19
Mart
2026
Perşembe
SİYASET

Milli şeflerine baksınlar!

Baykal'a yanıt veren Başbakan, "Genel merkezlerindeki eski genel başkan fotoğraflarına baksınlar. Orada Führer'e özenip kendisine Milli Şef dedirtmiş genel başkanlarının Hitlervari bıyıklarının altından kendilerine gülümsediğini görecekler" dedi.

AK Parti'nin grup toplantısında konuşan Başbakan Tayyip Erdoğan'ın gündeminde Taksim'de 1 Mayıs, anayas değişikliği ve Danıştay saldırısı vardı.

Erdoğan, Taksim Meydanı'nın, 32 yıl aradan sonra dün yüz bini aşkın işçiyi, memuru ağırladığını söyledi. Taksim'de tarihi bir gün yaşandığını ifade eden Erdoğan, şöyle konuştu:

''Bugünün bir Emek ve Dayanışma Günü olarak ilan edilmesi, tatil olarak ilan edilmesi, AK Parti iktidarına nasip olmuştur. Taksim Meydanı ile ilgili verilen karar, AK Parti iktidarına nasip olmuştur. Oradan bazıları şu anda nemalanmak istiyor, 'kopara kopara aldık', 'şöyle yaptık, böyle yaptık...' Kimsenin kalkıp da bu iktidardan kopara kopara aldığı bir şey yok. Bunun böyle bilinmesini istiyorum. Kopara kopara bu kadar alma güçleri varsa, bunlar 1977'den, iktidarımız dönemine kadar neredeydiler? Niye böyle bir şey alamadılar? 'Bunu biz temin ettik, biz hallettik' diyenlerin de iktidarları oldu bu ülkede, niçin o zamanlar bunu çözmediler?
Bütün bu gerçekler ortada, bunu benim milletim çok iyi biliyor. Olaylara objektif, sükunet ve suhuletle yaklaşabilenler, AK Parti iktidarının, nasıl bu ülkede tereyağından kıl çeker gibi, bir takvim içerisinde sorunları çözmenin gayreti içerisinde olduğunu görür. Her şeyin zamanı var, zamanı geldikçe de birçok sorunları çözdük, yoluna koyduk, bunlardan biri de özellikle 1 Mayıs ile ilgili atınlan bu adımlardır.''

Erdoğan, şöyle devam etti:

''Dün Taksim Meydanı'nda yaşanan o tarihi an, 2010 yılı 1 Mayıs'ı asla ve asla bir tesadüfün eseri değildir. 2010 yılı 1 Mayıs'ı mutlaka hafızalara kazınacaktır, tarihte kendisine unutulmaz bir yer bulacaktır. 1 Mayıs 2010, Türkiye'nin nasıl değiştiğinin, olgunlaştığının, tabularını nasıl yıktığının, statükoyu nasıl aştığının, tahrik ve provokasyon korkularından nasıl sıyrıldığının, somut bir abidesidir. Türkiye tam 32 yıl beklemek zorunda kaldı.

1 MAYIS 2010 TARİHE GEÇTİ
Taksim'deki dostluk, kardeşlik ve dayanışma tablosu, Türkiye'nin çetelerle mücadelesinin bir eseridir aslında. Hukuk dışı örgütlenmelerle mücadelesinin bir eseridir, demokratikleşme mücadelesinin bir eseridir. Aynı tarihi tabloyu yaklaşık 1,5 ay önce Nevruz kutlamalarında gördük. 2010 yılı Nevruz kutlamaları da tıpkı 1 Mayıs gibi umutlarımızı artıran, kardeşliğimizi pekiştiren, bazı olumsuz hadiselerin dışında, dayanışmamızı yücelten bir olgunlukta cereyan etti. Türkiye, bugün artık sadece üzerindeki yüklerini, korkularını atmakla kalmıyor, bugün artık cesur bir şekilde Çorum, Kahramanmaraş, Sivas, Gazi Mahallesi olaylarını, 1 Mayıs 1977'yi, faili meçhul olayları konuşur, tartışır ve sorgular bir hale geldi.

Bu noktada şunu tüm samimiyetimle ifade etmek durumundayım; önceki gece Tunceli'nin Nazimiye ilçesinde, dün Lice'de Mehmetçiğe tetik çeken zihniyet ile 1977'de Taksim'de işçinin üzerine kurşun yağdıran zihniyet arasında hiçbir fark yoktur. Çorum'u, Kahramanmaraş'ı, Gazi Mahallesi'ni, Sivas'ı kana bulayan zihniyet ile Danıştayda kan döken zihniyet arasında hiçbir fark yoktur. İsimler, etiketler, sıfatlar, tetikçiler farklı olabilir ama her birinin nihai, ortak amacı Türkiye'nin kardeşliğine, birlik ve bütünlüğüne, huzur ve istikrarına kast etmektir. Türkiye'nin büyümesinden, kalkınmasından, ilerlemesinden, demokratikleşmesinden rahatsızlık duyanlar, farklı kisveler altında topluma korku salmak için çirkin oyunların içine girmişlerdir.

Burada kirli senaryoların sahiplerine ve tetikçilerine bir kez daha sesleniyorum: Başaramayacaksınız, hiçbir şey elde edemeyeceksiniz...''

KENDİ MİLLETVEKİLLERİNE GÜVENMİYORLAR
Başbakan Erdoğan, anayasa değişikliğini Anayasa Mahkemesi'ne götürmeye hazırlanan CHP'ye de yüklendi:

"Şimdi soruyorum: Madem gerekçelerinizde haklısınız, neden milletvekillerinin hür iradelerine ipotek koyuyorsunuz? Madem bu taslağa ' AK Parti Anayasası'', 'Recep Tayyip Erdoğan Anayasası' dediniz, neden vekillerin oy kulübesine gidip 'hayır' oyu kullanmalarını engelliyorsunuz? Neden korkuyorsunuz, neden çekiniyorsunuz? Kendi milletvekillerinize, kendi arkadaşlarınıza dahi neden güvenmiyor, neden güvenemiyorsunuz? İnanıyorum ki Türkiye Cumhuriyetinin demokrasi tarihinde kendi milletvekillerine, kendi arkadaşlarına inanmayan herhalde böyle bir süreç yaşanmadı. Bırak gitsin, 'Hayır' oyu versin. Buna dahi güvenemiyorlar. Bir diğeri de bakıyorsunuz hangi oyu verip vermediğini anlamak için 'Iskartaları getir' diyorlar. Onlar da diğer oyları istiyor. Niye? O da inanmıyor? İşi sağlama alacaklar. Anlayış, mantık bu...

Şimdi bu turda, olayı çok daha farklı ele alacaksınız arkadaşlar. Daha hassas... Zarflarınızın içine iyi bakacaksınız, kulübenin içine gireceksiniz, oyunuzu kullanacaksınız ve hiç göstermeye gerek yok arkadaşlar. Girin, hemen orada oy kutusunun içine oyunuzu hayırlısıyla atın. Devamlı arayış içindeler. Bakıyorsunuz, 'bunlar birbirlerinin arkasına takipçi koydular' diyor. Ayıptır ya, ayıptır... Her şey kameraların önünde oluyor. Siz kameralardan çok hoşlanırsınız ya onlar için söylüyorum. Kameraların önünde oluyor işte. Gizli olan bir şey yok. Kim, nasıl hareket ediyor, nasıl kulübeye gidiyor, hepsi ortada. Hele hele kendi adamları zaten ortada. Oy kullanmak için kulübeye kadar giremiyorlar ama kontrol için ta kulübenin yanı başına sokuluyorlar. Bu özellikleri de var. Konuşmaya gelince rahat rahat konuşuyorlar ama oy kullanmaya gelince 'hayır kullanamazsınız', kullanamıyorlar. Konuşanlara sesleniyorum; sadece konuşmayın, gelin oyunuzu da kullanın. 'Hayır' diyecekseniz, 'Hayır' deyin ama gelin kulübeye girin. Çünkü demokrasinin netice hareketi o kulübedir. Sadece kürsü değil. Kürsüyle başla, kulübede bitir. Bunu da göster.''

Muhalefetin 10 günden beri sürekli yoklama istediğini, önerge verdiğini, engellemeye dönük konuşmalar yaptığını ifade eden Erdoğan, şöyle konuştu:

''Peki bu konuşmalarda derde deva bir görüş ortaya koydunuz mu? Somut bir öneri getirdiniz mi? Muhtevaya yönelik ne söylediniz? Millete aydınlatan, bilinmeyenlere ışık tutan, yön veren, ufuk çizen ne söylediniz? Muhalefet matbu, bilgisayardan çıkmış aynı metni önerge olarak sürekli veriyor. Bir değil, iki değil, üç değil, dört değil aynı önerge, aynı... Ayıptır ayıp. Demokrasiyle, bu çatının ahlakıyla bunlar uyuşmaz. Biraz kendinizi yorun da maddelerle ilgili önerge verin ama dikkat edin bunların verdiği önergenin maddelerle alakası yok. Farklı şeyler. Ülkenin sorunlarıyla da alakası yok. Uydurdukları hayali şeyler var.

Abdestinden şüphesi olmayan namazından şüphe etmez. Bunlar kendi gerekçelerine kendileri inanmadıkları için arkadaşlarına da haliyle güvenemiyorlar. O kadar ki kendi ülkelerinin hukukçularına, akademisyenlerine, bilim adamlarına, Anayasa profesörlerine kıymet vermiyor. Okyanus ötesinden yani hariçten gazel okuyanların ipine sımsıkı sarılıyorlar. Bunlar milletle, milletin iradesiyle bir irtibat kuramadıkları için o irtibatı başka yerlerde, mahkeme kapılarında arıyorlar. Meclis iradesini sürekli mahkemelik hale getirmek millet iradesine tahammül edememektir. Meclisin iradesini örselemeye çalışmak, yasama yetkisini zafiyete düşürmek, demokratik bir siyasete, demokratik parlamenter sistemin en önemli unsuru olan partilere yakışır mı?''

İNÖNÜ FÜHRER BIYIKLARIYLA GÜLÜMSÜYOR
Başbakan, CHP lideri Deniz Baykal'ın II. Dünya Savaşı sırasında Churcill'in Hitler'e söylediği sözden esinlenerek anayasa değişikliğine karşı "Her yerde sonuna kadar mücadele edeceğiz" şeklindeki sözlerine de sert çıktı:

"Son derece çirkin münasabetsiz sözler, kendini Churcill'e hükümeti Hitler'e benzetti. Hitlere benzetecek bir siyasi figür arıyorsan genel merkezindeki eski genel başkanların, kendine 'Milli Şef' dedirten genel başkanların Führer bıyığı altından kendilerine gülümsediğini görecektir."

ÇAKMA GENSORU
Erdoğan, şöyle devam etti:

''Açık söylüyorum, muhalefet partilerinin liderleri ortaya koydukları çelişkilerle, tutarsızlıklarla tüm inandırıcılıklarını kaybetmişlerdir. Süreci yavaşlatmak için, şahsımla ilgili gensoru önergesi verdiler. Cumhuriyet tarihi boyunca verilmiş en boş, en ciddiyetsiz, en hazırlıksız gensoru önergesiydi. Grup başkanvekilimizin de ifade ettiği gibi 'çakma gensoru önergesi' verdiler."
 

...
Yayın Tarihi : 2 Mayıs 2010 Pazar 14:23:13


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?
Yorumlarınız
ahmet IP: 88.236.158.xxx Tarih : 2.05.2010 20:31:38

ayıp ya milli şef dediği kurtuluş savaşında türkiyeyi kurtarmak için yola çıkan ikinci kişi türkiyedeki paşaların çoğu birinci dünya savaşın da yurd dışına kaçarken o savaşın direnişin göbeğine giren biri  serv gibi bir anlaşmayı çiğneyip lozanı batıya imzalatan kişi sayın başbakanımız artık ne dediğini bilmiyor sürekli öfke nöbetleri içinde aklına kim gelirse hakaretvari konuşuyor bence tarih öğrenmeli yada tarihi bilen danışmanlar edinmeli birinci dünya savaşı  ve ikinci dünya savaşı arası yıllarda bize hınçlı olan batı hiç bir teknik ve mali yardım yapmamıştır bu yıllar arasında sadece almanlar ve ruslar yardım etmiştir özellikle almanlar ankaradaki ve istanbuldaki izmirde ki okulların kurucusudur ve ilk öğretim görevlileri almanlardır . 1939 a  kadar türkiyeye teknik ve mali destek sağlamışlardır bazıları türkiyeyi savaşa sokmak için yaptı desede ne olursa olsun destek vermiştir türkiyede arkeolojiden tutun mimarlığa kadar bütün projelerin kökünde alman teknolojisi ve bilgisi vardır  bu inlar edilemez   tabi savaşı kaybeden almanya türkiye ile tek bağını desteğini türk işçisini yurduna alarak verebildi avrupaya hakim olan amerika türkiyeye almanya gibi hasmı olan ruslar destek vermesin ve  ruslar  türkiyeyi ele almasın diye  45 sonraları    destek vermek zorunda kaldı o gün yani almanlar türkiyeye destek verirken sayın başbakanımız başta ve milli şef olsaydı yahudiyi öldüremeye and içmiş hitlerin  yanında olmak için can atardı yani one munitle yetinmezdi . 


ahmet IP: 88.236.158.xxx Tarih : 3.05.2010 02:24:07

İstikbalini kendi milletinin damarlarında değilde arabın maneviyatında arayanlar elbet arabın gözüyle türk için mukaddes olan ve değer verdiğine sövecektir çünkü bunu kendine vazife edinmiş ve her sövdüğünde rabbinin ona savap olarak yazdığını sanacaktır  fakat bilmediği bir şey var bu gün iranda filistinde afganistanda mısırda bir müslüman diğer müslümanın camisine gidemiyorken (hamas el fetih hizbulllah şii sunni.... ) bölünmüşken ülke topraklarını düşman çiğneyip namazda müslümanı katledip camiye botlarınla girebiliyorsa tek sebebi inönü gibi bir bir askere savaşçıya sahip olmamalarında yatar türkiyede her camiye herkez gidebilir  her müslüman diğeri için dua eder açılım bitti şimdi anayasa kavgası veriyorlar bu anayasa geçerse yarın vatandaşla kavgaya başlayacaklar çünkü bunların gıdası kavga ve kıriz ne kadar kıriz o kadar mali dalgalanma ve bir o kadar rant ve kar