Neyleyim Aslan’ı, neyleyim Saray’ı...
İçinde galip gelen yâr olmadıkça...
Aslansaray, Kadıköy’de Kupa çeyrek finalinin ilk ayağında Fenerbahçe’ye yenilirken de Avni Aker’den beraberlikle dönerken de medyada oy birliğiyle ‘daha iyi oynadı’ yorumuyla alkışlandı.
Ne var ki bu koçaklamalar zaferlere yetmedi...
Çocukluğumda dandik lastik topları yerde zıplatarak oynarken bir yandan da ‘Al kardeşim, ver kardeşim. Ben yoruldum sen oyna...’ tekerlemesini söyler dururduk.
Fenerbahçe – Galatasaray – Fenerbahçe ikilisi arasındaki liderlik yarışı da bu çocukça oyuna benzeyen tempoyla süregidiyor.
Bu al gülüm, ver gülüm tipi geçici koltuk kapmalar, 31. haftada Saracoğlu’nda oynanacak derbiden önce iniş çıkışlarını sürdüreceğe benzer.
Haftalık ‘devre mülk liderlik’ şimdilik ‘Yen Konya’yı, kap numarayı’ diyen Kanaryalar’da.
Geçen cumartesi Mecidiyeköy’de Samsun’u 3 – 2’yle geçtikten sonra Pazar akşamı gözünü Kayseri’ye diken Aslan, Gökhan’ın son dakika golüyle zirveyi kapan forma olmuştu.
Bu kez önce oynayıp kazandıktan sonra Trabzon semalarından beklediği müjdeye kavuşan Fenerbahçe’ydi.
Ortada bir nevi ‘erken kalkan yol olur’ hesabının ‘erken oynayan lider olur’ versiyonu var yani.
Yine de belirttiğimiz gibi bayrağın sahibi 31. haftada belirlenecek.
O gün Saracoğlu’da erken kalkan, geç kalan olmayacak.
Ezeli rakipler hakemin düdüğüyle aynı anda cenge başlayacak.
Pazar akşamı Trabzonspor, rakibinin liderliğini engellemesine engelledi ama avucundaki tek puan, UEFA yolunda üstündeki üç takımın da galip gelmesi sonucu, aradaki farkın iki puan daha açılmasıyla sonuçlandı.
Kısacası aksuatada, deplasmanda üstelik gerideyken gelip tek puana ulaşan Galatasaray rakibine oranla daha kârlı bir ticaret yapmış sayıldı.
Tabela açısından bakıldığında 1 – 1’lik sonuç, bir anlamda Sarı Kırmızılı savunmanın da giderek az gedik verdiğinin işaretiydi.
‘Daha üstün bir futbol sergiledi’ yaftasına rağmen Kupa’da ev sahibine boyun eğen Cimbom, daha önce, Ali Sami Yen’de peşpeşe Manisa ve Samsun’u devirirken de ikişer kez santra yapmıştı.
Sonuçta Trabzon’u yenememiş ama hiç değilse tek santra yapmıştı Aslanlar.
Gerets’in üç forvetli oyununda, Hakan’ı, milli takımın patronluğu döneminden kalma polemiklerle ilgili olarak, Ersun Yanal’ın Manisa’sı karşısında Necati ve Ümit’in yanına kattığı görüşlerine fazla kulak asmayın.
Zira Belçikalı hoca, Kuzey Kutbu dolaylarındaki Trömsö kazasının ardından İzmir’de oynadığı Manisa maçına da bu üçlü forvetle başlamıştı.
Erik hocanın 4 – 1 kazandığı o sınavdaysa Vestel’in başında Yanal değil, Levent Eriş görev yapıyordu.
Trabzon’u benzeri skorla Mecidiyeköy’den yolcu ettikleri ilk Trabzon kapışmasında da aynı üçlü forvetle başlamıştı Belçikalı.
Bunların çarçabuk unutulması, belleğimizin sürekli yer açma adına otomatik boşaltma buyruğunu yerine getirme vazifeşinaslığından kaynaklanıyor olsa gerek...
Devam ediyoruz;
Kayseri deplasmanında Erciyes’i deviren kadrosunda da Hakan – Ümit – Necati’yle başlamıştı Gerets.
Araya devre tatili ve ilk yarının dört haftası girince üç forvetli ilk 11 zihinlerden silinir gibi oldu.
Vestel Manisa’yla birlikte, Kupa çeyrek finali dahil, Avni Aker macerasına kadar Erik Gerts bu üç namlulu eski silahını kullandı.
Trabzon karşısında Gerets’i göz alışkanlığı doğuran triosuyla başlamadığı için eleştirenler var.
Ben, 1980’lerde kalan bu kalabalık ama o denli de köhne atak formasyonuna kendi açımdan karşıyım.
Üç forvetli atak oyununda kazanmak için orta alandakilere aşırı yük bindiği ve bu yüzden finansal karşılığını alamadan fazla mesai yaptıklarından –zaten normal mesaileri de düzenli ödenmiyor- değil.
Özellikle Galatasaray açısından üçünün de birbirine çok yakın futbol stilleri açısından kalabalık olmaktan öteye gidemeyen bu ofansif futbolun skora uzanmaktaki yolları daha da güçleştirdiği görüşünden dolayı karşıyım.
Hakan, Ümit ve Necati –genelde- bire birde rakip geçme becerileri çok kısıtlı olan forvetler.
Hakan zaten, yıllardır sırtı kaleye dönük, rakibin üçüncü stoperi konumunda, kafa toplarında arkadaşlarına pas tevziatı yapan rodajda bir distribütör.
Necati’yle Ümit nicedir birlikte oynamalarına karşın hâlâ ezberlerine ön direk – arka direk paylaşmasını alamamış durumdalar.
Ya birbirlerinin ayağına basıyor, ya da aralarında kırk metre mesafe bırakıyorlar.
İş adam geçmeye, top saklamaya gelince, nice eleştirilirse eleştirilsin bu konuda en fiyakalı topu Anelka oynuyor.
Kadıköy’de mutlaka Nobre’nin oynatılması, Appiah’ın mutlaka kanatta değil ortada başlaması yönündeki dayatmaları da mesnetsiz buluyorum.
Nobre, altı pas içinde tek vuruşlardan ziyade marifeti olmayan mahdut mesuliyetli bir forvet.
Nobre’nin yanına Anelka, Alex ve Tuncay’ı da koyduğunuzda, sahadan galip ayrılabilmek için sürekli yediğinizden fazla gol atma mecburiyetine düştüğünüz bir açmazın içinde bulursunuz kendinizi...
Yani orta alan zaafından hayli gol yersiniz demeye gelir bu.
Gerets’in özgüveni Daum’dan daha yüksek gibi görünüyor.
Ya da blöf yapıp öyle bir imaj yapıyor kendine.
Avni Aker’deki basın toplantısında “...Bir kez daha gördük ki takımımız çok homojen. Herkes iyi anlaşıyor ve herkes sahada birbiri için mücadele ediyor" derken hazirunun kafası karıştı
.
Zira bu çok iyi anlaştıkları söylenen homojenlerden Hasan Şaş’ın takım arkadaşı Necati’yi sürekli sert biçimde azarlaması tribünlerde bile tepki oluşturmuştu.
Gerets, belki de Hasan’ı oyundan alarak, Necati’yle birlikte onu da kaybetmeyi engelleme yoluna gitti.
Söylentilere göre Belçikalı’nın idarecilere “Bu iyi futbolla kazanmamız gerekiyordu, ancak şanssızdık. Ama böyle oynamaya devam edersek Fenerbahçe'nin işi zor. Liderliği kısa sürede geri alırız” demiş.
Normaldir.
Başka ne desin ki...
Öte yandan Erik hocanın ‘Sinirlerine daha çok hakim olan, futbolunu sahaya yansıtan taraf şampiyonluğu alır...’ yolundaki görüşü daha gerçekçi.
Ne demişler “Hişt hişt sakin ol... Sinirlerine hakim ol...”
Cengiz Alpman