Milli takım teknik direktörünün yerli olmasını savunanlar, gerek kulüp bazında gerekse milli takımlar bazında sistem ve zihniyet devrimini yabancıların başlattığını unutuyor.
2009'dan 2010'a, her alanda yanıtlanmayı bekleyen birçok soru kaldı. Sporda yanıt bekleyen en önemli sorulardan biri A Milli Futbol Takımı'nın yeni hocasının kim olacağı?
Fatih Terim'in görevi bırakmasından sonra başlayan tartışma Türkiye Futbol Federasyonu'nun (TFF) "Yeni hoca yabancı olacak" açıklamasıyla harlanarak kamuoyunu ikiye ayırdı: "Yerliciler" ve "yabancıcılar"...
"Yerli teknik direktörcüler"in yüzde 99'u "Milli Takım'ı yerli hoca çalıştırsın" şiarını dillendirirken Tolunay Kafkas gibi istisnai kişiler, "Hocanın yerlisi yabancısı olmaz. İyi hoca veya kötü hoca vardır" diyerek, "fark"ını bir kez daha ortaya koydu.
Buna karşın yıllardır "Köln Futbol Akademisi'nden diplomam var" diyerek üç büyüklerden görev isteyen Yılmaz Vural, bu yıl Kasımpaşa'da yakaladığı "güzel gidişat"ın da tesiriyle "milli koltuk"a talip oldu. Vural, "yerli-yabancı" tartışmasında öyle laflar etti ki "akademi"ye rahmet okuttu hani. Bir TV kanalında "Siz olaya hep iş tarafından bakıyorsunuz. Oysa yeri geldi mi futbolcuya Kuran'a ve bayrağa el bastıracaksın" diyerek "neden yerliden yana olduğunu" açıkladı! Brezilya asıllı Mehmet Aurelio da "Bu maçı alacağız" diye acaba Kuran'a el basar mı?
Lucescu ve Zico
"Yerli" savunucuları ağırlıkla "Kulüplerimiz ve milli takım bütün büyük başarılarını yerli hocalarla kazandı" argümanını kullanıyor. Evet, bu doğru. Peki kulüplerimiz ve milli takım yabancılarla ne büyük hezimetler yaşamış? Özellikle kulüpler için örnekler bulmak kolay zira memleket dışında bizi en çok temsil eden 4 büyükler, birçok yabancı ile çalıştı. Buna mukabil, Galatasaray'ın Lucescu ile Şampiyonlar Ligi'nde (ŞL) çeyrek final oynadığını ve Süper Kupa'yı aldığını, Zico'nun da Fenerbahçe'ye ŞL'de çeyrek final oynattığını akılda tutalım.
Milli takımı en son çalıştıran yabancı Sepp Piontek'tir. 1990-1993 arasında görev alan Alman hocadan sonra millileri hep yerliler çalıştırdı. "Hep" dememe bakmayın zira bu "hep"in büyük kısmını Mustafa Denizli ile Fatih Terim oluşturuyor. Şenol Güneş ve Ersun Yanal da diğer kalan kısmıdır; 17 yılın...
Piontek öncesindeki yabancı hoca ise Macar Kalman Mezsöly. 2 ay 28 günlük görev süresine bakıldığında bu "yabancı"nın lafını etmeye bile değer olmadığı görülür.
Mezsöly'den önceki yabancı ise 1971'de tek maç sahaya çıkan Rumen Nicolae Petrescu'dur.1923'ten bu yana A Milli Takım'ın hocaları 73 kez değişmiş ve bu koltuğa 22 kez yabancılar oturmuş. Yabancıların 87 yıllık süreçte aldığı süre ise yaklaşık 21 yıl 1 ay... Geriye kalan 65 yıl 11 ay ise yerlilerin... Milli hocamız ortalama 1.1 yılda bir değişmiş. Son 20 yıla bakınca başarının yerli-yabancı tercihinden ziyade sistem ve istikrarla geldiğini söylemek daha makul.
Millilerde yerli hâkimiyeti
Kabaca yabancı hocalar en çok 20'lerden 60'ların ikinci yarısına kadarki bölümde görev alıyor. 71'deki Petrescu'nun tek maçlık görevini bir kenara koyarsak
yaklaşık 40 yılda sadece 2 yabancı hoca "ay-yıldız"da görev almış.
1985'te yaklaşık 3 ay çalışan Kalman Mezsöly'i bile bir kenara bırakmalı esasen. Böylece 40 yılda kayda alınacak tek yabancı Piontek'tir. Peki bu noktada "Milli takım bütün büyük başarıları yerli hocalarla elde etmiştir" argümanı ne kadar geçerli? Bunu söylememiz için ortada bir kıyas şansının olması gerekmez mi? Son 40 yılda "korner kazandığı" için bizi mutlu eden milli takımları da yerliler çalıştırdı, Dünya Kupası ve Avrupa Şampiyonası'nda üçüncülük kazandıranları da... Ama İngilizlerden 8'er 8'er yediğimizde de yerliler vardı.
İngilizlere hiç gol atamadığımızı da not edeyim.
Piontek olmasaydı
Milli takım koltuğunu yabancılarda en çok Macarlara teslim etmişiz. Beşiktaş'ı da çalıştıran İtalyan Sandro Puppo ise 4 kez ile en çok getirdiğimiz yabancı. Puppo, memleketi 1954 Dünya Kupası finallerine taşıyan hocadır. Esasen 1950 Dünya Kupası'na gitme hakkını kazanmıştık ancak parasızlıktan ötürü Brezilya'daki şampiyonaya gidilemez.
20 Kasım 1949'da Suriye'yi 7-0 yenip Dünya Kupası vizesi alan millilerin teknik direktörü ise oyuncu-antrenör Cihat Arman'dır.
Yerli-yabancı kıyasında elle tutulur tek nokta Piontek dönemidir. Piontek döneminin özeti ise şudur: "Hatice iyi, netice kötü"! İyi neticeleri almak ise Piontek'in yetiştirdiği Fatih Terim'e nasip olmuştur. Milli takım tarihi Piontek öncesi ve sonrası diye ikiyi ayrılır. Piontek'in kurduğu sistem sayesinde memleket sathında topyekün bir kaynak yaratılmış ve oradan oluşturulan genç ve ümit milli takımların oyuncuları daha sonraki tarihi başarıları getirmiştir. Piontek, hiçbir şey yapmamışsa bile en azından Terim'i kazandırmıştır. İki kez bu koltuğa oturan Terim ise bir vâris bırakmadan gitmiştir. Eski yardımcısı Oğuz Çetin'in sitemlerini hatırlatayım.
Kulüp takımlarımızdaki devrimin lideri kimdir peki? Musafa Denizli mi, Fatih Terim mi? Hayır o da bir başka Alman: Jupp Derwal. Derwal de vâris olarak Denizli'yi göstermişti. Peki, Denizli kimi vâris bıraktı ya da bıracak?