Bir ateşkes daha ilân eden PKK’nın örgüt profili ilginç verilerle dolu. 7 bin militanı olduğu tahmin edilen terör örgütünün üçte biri yabancılardan oluşuyor.
Terör örgütü PKK’nın 1989-90 yıllarında girdiği çatışmalarda öldürülen militanların bazılarının sünnetsiz olduğu yönündeki haberler, örgüt sempatizanlarını hayal kırıklığına uğratmıştı o dönemde. Sünnetsiz militanların cesetleri çoğu zaman sahipsiz bırakılıyor, PKK’yı ‘milli gelecekleri’ olarak gören Kürtler için ‘sünnetsiz militanlar’ tam bir şok etkisi yapıyordu. “PKK’da yabancılar, hatta Hıristiyanlar var” söylemi, o tarihlerde önemli bir kopmayı da beraberinde getirdi. Örgüt profili incelendiğinde Hıristiyan Ermeniler, Ruslar, Avrupa ülkelerinden gelenler, İranlı Zerdüştler, Iraklı Yezidiler, Süryaniler, Suriyeli Kürtler olmak üzere farklı millet ve dinlere mensup militanlara rastlamak mümkündü.
Uzun yıllar geçmesine rağmen PKK bu yapısını hâlâ koruyor. Bugün militanların yaklaşık yüzde 30’unun yabancı uyruklu olduğu belirtiliyor. Son iki yılda pişmanlık yasasından faydalanmak için güvenlik güçlerine teslim olan yabancı uyruklu 250 terörist, suçsuz bulunarak ülkelerine gönderildi. Çatışmalarda ölen yabancıların sayısı tam olarak bilinmiyor; ama bunun yabana atılacak bir sayı olmadığı da bir gerçek. Sadece Mart ayında Bingöl’de öldürülen 14 teröristten 6’sının yabancı uyruklu olması olayın ciddiyetini gözler önüne seriyor. Aynı şekilde 20 Haziran’da eylem yapmak üzereyken Gümüşhane’de yakalanan 7 teröristin 4’ü de Türk vatandaşı değildi.
EN ÇOK SURİYELİ VAR
PKK’daki yabancıların başını Suriyeliler çekiyor. Sıralamayı Irak (Kuzey Irak), İran, Ermenistan ve Rusya’dan ‘devşirilenler’ takip ediyor. Onların arkasından da Avrupa ‘devşirmeleri’ geliyor. Örgütteki Suriyelilerin oranı, Öcalan’ın yakalanmasından sonra giderek azaldı. Ancak kopmalar yaşansa da her zaman PKK için Suriye’den militan toplamak önemli oldu ve devamı geldi. Bu ülkede yaşayan ve zor şartlarda hayatlarını sürdüren ‘kimliksiz’ olarak tabir edilen Kürtler, terör örgütü için önemli bir kaynak konumunda. Örgütün stratejik mevkileri halen Suriyeli militanların elinde. Terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan’ın koruması dahi Suriye uyruklu ‘Cekdar’ kod adlı Hamdo Mahmutoğlu idi. Mahmutoğlu daha sonra kardeşiyle birlikte bir çatışmada öldürüldü. Türkiye’de şehir eylemleri yapan ve kendilerine Kürdistan Özgürlük Şahinleri (TAK) adını veren grubun elebaşı da Suriye uyruklu Bahoz Erdal. Erdal’ın arkadaşları, grubun üst kademelerinde yer alıyor. Erdal aynı zamanda PKK’nın askerî kanadı olarak bilinen Halk Savunma Güçleri’nin (HPG) komutanlığını yapıyor.
Suriye uyrukluların terör örgütüyle çok fazla içli dışlı olmaları Türkiye’de yaşanan sorunların Suriye’ye taşınmasına da yol açıyor. Örgütten ayrılıp Suriye’de Kürt partilerinde yer alan veya değişik kulvarlara geçen muhaliflerini PKK affetmiyor. Hikmet Fidan benzeri cinayetler zaman zaman işleniyor. Aynı şekilde PKK’nın tetikçileri Suriye’de Kürtlerin yaşadığı bölgelerde aktif görevler alıyor. Edinilen bilgilere göre, PKK son bir yılda örgütten ayrılan 15 Suriyeliyi öldürtmüş.
Terör örgütüne en çok katılımın Suriye uyruklulardan olması aslında pek yadırganacak bir durum değil. Suriye her zaman politik Kürtler için bir sığınma ve güç toplama merkezi oldu. Şeyh Sait, Sason, Ağrı isyanlarının başarısızlığından sonra isyanlarda bulunan Kürtler çareyi Suriye’ye kaçmakta bulmuşlardı. Bu isyanlara katılmış olan Hişyar Serdi ‘Anılarım’ isimli kitabında Kürtlerin Suriye’ye nasıl sığındıklarını uzun uzadıya anlatır. Başı sıkışan, kız kaçıran Kürtler için de önemli bir sığınaktı Suriye. 12 Eylül döneminde de Türkiye’de yasadışı faaliyetlerde bulundukları gerekçesiyle haklarında arama emri çıkartılan, PKK Rızgari, Alarızgari, Kawa, Denge Kawa, PSK (Özgürlük Yolu) gibi örgütlerin mensupları Suriye’yi atlama taşı olarak kullanarak Avrupa ülkelerine geçtiler. 1960’larda Türkiye’de kurulan Türkiye KDP’sinin kuruluşu da yine Irak’tan değil Suriye’deki KDP üzerinden gerçekleşmişti.
Bugün hâlâ Suriye’de bulunan ‘kimliksiz Kürtler’ PKK için münbit bir taban oluşturuyor. Suriye’de ‘kimliksiz’ olarak isimlendirilen, kırmızı (ecnebi) kartı kullanan Kürtlerin sayısı Alman Parlamentosu tarafından 2003’te Suriye Kürtleri ile ilgili hazırlanan durum raporunda 225 bin olarak belirlenmişti. Bu kartlar aslında kimlik yerine geçiyor ancak hamillerinin mülkiyet ve meslek gibi birtakım haklardan faydalanmalarını engelliyor. Bu sebeple tam mânâsıyla bir işsizler ordusunu andıran Suriyeli Kürtleri Suriye hükümeti ‘Türkiye’nin Kürtleri’ olarak değerlendirdiğinden gerçek kimlik kartları vermiyor.
PKK kadrolarındaki Suriye uyruklu teröristleri Irak vatandaşı olan Kuzey Iraklı Kürtler izliyor. Bunların tamamı kendi bölgesinde Barzani ailesinden canı yanmış ve Kürtlerin geleceğini PKK’da gören kişilerden oluşuyor. Bunların büyük çoğunluğu Türkiye’deki sınır köyleri ile akraba aynı zamanda. Dolaysıyla aşiret bağı bu insanların Türkiye’den çıkmış olan PKK’ya destek vermesini sağlıyor. Kuzey Irak’ta bulunan Mahmur kampındaki Kürtler PKK’nın önemli kaynaklarından biri. Değişik yerlerden gelip kampta yaşayan Kürt gençleri gerektiğinde PKK’ya katılıp destek veriyorlar. Kamp, BM denetiminde olmasına rağmen burası için atanan sorumlu, PKK’nın onayladığı bir isim olmak zorunda. Buradakiler için PKK’ya katılmak bir nevi ‘askerlik görevi’ şeklinde değerlendiriliyor. Çünkü terör örgütü, militan sayısını belirli bir dengede tutmak için sürekli buradan ‘devşirme’ yapıyor. Örgütten ayrılıp Barzani’nin kamplarına katılan veya Barzani güçlerine bağılılığı seçen yaklaşık 2 bin PKK’lının bıraktığı boşluğun da, Mahmur’dan devşirilen 1.500 militanla doldurulduğu belirtiliyor. Kampta yaşayanların çoğunluğu Botan’nın Goyi aşiretine bağlı. Birleşmiş Milletler Mülteci Yüksek Komiserliği’nin (UNHCR) son kayıtlarına göre bu kampta toplam 9 bin kişi yaşıyor.
PKK için İran Kürtleri de önemli bir kaynak. Yıllarca Kürt şehirlerinden militan toplayan terör örgütü, burada kurdurduğu ve yaklaşık 2 bin militanı olan Kürdistan Özgür Yaşam Partisi’nden (PEJAK) sonra eleman sayısında bir düşüş yaşadı. İranlı Kürtler daha çok PEJAK bünyesinde faaliyet yürütmeye başladılar. Ancak PEJAK’tan ayrı olarak PKK’nın bünyesinde olan İranlıların sayısı da az değil. Şu anda PKK bünyesinde İran uyruklu 600 militanın bulunduğu aktarılıyor. Hissi olarak PKK’ya bağlı; fakat PKK’dan bağımsız hareket eden PEJAK, Hakkâri Yüksekova ile Van’ın Başkale ilçesi karşısına düşen İran topraklarındaki Kelareş, Ağrı’nın Doğubayazıt ilçesi yakınlarındaki Mako kentinin dağlık Zambat bölgesi, Yüksekova ile Şemdinli ilçelerinin karşı kıyısındaki Şehidan bölgesi, Kuzey Irak’ın Zeli bölgesi karşısında yer alan Mahabat’ın Serdeş bölgesinde konuşlanmış durumda. Buradaki Kürtlerin Türkiye Kürtleri ile akraba olması da PKK adına önemli bir avantaj. Türkiye’den akrabalar örgüte katılınca doğal olarak İran’daki Kürt hısımları da PKK’ya destek veriyor. Ama buradaki Kürtler PKK’ya farklı bir misyon yüklüyor: 22 Ocak 1946’da kurulan ve ilk Kürt devlet unvanını alan Mahabad Cumhuriyeti’ni tekrar canlandırmak.
ASALA-PKK İŞBİRLİĞİ
Terör örgütüne mensup Ermenistan ve Rusya uyrukluların sayısı son dönemlerde oldukça azalmış. Geçmişte yüzlerle ifade edilen bu militanların sayısı artık ikili rakamlarda. Rus uyrukluların sayısı bir elin parmaklarını geçmezken Ermenistan vatandaşı olanların sayısı yaklaşık 30 olarak tahmin ediliyor. Terör örgütüne katılan Rus uyruklular daha çok o ülkenin vatandaşı Kürtlerden oluşuyor. PKK’nın ilk dönemlerde katılım oranı yüzde 10 olarak tahmin edilirken bu rakam şimdilerde yüzde 0,2’ye düşmüş durumda. Uzmanlara göre bu düşüşün sebebi, PKK’dan kopmaların yaşanması, çatışmalarda ölümlerin artması ve uzun yıllardan beri Rusya’dan militan devşirilememesi.
Aslında aynı durum Ermeniler için de geçerli. Ancak Ermeni asıllıların PKK’ya katılma sebebi Rus vatandaşı olanlarınkine benzemiyor. Yöntem olarak silahlı eylemleri seçen Kürtler ile silahlı Ermeni örgütlerin diyalogu çok eskilere dayanıyor. 1896’da Erzincanlı Keri adlı çete reisi Taşnak Partisi’nin çalışmalarını yürütmek üzere Dersim’e gönderiliyor. Buradaki Alevi Kürtlerden destek isteyen Keri’den sonra Ermeni asıllı Rus general ve Taşnak Komitacısı Antranik de Dersim’de görüşmeler yapıyor ve 1900 yılında Tiflis’te Ermenice ‘Dersim’ adıyla bir kitap yayımlanıyor. Daha sonra 1921’deki Koçgiri ve 1927’deki Ağrı isyanlarında rol alan Ermeniler bazı Kürtleri de yanlarına alarak Anadolu’da Ermenistan ve Kürdistan vaatlerinde bulunmaya başlıyorlar. Ağrı İsyanı’na sebep gösterilen Kürt-Ermeni Hoybun örgütü bu bölücü birlikteliğe katkı sağlar. Aynı şekilde 1937’deki Dersim İsyanının fitilini de Kahmut Köprüsü’nü yakan Ermeni asıllı Demirci Mustafa ateşler. İsyanın lideri Seyit Rıza’nın çadırında yapılan aramada da Ermenice kitaplar ve üzerinde Ermenice yazılı bir taç bulunur. Tabii tarihten beri gelen bu kirli birliktelik PKK’nın kurulmasında da önemli bir etken oluşturur. PKK-ASALA arasında yapılan anlaşmalarda birlikte hareket edileceği, ortak amaçlarının Türkiye Cumhuriyeti’ne zarar vermek olduğu görüşü kaydediliyor.
ASALA’nın finansörü Gulbenkyan Vakfı’nda 1980’de yapılan bir toplantıda PKK’ya destek çıkılması kararı alındığı belirtiliyor. Aslında bu destek söz konusu karardan önce fiiliyata konmuştu bile. Ermeniler PKK’nın kuruluş aşamasında olmasa da daha sonra bulunmaya başladılar. Nitekim teröristbaşı Abdullah Öcalan 10 Nisan 1998’de ikinci kez Ermenistan Devlet Başkanı seçilen Robert Koçaryan’a gönderdiği mektupta bir ‘Ermeni soykırımının’ yaşandığını yazıyordu. Öcalan daha da ileri giderek, Ermeni soykırımının daha sonra Hitler’in Yahudi soykırımı için ön ayak olduğuna yer vermişti mektubunda. İmralı Duruşmalarının ikinci gününde Mahkeme Başkanı Turgut Okyay, Öcalan’a ASALA-PKK ilişkisini sorduğunda, teröristbaşı bu ilişkiyi doğrulamıştı.
Ermeniler örgütte sadece sıradan militanlar olarak yer almadılar. Tarihten beri gelen bu birliktelik onların PKK içinde yüksek makamlara kadar ulaşmalarını sağladı. Nuriye Kespir PKK’nın Başkanlık Konseyi üyesi olurken, Merkez Komite üyeliğine Musa Haciyev ve Bekir Bakırcıoğlu isimli Ermeniler getirildiler. 1998’de ASALA lideri Agop Agopyan’ın Atina’da öldürülmesi PKK-ASALA ilişkisini sekteye uğrattı. Ancak 8 Mayıs 1993’te Ermeni örgütü Hınçak Partisi Beyrut’ta PKK liderleri ile görüşerek yeniden ortak hareket kararı alınmasını sağladı. Abdullah Öcalan’ın Ermeni asıllı olduğu söylentilerinin bu sıcak ilişkinin devamında etkili olduğunu söylemek de yanlış olmaz.
‘AVRUPALI, GERİLLA ROMANTİZMİ PEŞİNDE’
Avrupa ülkelerinden PKK’ya katılanların sayısı tek-tük diye ifade ediliyor. Ancak PKK’ya katılan bu şahıslar örgütün yayın organları tarafından sürekli propaganda malzemesi olarak kullanılıyor. Bunlar üzerine destanlar yazılıyor, kendi ağızlarından terör örgütüne mensup olmanın ‘faziletleri’ anlatılıyor. İsviçreli David Rouiller de bu ‘şişirme’ kahramanlardan biri. Terör örgütüne katıldıktan sonra Tolhildan Karker adını alan bu şahıs için yazılan ‘Kürdistan dağlarında İsviçreli bir gerilla’ öyküleri elden ele dolaşıyor. Sadece bu değil, David için hazırlanan bir belgeselde geçtiğimiz hafta başından beri Bern’deki sinema salonlarında gösterilmeye başlandı. ‘David Tolhildan’ isimli belgeselde PKK militanı olmuş İsviçrelinin dağlardaki 5 yılı anlatılıyor. Belgesel ile ilgili en çarpıcı nokta ise, İsviçre Eğitim Bakanlığı ve İsviçre’nin ulusal televizyonun da aralarında bulunduğu üç televizyonun katkısıyla hazırlanmış olması.
Geçmişte gerçekleşen katımların haricinde son dönemlerde terör örgütüne Avrupa ülkelerinden katılım gerçekleşmiyor. Viyan dağlarında PKK’nın kurucularından Salih kod adlı Hasan Özen’in cesedinin bulunması Avrupa’da yankı yaptı. Ancak Nevruz etkinliklerinden oldukça etkilenen bazı Avrupalıların mağduriyetlerine inandıkları silahlı Kürtleri görmek için zaman zaman Kandil Dağı’nı ziyaret ettikleri biliniyor. Kandil’i bir turist kampı olarak gören bu maceracı ‘militanların’ bazen aylarca hatta bir yıla aşkın süre boyunca teröristlerle birlikte dağlarda yaşadığı biliniyor. Kimi yabancılar bu hayatı seçip örgütle birlikte operasyonlara bile katılıyor. Özellikle kadın militanlar feminist ayrılıkçı görüşteki Avrupalıların ilgisini çekiyor.
Terör uzmanı Dr. Nihat Ali Özcan, Avrupa ülkelerinden PKK’ya katılanların ‘gerilla romantizmi’ peşinde olduklarını söylüyor. Özcan’a göre şu anda PKK’nın içinde bulunan yabancı uyrukluların oranı yüzde 25 civarında: “Geçmişte önemli katılımlar vardı ve bunlar örgütte üst düzey görevlere kadar gelebilmişlerdi. Ancak şu anda elimizde resmî sayılabilecek bir veri yok. 1999’dan sonra Suriyelilerden önemli bir kopma yaşanmıştı.”
KANDIRILMIŞ AİLELER, ÇOCUKLARINI İSTİYOR
Son dokuz ayda terör örgütü PKK’dan ayrılan yaklaşık 45 kişi güvenlik güçlerine teslim oldu. Aslında bu rakam, örgüt için çok fazla bir anlam ifade etmiyor. Buna karşın Şemdinli olaylarından sonra ‘Kürtlere komplo kuruluyor’ diyerek yaklaşık 100 gencin PKK’ya katıldığı söyleniyor. Son iki yılda İran ve Türkiye’den 2 bin örgüt sempatizanı sınırı geçerek Kuzey Irak’taki PKK kamplarına katıldı. Terör örgütü buna rağmen sıkıntılı günler geçiriyor. Bölünmelerle birlikte militan sayısını belirli bir seviyede tutan örgüt, yeni militanların çocuk denilecek yaşta olması dolayısıyla sıkıntı yaşıyor. Örgütün sadece kamplarda politik dersler vermekle yetindiği gençler arasında 9 yaşında çocuklar bile var. Mayıs ayında PKK’nın Kuzey Irak’taki kamplarına giren Times Gazetesi muhabirleri kamplarda 15 yaşında genç kızların eğitildiğini okuyucularına duyurmuştu.
Şu anda PKK’nın barındırdığı 7 bin militanın yüzde 22’sinin 9-18 yaş arasındaki çocuk ve gençlerden oluştuğu belirtiliyor. 30 yaş üstü teröristlerin oranı ise yüzde 38. Emniyet Terörle Mücadele Daire Başkanlığı verilerine göre örgüte yeni katılanların yüzde 50’sinin yaşam süresi 2 yıl, grup komutanları ve üst düzey yöneticilerin yaşam süresi ise 8 yıl. Yani çatışmalarda öne sürülen gençlerin ortalama ömrü 2 yılla sınırlı.
PKK sözde yeni bir ateşkes daha ilan etti. Ancak Türkiye’nin yetkili ağızları “Ateşkes değil, silah bırakma” konusunda kararlı görünüyor. Samimi görülmeyen PKK’nın ateşkesi tartışılırken, çözüm için de birtakım öneriler ortaya atılıyor. Örgüt bünyesinde suça karışmamış militanların affı, çatışmaya girenlerin yargılanıp cezalandırılması, yaşlı elebaşların yurtdışına gönderilmesi gibi. Çözüm nasıl olur bilinmez ama, kandırılmış çocukların aileleri çocuklarının geri gelmesini istiyor. Bu konuda örgütteki yabancıların durumu da farklı değil. Bu militanların kendi ülkelerine gönderilmeleri de bir çözüm olarak değerlendirilebilir. Terör uzmanı Dr. Ercan Çitlioğlu, yabancı uyrukluların silah bırakıp kendi ülkelerine dönmesiyle Türkiye’nin çözüm adına yükünün hafifleyeceğini söylüyor: “Bunların Türkiye ile bir problemi olmaz. Silah bırakıp ülkesine döner. Orda kendisi için nasıl bir işlem yapılacaksa ona göre hareket edilir.”
PKK’LI MİLİTANLARIN ÜLKELERE GÖRE DAĞILIMI
ADET YÜZDE
Türkiye 4800 68,6
Suriye 850 12,1
Irak (Kuzey Irak) 700 10
İran 600 8,6
Ermenistan 30 0,4
Rusya 15 0,2
Avrupa ülkeleri 5 0,1
Genel toplam 7000
Yabancıların oranı 31,4
*Bu istatistik istihbarat birimleri ve örgütün yazışma kaynaklarından faydalanılarak Aksiyon dergisi tarafından hazırlanmıştır. Örgütten ayrılma, ölüm gibi sebeplere bağlı olarak veriler sürekli değiştiği için kesin ve net bir sonucu içermemektedir.
TERÖR ÖRGÜTÜ PKK’NIN YAŞ PROFİLİ
09-18 yaş % 22
18-30 yaş % 28
30 yaş ve üstü % 38
40 yaş ve üstü % 8
50 yaş ve üstü % 4
aksiyon
Yayın Tarihi :
13 Kasım 2006 Pazartesi 17:27:02
Yorumlarınız
ağabey demirci IP: 88.251.56.xxx Tarih : 22.10.2007 21:58:02
terörün ırkı, dini , milliyeti olmaz, olsaydı eğer terörist olmazdı. pkk ve diğer terör örgütleri türkiyede faliyet gösterirken herzaman dış mıhtraklardan beslen miştir. pkk bir maşa olarak kullanılıyor asıl amaç ermenilerin hedeflediği büyük ermenistan devletini kurmaktır. bunun için her miletten insanı kullanıyorlar.türkünü de kürdünüde çünkü kendilerinin şavaşlarda yapamadıklarını bize birbirimize yaptırıyorlar. bu kadar basitce
mücahit ocak IP: 88.226.147.xxx Tarih : 5.09.2007 22:34:46
merhaba burdan tüm insanlığa sesleniyorumbu mücadelelerin hepsi bir imtihandır allah hiç bir millete böyle zulüm yaşatmasın herkes istediği şekilde din-i muhammediye şemsiyesi altında yaşasın kimse kimsenin başını yakmasın allah bu toprakları korumak için yeterdir