Gizem Girişmen, 29 yaşında. Bilkent İşletme mezunu. Okçulukta olimpiyat ve dünya şampiyonluğu var.
11 yaşında geçirdiği trafik kazasında felç oldu ama hayata küsmedi. Kazadan sonra yüzmeye başladı. Beş yıl önce de okçulukla tanıştı. Bugün kategorisinde dünya birincisi.
11 yaşında trafik kazası geçirdi. Bir daha yürüyemeyeceğini Almanya'da tedavi gördüğü hastanede annesinden öğrendi. İlk tepkisi "Neden ben?" oldu. Balerin olmak en büyük hayaliydi ama artık tekerlekli sandalyede sürdürecekti yaşamını. Kaza sonrası isyan etmedi, hayata küsmedi. Çalıştı, okudu, azmetti... Bilkent İşletme'yi şeref derecesiyle bitirdi. 2004 yılında okçuluğa başladı. O şimdi Türkiye'nin gururu bir sporcu, Gizem Girişmen... Okçulukta hem dünya hem olimpiyat şampiyonluğu var. 29 yaşındaki milli sporcu geçtiğimiz günlerde Laureus Dünya Spor Akademisi tarafından 'Yılın Engelli Sporcusu' ödülüne aday gösterildi. Diğer dalların adayları arasında Roger Federer, Usain Bolt ve Serena Williams gibi dünya yıldızları da var. Girişmen "Benim ilk okum karavanaydı, yani hedef tahtasını bile tutturamadım. Ama disiplinli çalıştım ve başardım." sözleriyle başlıyor hikayesini anlatmaya.
Gizem Hanım, hem olimpiyat hem dünya şampiyonusunuz ama sizi yeterince tanımıyoruz. Sohbetimize 'Gizem Girişmen kimdir?' sorusuyla başlayalım..
1981 Ankara doğumluyum. İlkokulu bitirdiğim yaz ailece bir trafik kazası geçirdik. O kazadan sonra da T5 seviyesinde omurilik felçlisi oldum. Önce Hacettepe Üniversitesi'nde ameliyat oldum, ardından Almanya'da 3 ay süren rehabilitasyon sürecimi tamamladım. Ortaokul ve liseyi Ankara Özel Tevfik Fikret Lisesi'nde okudum. Bilkent Üniversitesi İşletme bölümünü kazandım. 2004 yılında da Bilkent Üniversitesi'nden şeref derecesiyle mezun oldum.
Şimdi ailenizle mi yaşıyorsunuz?
Evet, ailemle yaşıyorum.
Trafik kazası olduğunda kaç yaşındaydınız?
11 yaşımdaydım.
Kazadan sonra bir travma yaşadınız mı?
Aslında ben kazadan psikolojik anlamda çok olumsuz etkilenmedim. Rehabilitasyon sürecinde de psikolojik bir destek almadım. Annem bana ilk kez yürüyemeyeceğimi söylediğinde Almanya'daydık. İlk öğrendiğimde sadece "neden ben?" diyebilmiştim ama düşündüğümde aslında her gün, herkesin başına gelebilecek bir şeyin o gün benim başıma gelmiş olduğuydu. İnsan geniş düşündüğünde, aslında yaşamda herkesin bir şeylerle sınırlandığını görebiliyor. Ben böyle engellendim, başkaları çok farklı nedenlerle sınırlanıyor. Bu yüzden, kendi engelime odaklı bir dünyada, hayatı kendime ve sevdiklerime zehir ederek yaşamanın bir anlamı yoktu. Bu bakış açımda elbette güven ortamında yetişmem ve kişiliğim önemli rol oynadı.
Balerin olmak istiyordum!
Çocukluk hayaliniz neydi? Her çocuk ya doktor, mimar, avukat vs. olmak ister. Siz?
Küçükken balerin olmak istiyordum. Ankara Devlet Opera ve Balesi'nin sınavını kazanamadığım için bir istek olarak kaldı.
Çok başarılı bir öğrencilik hayatınız var. Bilkent İşletme'yi çok iyi bir dereceyle bitirdiniz. Yürüme engeliniz sizi motive mi etti?
Hayata hep olumlu bakmaya çalışan bir bireyim. Yaşam bize sunulmuş bir hediye ve bunu nasıl yaşayacağımızı yine biz belirliyoruz. O yüzden yapamadıklarımıza değil, yapabildiklerimizi en iyi şekilde yapmaya odaklanmalıyız diye düşünüyorum.
Çok mu çalıştınız?
Ben her bireyin çok özel olduğuna ve kendi yetenekleri ve disiplini çerçevesinde iyi işler yapabileceğine inanıyorum. Bu sebeple başarıda önemli olan kişinin kendini tanıması ve ne istediğini bilmesidir bence. Başarı kimseye altın bir tepside sunulmuyor, hatta en değer verdiğimiz başarılar en çok emek ve fedarkarlık göstererek elde ettiğimiz başarılardır... Önemli olan bir şeyi ne kadar istediğiniz ve bu doğrultuda gösterdiğiniz çalışmadır.
Okculuğun dışında ne işle meşgulsünüz?
Bayındırlık ve İskan Bakanlığı, Yapı İşleri Genel Müdürlüğü'nde çalışıyorum.
Biraz da spor konuşalım. Okçuluğa nasıl başladınız?
Ben kazadan önce ağırlıklı olarak kış sporları yapıyordum. Kazadan sonra ise rehabilitasyon sürecinde yüzmeye başladım. Yaklaşık iki yıl düzenli olarak yüzdüm ancak eğitim hayatımın yoğunluğu nedeniyle spora ara verdim. Bilkent Üniversitesi'nden mezun olunca yeniden yüzmeye başlamayı planladığım zamanlarda, yüzme antrenörümün arkadaşı olan ilk okçuluk antrenörümle tanıştım. Beni okçuluk antrenmanlarına davet etti. İzlemeye gittiğimde ok attım ve çok hoşuma gitti. Yani okçuluğa başlamam biraz tesadüf oldu. Tarihi ise 21 Eylül 2004.
Aslında benim ilk okum karavanaydı, yani hedef tahtasını bile tutturamadım ama okçuluğun çok keyifli bir spor olduğunu o an anlamıştım. Okçuluğa başladığım ilk iki sene haftada yaklaşık 6 gün antrenman yaptım. Çok disiplinli çalıştım.
Peki ne zaman milli takıma katıldınız?
2005 yılında İtalya'da düzenlenen IPC Dünya Okçuluk Şampiyonası'nda ilk kez milli oldum. 2006 yılında düzenlenen EPC Avrupa Okçuluk Şampiyonası'nda Avrupa üçüncüsü, 2007 IPC Dünya sıralamasında ise birinci oldum. Okçuluğa başladıktan sonra süreç içerisinde öncelikli hedefim 2008 Beijing Paralimpik Oyunları'na katılmak ve sonra altın madalya almaktı. Şampiyon olduktan sonra kürsüde İstiklal Marşı'mızı dinlemek ve bayrağımızın göndere çekildiğini görmek ise hayatımın en heyecanlı anıydı. Şimdi hem dünya (2009) hem de olimpiyat şampiyonuyum. Son üç yıldır IPC Dünya sıralamasında birinciyim ve 2009 Ağustos 'ayında Uluslararası Paralimpik Komite tarafından ayın sporcusu' seçildim. Son olarak Türk spor tarihinde bir ilki gerçekleştirerek Laureus Dünya Spor Ödülleri'nde "Yılın Engelli Sporcusu Adayı" oldum.
Engelli sporcular arasında yarışıyorsunuz. Normali farklı mı?
Okçulukta, çok küçük kural farklarıyla engelli sporcular engelli olmayan sporcularla beraber aynı atmosferi paylaşabiliyor ve aynı çizgide atış yaparak dayanışma ve rekabet içinde olabiliyor. Engellilerin topluma uyum sorununun çok ciddi boyutlarda yaşandığı ülkemizde, okçuluk sporunun hem bireysel hem de sosyal entegrasyonu sağlayan ve güçlendiren özelliği de benim için çok önemli.
Yarışmalara nasıl hazırlanıyorsunuz?
Olimpiyatlara hazırlanmak, diğer turnuvalara hazırlanmaktan biraz daha farklı. Yaklaşık iki yıl tamamen olimpiyatlara yoğunlaşarak çalıştım. Zaten 2007'de Güney Kore'de düzenlenen Dünya Okçuluk Şampiyonası bir bakıma Çin öncesi bir hazırlıktı ve aynı zamanda paralimpik oyunlarına kota veren bir yarışmaydı. Bu yüzden çok sayıda milli takım kamplarımız oldu ve çok disiplinli antrenmanlar gerçekleştirdik. Neredeyse her ay 10-15 günlük milli takım kamplarına katıldım. Ben, takım arkadaşlarım ve antrenörlerimiz büyük bir özveriyle çalıştık. Ortada bir başarı varsa bu başarı bir ekip işidir. Fizyoterapistimizden spor psikoloğumuza, antrenörlerimizden idarecilere kadar çok emek verdik takım olarak.
Antrenmanları nerde yapıyorsunuz?
Milli takım haricindeki antrenmanlarımı apartmanımızın garajında yapıyorum. 18 metre teknik çalışma mesafesinde atış çalışıyorum. Aslında medyada bu durum çok büyük imkânsızlıklar içinde çalışıyormuşum gibi yansıdı ama bir okçu için yakın bir çalışma alanı ve istediği her an ok atabilme olanağı çok büyük bir avantajdır. Yine de Ankara'da düzgün ve mesafe atışı yapabileceğimiz bir okçuluk sahası ihtiyacımız var ve yetkililerin bu ihtiyacımıza çözüm bulmasını diliyorum.
Şampiyonluklardan sonra hayatınızda neler değişti?
Pek bir şey değişmedi aslında. Medya tarafından daha çok tanınıyorum, değişen tek şey bu. Zaman problemim vardı, şimdi daha fazla var. Daha planlı ve programlı yaşamaya çalışıyorum. Başarı elde etmek güzel ama o başarıyı korumak ve başka sporculara örnek olabilmek en az başarı kazanmak kadar önemli... Olimpiyatlardan sonra bu bilinçle çalıştım ve 2009'da da dünya şampiyonu oldum.
Nasıl bir geri dönüşüm oldu?
Şampiyon olduktan sonra kürsüde İstiklal Marşı'mızı dinlemek ve bayrağımızın göndere çekildiğini görmek ise hayatımın en heyecanlı anıydı. Ayrıca sadece Türkiye'den değil, dünyanın birçok ülkesinden, beni tanımayan yüzlerce insandan tebrik ve sevgi mesajları, beni kendilerinden, ailelerinden biri olarak gördüklerini bildiren mesajlar aldım. Bütün bu mesajlar, mektuplar beni çok mutlu etti.
Türkiye'nin gururu olmak nasıl bir duygu?
Olimpiyat şampiyonluğu her sporcunun hayalini süsleyen bir başarıdır. Dünyanın en eski ve en prestijli spor organizasyonunun bir parçası olabilmek, o arenada ülkenizi temsil edebilmek bir sporcunun yaşayabileceği en büyük onurdur. 2006 yılından itibaren uluslararası alanda Dünya, Avrupa şampiyonalarında birçok madalya aldım. Ülkemi iyi temsil edebildiğim için çok mutluyum.
Gelecekle ilgili planlarınız neler?
Olimpiyat şampiyonluğu, bir sporcunun yaşayabileceği en önemli başarı. Aslında, bir sporcu için bunun ötesinde bir başarı yok. Ancak bunu korursa aynı hazzı duyar. Ama madalyadan, yarışmalardan daha büyük amaçlarım var; Türkiye'de okçuluğu yaygınlaştırmak, engelli ve engelli olmayan yeni sporcuların yetişmesine katkı sağlamak gibi. Ayrıca babam adına her yıl tekrarlanan uluslararası okçuluk yarışması düzenlemek de hayallerimden biri... Benim için başkalarına örnek olabilmek, insanın istedikten sonra her şeyi başarabileceğini göstermek en az altın madalya kadar değerli. Olimpiyat şampiyonu olduktan sonra bu başarımın yeni sporcuların yetişmesine, onlara örnek olmasına ve Türkiye'de spor kültürünün yaygınlaşmasına yol açmasını istiyorum. Çünkü bence başarı örnek olursa ve paylaşılırsa daha anlamlı.