1701 sayılı kararıyla birlikte UNIFIL'in görevleri 1978 tarihli 425 ve 426 sayılı kararları da kapsayacak şekilde şöyledir:

* Ateşkesi izlemek.

* İsrail çekildikçe, Lübnan askerlerinin Güney Lübnan'a yerleşmesine ve Mavi Hat'ta konuşlanmasına refakat etmek ve desteklemek.

* İsrail ve Lübnan hükümetleri arasında koordinasyon sağlamak.

* Evinden olmuş sivil nüfus ve gönüllülerin güvenli şekilde geri dönmelerine yardımcı olmak.

* Litani Irmağı ile Mavi Hat arasındaki bölgede Lübnan Silahlı Kuvvetleri ve barış gücü dışında silahlı personel, teçhizat ve silah kalmayacak şekilde bir bölge oluşturulmasında Lübnan Silahlı Kuvvetleri'ne yardım etmek.

* Lübnan'a, Lübnan hükümetinin rızası olmaksızın, silah ve bu gibi malzemelerin girmemesi için sınır ve diğer giriş noktalarının güvenliğinin sağlanması için Lübnan Silahlı Kuvvetleri'ne yardım etmek.

Konsey ayrıca UNIFIL'i, güçlerinin konuşlanacağı alanlarda gerekli bütün önlemleri ve yetenekleri dahilinde uygun bulunduğu takdirde, operasyon alanlarını her türlü düşmanca harekete karşı güvenceye almaya, Güvenlik Konseyi'nin emirleri altındaki görevlerinin yerine getirilmesinin engellenmesine teşebbüs edilmesi ve BM personeli, olanakları, askeri tesisleri ve ekipmanlarının koruması, BM personelinin, insaniyet çalışanlarının güvenliği ve hareket serbestisinin, Lübnan hükümetinin sorumluluklarına halel getirmeden, yakın fiziksel şiddet tehdidi altında bulunan sivillerin korumasının garantiye alınması için yetkilendirmiştir.''

TAN: “LÜBNAN’A BİNLERCE DEĞİL BİRKAÇ YÜZ ASKER GÖNDERİRİZ” 

Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Namık Tan, Lübnan’a asker gönderme kararı çıkarsa Türkiye’nin binlerce değil, birkaç yüz asker göndereceğini söyledi 

Tan, BBC Dünya Servisi’ne bu sabah verdiği mülakatta, Türkiye ve Lübnan’a asker gönderme konusunu değerlendirdi. Türkiye kamuoyunda bu konuda geniş bir tartışma olduğunu söyleyen Tan, “Hükümet etraflı bir değerlendirme yapıyor. Henüz karar vermiş değiliz, değerlendiriyoruz" dedi. 

Tan, "Eğer bu güce katılma kararı verirseniz, ne kadar asker vermeniz söz konusu olur" sorusunu, "Binlerce olmaz, ama birkaç yüz olacaktır" şeklinde yanıtladı. 

“TÜRKİYE’NİN KOŞULLARI VAR” 

Türkiye’nin bu uluslararası güce katılabileceğini kaydeden Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Tan, ancak Türkiye’nin bazı koşulları olduğunu söyledi. 

Tan, "Amacımız Lübnan halkına yardım etmek. Başka bir şey değil. Savaşçı bir harekata katılmak istemiyoruz. Hizbullah'la ya da bölgedeki herhangi bir grupla karşı karşıya gelmeyi istemiyoruz. Hiçbir grubu silahsızlandırma işini üstlenmek istemiyoruz. Bizim istediğimiz Lübnan'ın yeniden yapılandırılmasında, kamusal görevlerin yapılmasında yardımcı olmak" dedi.
Namık Tan, Hizbullah ile ilgili sorumluluğun esasen Lübnan ordusuna ait olduğunu da sözlerine ekledi.


ANKA/Ajanslar/Cumhuriyet
Yayın Tarihi : 25 Ağustos 2006 Cuma 12:48:58
Güncelleme :25 Ağustos 2006 Cuma 14:56:42


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?