Türkiye'nin Azerbaycan - Ermenistan hattındaki politikalarını eleştiren CHP lideri Baykal'a göre, AKP Cumhuriyet tarihinin en büyük diplomatik hatasını yapıyor
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, partisinin grup toplantısında konuştu. İşte Baykal’ın açıklamaları:
KKTC’DEKİ SEÇİMLER
AKP iktidarıyla KKTC’deki seçimler Türkiye’den yönlendirilmeye çalışılmaya başlandı. Bu seçimlerde de Kıbrıs siyasi hayatına müdahalelerde bulunulduğuna tanık olduk. Artık Kıbrıs’taki demokratik olgunluğa Türkiye’nin saygılı olması lazım. Kıbrıs’ın hukukunu korumanın yolu, öncelikle bizim oradaki iradeye saygı göstermemizdir. Bu seçim Kıbrıs’ın geleceği ile ilgili görüşmelerin yürütüldüğü bir döneme rastladı, o yüzden halk iradesini göstermesi bakımındın büyük önem taşıyordu. Avrupalı, Batılı liderlerin Kıbrıs’taki seçimleri etkilemek için yaptıkları açıklamaların, Kuzey Kıbrıs halkı tarafından nasıl değerlendirildiğinin görülmesi açısından da etkili olmuştur. Batı, AKP aracılığıyla KKTC siyasetine müdahale etmiştir.
KKTC’deki insanlar Anan Planı’nı verilen sözler ve AKP’nin yönlendirmesiyle kabul etmiştir. Tecritin kaldırılacağına inanmışlar, özgür ticaret, kültür ve spor faaliyetlerine kavuşacaklarına inanmışlardır. Ancak o günden bugüne bu sözler tutulmamıştır. O yüzden de KKTC halkı pişmanlık içine girmiştir. Buradan çıkarılması gereken önemli sonuçlar var. Birilerinin yönlendirmesiyle adım atmanın ne gibi sonuçlar doğuracağı Kıbrıs örneğinde acı bir biçimde ortaya çıkmıştır. Kıbrıs’ın geleceği ona buna bel bağlayarak değil, ülkenin uzun vadeli yararlarıyla ortaya konacaktır. Umarım tepeden inme yönlendirmelerle Kıbrıs’ta bir emrivakinin yapılmasına göz yumulmaz. KKTC’nin son seçim iradesiyle ortaya konan kararına saygı gösterilmelidir.
KKTC halkını bu seçimlerdeki olgunluk ve başarı için tebrik ediyorum. Tek başına hükümet kurma gücünü sağlayan Sayın Derviş Eroğlu’nu kutluyorum.
EKONOMİK KRİZ
Başbakan seçim sonrası suskunluğunu yavaş yavaş bozuyor. Bakıyorum ekonomik durumun iyi olduğuna ilişkin değerlendirmeli ön planda. Hala o yanlışını görme, düzeltme aşamasına gelmedi. Her şey çok açık. Güneş balçıkla sıvanmaz. Türkiye’deki ekonomik krizin tahribatı, ağırlığı her türlü tartışmanın ötesindedir. Türkiye ekonomik daralmayı, en yüksek düzeyde yaşayan, ekonomisi büyümekten çıkmış, küçülmeye gelmiş, küçülme derecesi de kaygı verici bir seviyeye gelmiştir. İşsizlikte birinci İzlanda’dır, ikinci olarak da Türkiye’de etki görülmüştür.
TEKSTİLDE FERYAT
Hükümetin 3 üyesi Türkiye’nin büyüyen bir ekonomi olmaktan çıkıp, küçülen bir ekonomi olduğunu itiraf etmişlerdir. Bunun iyimser bir değerlendirme olduğu uluslararası açıklamalarla ortadadır. Türkiye’de küçülmenin yüzde 6 – 7 olabileceğini söyleyen kuruluşlar vardır. Bugün gazetelerde tekstil konusunda, tekstil işçileri sendikasının bir uyarı ilanı vardır. Bu sektörün içinde bulunduğu acıyı sendikamız bir feryatla duyurmaya çalışmıştır. “Makineler yalan söylemez” diyerek tekstildeki durumu ortaya koymaya çalışmışlardır. Yanlış politikaların tekstili ne hale getirdiğini belirtmişlerdir. Önerilerde de bulunmuşlardır. Bunlar CHP’nin önerileri ile aynıdır.
- Zaten toplanamayan SSK primlerini 1 yıl erteleyin. Dünyanın en yüksek primini, stopajını Türkiye ödüyor. Normal bir ekonomide bile bu doğru değil. Kalkınmak için bunu indirmemiz lazım, hele ki kriz ortamında bunu derhal yapmalıydık.
- Enerji fiyatları yüzde 50 oranında indirilmelidir. Dünyanın en pahalı enerjisini Türk sanayisi ödüyor.
- Ücretlilerin üzerindeki vergi oranı azaltılmalıdır. Bu enerji fiyatlarıyla Türkiye sanayisi döndürülemez.
Hükümet emeklilere müjde vermişti. Bir ikramiye konusu vardı. Bunu hatırlatıyorlar. Memurlarımıza, emeklilerimize bir maaş tutarında ikramiye verilmesini, işsizlik sigortasında verilen maaşın da artırılmasını istiyorlar. Mart sonu itibariyle işsizlik fonunda biriken para 40.2 milyar TL’dir. Bu işsizlikle mücadele için harcanması öngörülen bir fondur. 2000 yılında kurulan bu fonun bugüne kadar işsize verdiği ödenek 2 milyarı aşmıyor. İşsizler açısından tablo bu. Ama AKP bu fondan bütçeye 2008 yılında 1,5 milyarı aktarmıştır. Bunların tümünü zaten iç borç olarak kullanmaktadır. AKP 2009’dan başlayarak 3 yıl süreyle işsizlik fonu nemasını doğrudan bütçeye aktaracaktır. Bu da 6,2 milyardır. Yani 7 yılda işsizlik için kullandığı para 2 milyarken, bütçeye aktaracağı para ise 6.2 milyardır. Türkiye’nin işsizlik sorunu bu kadar yakıcı hale geldiği dönemde, fonun işsizlik için kullanılması gerekirken, tablonun böyle olması üzüntü vericidir.
IMF İLE İLİŞKİLER BELİRSİZ
Başbakan hala “durum iyi” diyor. IMF ile ilişkiler belirsizdir. Neyi bekliyoruz. Tereddüt nereden kaynaklanıyor. Önceden “G20 toplansın ondan sonra adımlar belirlensin” deniyordu. G20 toplantı ve çok önemli bir karar alıp esnek kredi hattı kararı aldılar. Esnek kredi hattına ilk olarak Meksika girdi. IMF Direktörler Kurulu 42 milyar dolarlık bir kaynağı Meksika’ya aktardırlar. Meksika da bu kaynağı küresel krize tedbir olarak aldıklarını, şimdilik kullanmayacaklarını bildirdiler. Bu Meksika’nın içinde bulunduğu durumu da göstermektedir.
Şimdi nedir bu esnek kredi hattı. Ekonomisini doğru yönetmiş, dengelerini sağlıklı kurmuş, kendi ayakları üstünde durabilme kabiliyetini gerçekleştirmiş olan ülkelere verilmek üzere ayrılmış kredidir. Bunun içinde bazı kriterler vardır. Bu kriterler sahip ülkeler başvuruyor ve kredi alıyor. Meksika başvurdu aldı, Polonya da alacak.
Şimdi biz de bu şekilde mi kredi alacağız, yoksa babadan kalma Stand-By şeklinde mi. Stand-By kredisi ekonomisini sağlam temellere oturtamamış ülkelere uygulanıyor. Ben şimdi bu iki kredi şeklinden hangisini beklediğimizi anlamak istiyorum.
Meksika koşulların tümünü karşıladığı için esnek kredi hattından faydalandı. Polonya da söz konusu kriterleri sağlamıştır. Bu koşulları sağlayan ülkeler IMF’den katı politikaların ve taksitli ödemenin uygulanmadığı şekilde kredi alıyorlar. Bizim için ne olacak? Şimdi eğer biz küresel krizden en az etkilenen ülke olduğumuz için değil, krizden bile önce koşullarını iyileştirememiş, hala Stand-By’a mahkum bir ülke olduğumuz gerçeğini ortaya koyar.
Türkiye’nin bu krizden en çok etkilenen ülkelerden biri olduğu çok net ortadadır. Bize benzeyen Meksika, Polonya gibi ülkelerle kıyaslandığı zaman en çok etkilenen ülkelerden birinin Türkiye olduğu ortadadır. 2002’de Türkiye ile aynı olarak değerlendirilen Brezilya bugün 4,2 milyar dolar krediyi IMF’ye açıyor. Krediyi açan Brezilya. Hangi Brezilya? 2002’de Türkiye ile aynı olan ülke. O gün Brezilya’da sol bir parti iktidara geldi, bugün IMF’ye borç veriyor. Türkiye’de AKP iktidara geldi, bugün Türkiye’nin 3,6 oranında küçüleceği öngörülüyor.
Polonya, Brezilya, Arjantin büyümeye devam ediyor. Sadece Meksika’ya küçülme var. Ancak Türkiye’deki küçülme Meksika’nın 4 katı düzeyindedir. Ayrıca işsizlik oranı Türkiye’de hepsinden çok üsttedir. Bunun nedenleri de çok açık. AKP iktidara geldiğinde, her anlamda kalkınma için uygun olan dünya konjonktürünü takip edememiştir.
Uluslar arası krizin etkileri ortaya çıkmaya başladığında da AKP önlem almamıştır. Seçim nedeniyle de muazzam açıklar verilmiştir. Türkiye 2 – 3 yıldan beri mali kontrolünü kaybetmiştir. Hem dünyanın uygun şartları kullanılmamış, hem de seçim için kaynaklar çarçur edilmiştir.
OBAMA İLE ERDOĞAN FARKI
ABD Başkanı Barack Obama kriz zamanında “Ben kendime helikopter siparişi veremem” demiştir. Ne tesadüftür ki aynı dönemde Başbakan 60 milyon dolarlık uçak siparişi vermiş ve bu uçağı denemek için de Antakya’ya uçmuştur. İşte zihniyet budur. İnsanlar işsizken bunu görmezden gelirler, “Hiçbir şey yok” derlerse, bu ancak onları bu noktaya sürükler. Bu sanıyorum Başbakan’ın 4. uçağıdır. Herkese bir görev düşmüyor mu? THY bu uçağı alıyor.
AZERBAYCAN VE ERMENİSTAN İLE İLİŞKİLER
Önce Ermenistan Azerbaycan ile ilişkilerini normalleştirsin, sonra biz de normalleştirelim. Eğer önce Türkiye yapsın deniyorsa, bu büyük haksızlıktır. Eğer bunu yaparsak Azerbaycan’ın işgal edilmesini kabul etmiş, sindirmiş, meşrulaştırmış olacağız.
Biz Şükrü Elekdağ başkanlığında bir heyeti Azerbaycan’a gönderdik. Tüm partiler çağrılmıştı. AKP nedense katılmadı. Arkadaşlarımız rapor hazırladılar. Ortaya çıkan manzara Azerbaycan’ın Türkiye’ye karşı derin bir kırgınlık içine girmekte olduğudur. Bunu bir süredir zaten Azerbaycan’dan gelen açıklamalardan görüyoruz, ama arkadaşlarımız doğrudan yaptıkları temaslarla bu gönülkırıklığını yerinde görmüşlerdir. Azerbaycan medyası artık bizim çok izlenen Kemal Sunal filmlerini oynatmaz oldu, Türk sanatçıların konserlerini vermez olmuştur. AKP kaş yapayım derken göz çıkarmıştır. Bizim için en olmaz yerde bir problemi bizzat kendisi yaratmıştır.
CUMHURİYET TARİHİNİN EN BÜYÜK DİPLOMATİK HATASININ İÇİNDEYİZ! HÜKÜMET BUNUN ALTINDAN KALKAMAZ
Bunun altında ne yatıyor? Türkiye Ermenistan’la müzakereler götürüyor. Peki bu müzakereler Aliyev’e doğrudan, derhal yansıtılıyor mu? Ermenistan ile Türkiye’nin yürüttüğü müzakereler hakkında bilgiyi Azerbaycan’ın, Türkiye’den değil; Ermenistan’ın Rusya’ya yaptığı açıklamalardan aldığı, bundan da büyük bir kırıklık yaşadığı görülüyor. Bu Türkiye’ye yakışır mı? Azerbaycan’a bilgiyi anında vermek bizim boynumuzun borcu değil mi?
Gazetelere yansıyan bazı kaba davranışları bir kenara bırakıyorum. Dışişleri Bakan’ının kaba davranışlarını bir kenara bırakıyorum. Bu şekilde giderse Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük diplomasi hatasını bu hükümet yapmış olur. Eğer Azerbaycan ile ilişkilerimizde sıkıntı olursa bu hükümet bunun altından kalkamaz. Birden bire Sayın Aliyev’in yeni arayışlara girdiği, Azerbaycan’ın petrol zenginliğinin tümünü Rus şirketi aracılığıyla pazarlamaya hazır olduğu niyet mektubuyla belirtilmiştir. Bu olamaz. Biz Ermenistan’la aramızı gelecekte de düzeltiriz ancak Azerbaycan ile aramız bir kez bozulursa bir daha düzelmez.
CUMHURBAŞKANI GÜL’E ÇAĞRI
Derhal Cumhurbaşkanı Sayın Gül, öncelikle Bakü’ye, Azerbaycan’a gitmeli; Aliyev’le bir araya gelmeli, aracılarla değil, doğrudan ilişkiye geçilmeli. Türkiye Somali’ye gösterdiği ilgiyi Azerbaycan’dan esirgeyemez. Bunu hemen yapmalıyız. Tek taraflı niyet anlaşmalarıyla, “Karabağ sorunu çözülmeden bir imza atmayız” demekle olmaz. Çünkü bir süreç işliyor, bunu biz de Azerbaycan da görüyor.
Türkiye Ermenistan’la dostane ilişki geliştirmek için temaslar kurabilir. Ama bu çalışmalar Azerbaycan’ın sırtından götürülmemeli. Azerbaycan da bunun bir parçası olmalıdır. Doğrudan veya dolaylı…
Cumhuriyet tarihinin en büyük diplomatik hatasının içindeyiz. Bundan derhal dönülmelidir. Orada kimin eli kimin cebinde belli değildir. Eğer Azerbaycan ile aramızı bozarsak, Rusya yine Ermenistan'da egemen olmaya devam eder. Ama bir bakarsınız Azerbaycan petrolü Rusya üzerinden dünyaya pazarlanıyor. Derhal Azerbaycan'ın gönlünün kazanılması, eskisi gibi dostluğun tekrar ayağa kaldırılması gerekiyor.
ERGENEKON DAVASI
Ergenekon Davası yepyeni bir noktaya geliyor. Kamuoyunda her yeni dalga, yeni gözaltılar olayın daha kapsamlı değerlendirilmesine yol açıyor. Ergenekon’un iç yüzü ortaya çıkıyor. Bu gelişmelerin sonucunda bu Ergenekon’un ne olduğunu daha doğru anlama şansını elde ediyoruz.
Biz CHP olarak 25 Mart 2008 tarihinde Ergenekon’un ne olduğunu anlattık. Ergenekon ile ilgili bir değerlendirme yaptık. Bu değerlendirmenin her cümlesinin ne kadar gerçek olduğu ortaya çıkmıştır. Bunun siyasal bir dava olduğunu, iddianamenin çok ciddi bir hukuki zafiyet taşıdığını, dinlemelere ilişkin böyle bir davayı hukuken ayakta tutmaya yetmeyeceğini, gözaltı işlemlerinde uluslararası kurallara aykırı olduğunu, o nedenle bu davanın bir siyasal hesaplaşma davasına dönüştüğünü bir yılı aşkın bir süredir ilan ettik. Başlangıçta bunu tek yanlı bir değerlendirme olarak görenlerin, şimdi yavaş yavaş bunu kabul ettiklerini, “Bu kadar da olmaz” demeye başladıklarını görüyorum. Bu kadar da olmaz değil “Hiç olmaz, hiç!”
Kimisi İlhan Selçuk tutuklanınca, kimisi Alemdaroğlu tutuklanınca, kimisi Türkan Saylan tutuklanınca fark ediyor… Herkesin kendine göre bir gerekçesi var. Ama olayın temeli yanlış. Bir dava niteliği taşıyan çerçeveye sahip değil. Sami Selçuk “Ben 40 yıllık meslek hayatımda böyle iddianame görmedim” dedi. Barolor birliği bir araya geldi, sağcısı da solcusu da “Böyle dava olmaz” dedi. Eskiden arkası yarınlar vardı şimdi diziler var. Dizi yapar gibi iddianame olur mu? Arkası önü belli olacak. Hangi maddeyle kimi itham ediyorsun belli olacak. Böyle şey olur mu? Yargılama mahkemede yapılır. Kamuoyu önünde yapılıyor. Başından sonuna yanlış.
Bu kadar yanlıştan doğru bir şey çıkmaz. Aradığımız doğrular yok mu? Elbette var! Kim darbe yapmaya çalışmışsa ortaya koy, hesabını sor. Sormazsan namertsin. Soruyor musun? Devlet görevinde yer almış, sonra mafyalaşmış kim varsa hesabını soruyor musun? Sor! Sormuyorsan namertsin. Güneydoğu’da fırtınalar estirmiş çetelere hesap soruyor musun? Sor! Ondan sonra Türkan Saylan gelsin, Mehmet Haberal gelsin, Türkiye’nin yüz akı, Atatürkçü rektörler gelsin.
Toplumda tepki yaratıyor tabi. Herkesin uyanma noktası var. Biz başta gördük bunu. Biz Van’daki davada da bunu gördük. Arkadaşlarımızı gönderdik ne çıktı? Savcı kayıp. Savcı yok ortada. Şimdi bu dava böyle bir davadır.
Çıkıyor diyor “Canım Anayasa’nın 138. maddesi var. Sen ne diyorsun?” Anayasa’nın 138. maddesi yargıyı etkilemeye yönelik talimat vermeyi yasaklıyor. Oradan sen kendine pay çıkart. Ben muhalefetim. Hukuka saygımdan dolayı eleştiriyorum. Bu benim görevim.
TBMM Başkanı bile “Bu yöntemler doğru değil” dedi. Herkes sancısını bir şekilde yansıtıyor. Bir STK yöneticisi lafa başlıyor, cümlesini tamamlayamıyor. Ağaç dikerken “Ergenekon” diyor, duruyor. Bu çok acı bir tablo.
Çok büyük hukuk ihlalleri ile karşı karşıyayız. Yargı bağımsızlığı tahrip edilmiştir. Kadrolaşma yargıya kadar taşınmıştır. 70 milyonun dinlenmesine imkan veren teknik ve hukuki düzenleme yapılmıştır. Doğrudan doğruya Başbakan’a bağlı bir dinleme ağı kurulmuştur. Toplum olarak büyük bir sınav veriyoruz. Bu Ergenekon dolayısıyla ortaya çıkan bu toplumsal tepkileri taşımak giderek güçleşmektedir. Giderek herkes kendisini bu sorumluluktan çıkarmak ihtiyacına girmektedir, girecektir.
Başbakan bu siyasi davayı ta 2006’da ortaya atmıştır. O zaman bu işi takip edecek savcı bulamıyoruz demiştir. Şimdi olay savcılığa intikal etmiştir. Şimdi umut hakimlerdedir. Umut ediyorum Türkiye’nin hukuk birikimi, hukukçularımızın sorumluluk duyguları, bilinci ve gerekiyorsa cesareti Türkiye’yi bir hukuk ayıbından kurtarmanın gerektirdiği düzeyde çıkacaktır, çıkmalıdır. Demokrasimizin ferahlaması hiçbir zaman olmadığı kadar bugün hukukçulara bağlıdır. Bunu en iyi şekilde hakimlerimizin başaracağına inanıyorum. Türkiye hak ettiği tabloya mutlaka ulaşacaktır. Bu Ergenekon dönemi de bizim toplumumuzun bir büyük şerefli mücadelesi olarak gelecekte hatırlanacaktır. Ergenekon Türkiye’yi tutsak almak için planlanmıştır. Ama tarihte olduğu gibi Türkiye Ergenekon’dan yüzakıyla çıkacaktır. Zorbalıktan çıkış kapısı olacaktır Ergenekon. Tabi bu gelişme yaşanırken Türkiye’de yaşanan acılar, ödenen büyük bedeller, insanı ızdıraplar hiçbir zaman unutulmayacaktır. Bu vesileyle herkesi Balbay’ı da, tutuklu rektörleri de, Saylan’ı da yürekten kutluyorum.
İNŞALLAH 2011 DE TAYYİP ERDOĞAN BAŞBAKANLIKTAN DÜŞECEK. GÖNLÜMÜN BAŞKANI DENİZ BAYKAL SENİ SAYGIYLA SELAMLIYORUZ. HELAL OLSUN SANA BAŞBAKAN OLACAK İNSANSIN VALLA. GÖNLÜMÜZ SENİNLE CHP GENÇLİK KOLLARI SENİNLE GURUR DUYUYOR....