21
Mart
2026
Cumartesi
SİYASET

Askerden Erdoğan'a yakın takip

Referans gazetesi köşe yazarı Cengiz Çandar, Genelkurmay başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt'ın cumhurbaşkanlığı sözlerinin ne anlama geldiğini yazdı... Çandar'ın "Genelkurmay, Erdoğan’ın önünde durmayacak " yazısını aynen alıntılıyoruz.. Çandar'ın yazısının altında da Başbakan Erdoğan'ın, Büyükanıt konuşmasının yorumunu bulacaksınız...

"Genelkurmay, Erdoğan’ın önünde durmayacak "

Açıklama, açıklama üstüne. Önce, bir önceki Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök’ün “Darbe Günlüğü” üzerindeki beklenmeyen açıklaması, ardından TBMM Başkanı Bülent Arınç’ın Cumhurbaşkanlığı seçimine ilişkin birdenbire Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt’ın merakla beklenen açıklamasının önüne gelen basın toplantısı ve en nihayet Büyükanıt’ın “bomba” olacağı önceden medya ve kamuoyu tarafından “satın alınmış” olan açıklaması...

Bunların tümü aslında birbiriyle “organik” ilişkide ama en önemlisi ve en fazla merak edileninden başlayalım; Yaşar Büyükanıt’tan. Ve, onun açıklamasında “en meraka değer” konudan.

TSK, Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı konusunda ne diyor? Buna engel olmayı tasarlıyor mu?

Tayyip Erdoğan’ın adaylığı açıklanmış değil. Hatta, bizzat kendisi dün adaylık açıklamasının 25 Nisan günü saat 24’e doğru, yani yasal sürenin son dakikalarında yapılacağını bildirdi. Ama, kendimizi aldatmayalım. Türkiye’deki tartışma, uzun süredir ve bugün, Tayyip Erdoğan olacak mı, olmayacak mı?

Daha da açalım: Asker tarafından şu ya da bu yolla engellenmez ise Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olmasında hiçbir engel yok. Kendisi istiyorsa ki, istediği biliniyor- ve parlamentoda güvenliği bir çoğunluğu elinde bulunduran partisi, Ak Parti kendisini desteklediği taktirde, seçilememesi diye bir şey söz konusu değil.

O nedenle, bugüne dek Cumhurbaşkanı seçimlerinin tarihçesindeki Silahlı Kuvvetler’in rolü belleklerde olduğu için, Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı konusunda “asker ne diyecek?”, bir başka deyimle “asker açıkça ‘istemiyoruz’ derse, Tayyip Erdoğan aday olur mu?” soruları gündemde duruyordu. Büyükanıt, dünkü açıklamasıyla, Tayyip Erdoğan’ın seçilebileceğine ilişkin “tereddütleri” ortadan kaldırdı.

Gerçi, “Cumhurbaşkanı kimliği”ne ilişkin, “Cumhuriyet’in temel değerlerine bağlı”, ayrıca “üniter devleti savunacak” ve TSK ile aynı temel değerleri paylaşan, bunlara “sözde değil özde bağlı” tanımı, Genelkurmay tercihinin Tayyip Erdoğan olmadığı imasını akla getirebilir ve bu doğru da olabilir ama “Cumhurbaşkanı’nı Meclis’in seçeceğini” söylemesi, “Anayasa’yı, mevzuatı, hukuku bildiklerini” belirtmesi ve tüm basın toplantısı döne döne “yasal sınırlar içinde kalmaya özenli” bir askeri yetkili profili çizmesi, Tayyip Erdoğan’a “Cumhurbaşkanlığı yolu”nun “asker tarafından açıldığı” şeklinde pekala yorumlanabilir.

Hem kim, çıkacak ve inandırıcı biçimde, Türkiye’nin Başbakanı’nın “Cumhuriyet’in temel değerlerine sözde bağlı” olduğunu, “özde bağlı olmadığını” söyleyebilir?

Kim, şu andaki verilere göre, kesin bir genel seçim zaferine doğru gitmekte olan ve beş yıla yakın bir süredir Başbakanlık koltuğunda bulunan kişinin, Cumhuriyet’in temel değerlerine aykırı olduğunu ileri sürebilir ve bu kişinin milyonlarca kişi tarafından oy potansiyeli taşıdığını göz ardı edebilir?

Böyle bir durum, “rejim tehlikede” anlamına gelir ve “askeri müdahale”ye kendince “meşruiyet” verir. Daha önceki askeri darbelerin veya müdahalelerinin gerekçesi hep böyle olmuştu.

Öyle bir durum, Genelkurmay Başkanı, TSK’nın “anayasal sınırları” içinde davranacağını söylediğine göre yok demektir.



*** *** ***



Hilmi Özkök’ün Büyükanıt’tan bir gün önce Anadolu Ajansı’na yaptığı beklenmedik açıklamayı da bu bağlamda değerlendirmek gerekir. Özkök, “darbe günlüğü” konusunda “yoktur”, yani “darbe girişimi olmamıştır” demekten özenle kaçındı. Mefhum-u muhalifinden hareket edersek, “Benim zamanımda böyle girişimler olmuştur ve bana toslayıp başarıya ulaşamadılar” demek istediğine hükmedilebilir. Böylece, Hilmi Özkök, kendi zamanında özel bir özen gösterdiği TSK’nın “yasal sınırlar içinde kalma” ölçüsünü, halefine (Yaşar Büyükanıt), merakla beklenen basın toplantısının arifesinde iletmiş oldu.

Büyükanıt’tan bir saat önce tamamladığı basın toplantısında TBMM Başkanı Bülent Arınç da, “Meclis’in Cumhurbaşkanı seçme iradesini hiçbir kişi ve kurumla paylaşmayacağını” üzerine basa basa vurguladı.

Bütün bu “arka plan” ile birlikte, Yaşar Büyükanıt’ın önemli basın toplantısının “lafzı ve ruhu” birleştirildiğinde, tekrar ediyoruz, Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı yolu döşenmiş oluyor.

Ancak, bu noktada, bir “dipnot”; Yaşar Büyükanıt, Cumhurbaşkanlığı seçimi için “Meclis karar verecektir” dedikten sonra ekledi: “Seçildikten sonra görüşümüzü bildiririz.”

Bu ne demek?

Yeni Cumhurbaşkanı’nın, Türkiye Cumhuriyeti’nin temel değerlerine özde değil sözde bağlı olup olduğu, “davranışlarıyla ortaya koyması” izlenecek. Cumhurbaşkanı, aynı zamanda TSK’nın “Başkomutanı”. Dolayısıyla, kurum yani Türk Silahlı Kuvvetleri’nin komuta kademesi olan Genelkurmay, Türkiye siyasetindeki “özerk” ve “hakem” konumunu koruyacak. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan olursa, Cumhuriyet’in temel değerlerine sözde değil özde bağlılığı, davranışlarına bakılarak, izlenecek ve denetlenecek.

Yani, dünkü basın toplantısından sonra “iki aşamalı” bir durum ile karşı karşıyayız.

1. Türk Silahlı Kuvvetleri, Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı seçimine giden yola “müdahil” değil;

2. Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanı seçildikten sonra, TSK tarafından yakından izlenecek.


*** *** ***

Bu durumda, yarın (14 Nisan) Ankara’da yapılacak olan ve günlerdir hazırlığı yapılan büyük “laiklik gösterisi” ya da bir başka deyimle “Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı’na hayır mitingi”nden ne beklemek gerekiyor?

Toplantının başını çeken Atatürkçü Düşünce Derneği ve başkanı eski Jandarma Genel Komutanı Şener Eruygur. Hani, şu tartışma konusu olan “Darbe Günlüğü”nün baş kahramanı Şener Eruygur. Hakkında, “darbe girişimi”nden ötürü soruşturma başlatılan kişi. “Darbe Günlüğü”nü dikkatle okuduğunuz vakit, “askeri darbe”ye giden yolun, tıpkı yarın yapılacak gösteriler türüyle hazırlanması öngörülüyor. Ancak, Şener Eruygur’un bu kez tasarladığı gösteri, “Darbe Günlüğü”nde söz edilen hesapları gibiyse ve, tabii o Günlük gerçek ise- bir kez daha amacına ulaşamayacak ve foslayacaktır.

Yaşar Büyükanıt’ın dünkü basın toplantısının, belki de, en can alıcı noktası bu “olgu”yu ortaya koymasıdır.

Peki, Kuzey Irak konusundaki çarpıcı açıklamaları. O, yarının konusu...

Erdoğan’dan Büyükanıt yorumu...

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Genelkurmay Başkanı Org. Yaşar Büyükanıt'ın açıklamalarının demokrasi ve hukuk çerçevesinde olduğunu belirterek, “Devlet adamlığına yakışır bir açıklama yaptı'' dedi. 

Erdoğan dün milletvekilleriyle yaptığı cumhurbaşkanlığına yönelik nabız yoklama turunda Büyükanıt’ın sözlerini de değerlendirdi.
Büyükanıt'a yöneltilen bazı soruları eleştiren Erdoğan, “Bazı gazeteciler tahrik etmek istedi, olayı farklı yöne çekmek amacıyla sorduğu sorular başarılı olmadı. Sayın Büyükanıt, bazı gazetecilerin istediği tarzda cevap vermedi. Demokrasi ve hukuk çerçevesinde konuştu. Devlet adamlığına yakışır bir açıklama yaptı'' dedi. 

Bir milletvekili, Erdoğan’ın adaylığının 24 Nisan Salı günü AKP Grup toplantısında açıklanmasını istedi. Erdoğan, “25 Nisan saat 12’ye 5 kalana kadar vakti var, herkes aday olabilir'' yanıtını verdi.


cengiz çandar/referans/aa
Yayın Tarihi : 13 Nisan 2007 Cuma 10:58:13


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?
Yorumlarınız
Ender Bozbiyik IP: 84.72.198.xxx Tarih : 13.04.2007 22:15:31
Sayin Erdogan biz sizi basbakan olarak bile görmek istemedik ve yaptiginiz manevralarla ilk hedefinize ulastiniz... gecenlerde T.C.'yi 3. imparatorluk, yani nazi rejimi ile kiyaslastirdiniz... Ama eger adolf hitlerin hayatini ve istedikleri rejime nasil ulastigini icinizden bilenler varsa cok iyi anlarlar... Zamaninda oda millete hediye dagittirir 'sosyal yardim altinda tanitir', bassehire gitmeyi sevmez 'milletin icinde gezmeyi sever', cumhurbaskaninin 'Hindenburg' ve alman devletinin sorularindan kacamak arar zaman kazanirdi, gecimini belirli kandirilmis kesimlerden saglar ve hatta hapiste bile yatmisti, sonunda sayin Hindenburg'un vefati ile almanlarin bassehrine gider olmus hatta cekinmeden orada kaliyordu ve bütün kendine engel olan taraflari yok etmis, kendi ideolojileri icin en sonunda 2. dünya savasinin mimari olarak tarihe gecmistir ve onunla arkasinda biraktigi milyonlarca ölü! Sayin Pasamizin söyledikleri tam haklidir, dogrudur ve her zaman Yüce Oender Atamizin yolunda devam eden bir Türk Milleti göreceksiniz önünüzde ve hatta her tarafinizda...