Türkiye’de bireylerin kendileri ve ailelerinin ekonomik gelecekleri konusunda kaygıları gitgide artıyor.
Ipsos KMG’nin gerçekleştirdiği ve Doç. Dr. Halil Nalçaoğlu tarafından yönetilen, Türkiye’nin alanında en kapsamlı araştırması ‘Türkiye’de Yaşam Tarzları ve Trendler’ Araştırması’na göre, Türk insanının emeklilik ve ailesinin geleceğine dair endişesi yükseliyor. Türkiye’de yaşayan bireylerin yalnızca dörtte biri ekonominin ve kişisel ekonomik durumun iyiye gittiğini belirtirken, gençler çok daha olumsuz düşünüyor.
2003’ten bu yana her iki yılda bir düzenlenen ve 14 yaşüstü 16 bin denek üzerinde altı coğrafi bölgeyi kapsayan araştırmaya göre, güncel siyaset alanında her gün tanık olduğumuz kamplaşma ve çatışmalar Türkiye’nin gerçek dinamiklerini yansıtmıyor. Altı yıllık verilere bakıldığında, din ve geleneksel değerlerin Türk insanının hayatına yön verdiği görüşü geçen yıllara oranla altı puan düşse de, oran hâlâ yüzde 66 seviyesinde bulunuyor.
Ekonomik kaygı birleştiriyor
Araştırmayı yöneten Bilgi Üniversitesi Öğretim Görevlisi Doç. Dr. Halil Nalçaoğlu’na göre, Türk toplumu siyasi görüşler açısından ayrılsa da, ekonomik kaygılar ve tüketim beklentisi toplumu aynı noktada birleştiriyor. Türkiye’de son dönemde statükoların da değiştiğinin altını çizen Nalçaoğlu, araştırmadan çıkan ilginç sonuçları da başlıklar halinde şöyle anlattı:
“Bireylerin gelecek endişesi gitgide artıyor. Hem bireysel emeklilik hem de ailenin geleceğiyle ilgili olumsuz görüş güçleniyor. ‘Türkiye’de ekonomik durum iyiye gidiyor’ diyenlerin oranı sadece yüzde 25. İnsanlar iş ve aş istiyor söylemi güçleniyor ve Türkiye gitgide daha çok buraya doğru gidiyor. Türk insanının yüzde 56’lık kısmı tanınmış markaları tercih ediyor. Ama bu oran 2005’ten bu yana düşüş içinde. Ayrıca mağaza alışkanlığı da düşüyor. Yani alışveriş eğilimleri ekonomik gidişata göre değişiyor. Ekonomik krizin etkisiyle insanların marka ve belirli bir mağaza alışkanlığı iyice kırılırken, bu yeni trendin kriz sonrasında da devam etmesi bekleniyor. Tüketici artık bir ürünü markasına bakarak değil de fiyatına bakarak alıyor.”
Din yön veriyor
Araştırmaya göre ‘Dini inancım hayatıma yön veriyor’ diyenlerin oranı yüzde 66 iken Türk insanının yüzde 72’si orduya güveniyor. Türkiye’yi beğenmeyen gitsin yaklaşımı ise, 2005’ten bu yana hafif kırılma yönünde. Güncel siyaset alanında hergün tanık olduğumuz kamplaşma ve çatışmalar Türkiye’nin gerçek dinamiklerini yansıtmıyor. Altı yıllık verilere bakıldığında, toplumu kamplara bölen ideolojilerin merkez söylemlerini yansıtan cümlelere desteğin düşme eğilimi gösterdiğini anlıyoruz. Demokratik açılımı toplumun yüzde 30’luk bir kesimi destekliyor. Destek, eğitim seviyesi ve yaş yükseldikçe düşüyor.
İnternetten alışveriş hızlandı
Araştırmadan çıkan önemli sonuçlardan biri de Türkiye’de televizyon başına oturanlar en çok yerli dizileri izliyor. Bunu haberler ve haber programları takip ediyor. Daha sonra ise komedi şovlar ve yarışma programları geliyor. Türkiye’de yüzde 70’e yakın bir kesim ‘değerlerimize zararlı medya içeriğinin’ sansürlenmesine onay verirken, bu tür programların izlenme oranları da oldukça yüksek. Türkiye’de medya ile ilgili en çarpıcı eğilim yeni teknolojiler alanında. İnternetten alışveriş yaptığını söyleyenler altı yılda iki katına çıkmış durumda.
Araştırma göre Türk insanı reklamları izliyor ama marka ve ürün seçiminde ‘rasyonel’ davranıyor. Televizyon reklamlarına ilginin önemli ölçüde arttığı günümüzde Türkiye’de televizyon reklamlarının satın alma davranışına yansıması konusunda bir gerileme söz konusu. Bu oran 2005’ten bugüne yüzde 10’luk bir düşüş sergiledi. Satın alma davranışına etki bakımından en güçlü mecra da gazete ve dergiler olarak sıralanıyor.
Araştırmaya katılanların yüzde 72’sinin ‘Kadın aile ekonomisine katkıda bulunsun ama bunun için kocasından izin alsın’ görüşünü desteklediğini belirten Doç. Dr. Halil Nalçaoğlu şöyle devam etti:
İki kişiden biri gazete okumuyor
“Biz buna denetimli özgürlük dedik. Yani kadınların toplumsal özgürlüğü hâlâ sınırlı. Türkiye’de kadın erkek eşitliği, kadının kamusal (ekonomik) hayata katılımı, kariyer yapması konularında olumlu bir tablo söz konusu. Ancak bu tablonun gerçek bir ‘özgürlüğe’ dönüşmesi önünde önemli bir ideolojik bariyer var: Kadının çalışması, sokakta yalnız dolaşması, vb. konularda Türkiye toplumunun güçlü bir cinsiyetçi tavır aldığı gözlemleniyor.
Televizyon, boş zamanları doldurmada yüzde 95’le ilk sırada. Sonra müzik dinlemek, yemek yapmak, gazete okumak geliyor. ‘Hiç kitap, gazete, dergi okumam, sinemaya, tiyatroya, konsere gitmem’ diyenler 2005’ten bu yana arttı. Öyle ki, ‘Hiç gazete almam’ diyenlerin oranı yüzde 56. Hiç internete girmem diyenlerin sayısı ise düşüyor. Yani internete talep ciddi oranda artıyor. Sanal konular giderek daha fazla gündelik yaşamımıza giriyor. En çok Messenger ve facebook kullanılıyor.”
En büyük eğlence televizyon
Bu arada araştırmaya göre Türkiye’nin en önemli boş zaman etkinliği televizyon izlemek. Bu dışarıda bırakıldığında, müzik dinlemek, radyo dinlemek ve yemek yapmak (kadınlar) ilk sırada geliyor. Türkiye’nin hiçbir zaman yapmadıkları listesi incelendiğinde altı çizilmesi gereken nokta insanların sanallaşması. Sağlık konusunda önce doktora sonra televizyona danışıyoruz.
Televizyonlarda sağlık programları artıyor. Katılımcıların yüzde 75’i yüz yüze doktor görüşmesinden yanayken, yüzde 40’ı da televizyondaki doktorlara güveniyor. Erkeklerin yüzde 29, kadınların yüzde 22’si sağlıksız ama güzel şeyler yemek istiyor.
‘Sektör krizde yüzde 25 büyüdü’
Ipsos KMG CEO’su Vural Çakır, krizde araştırma piyasasının tehlikeli bir döneme girdiğinin altını çizerek buna rağmen 2009’da yüzde 25 büyüme hedefini yakalamayı başardıklarını söyledi. Reklam yatırımlarının düşmesine rağmen gelen reklam araştırmaları talebinin yüzde 40 arttığını belirten Çakır, müşteri sayısının da yüzde 47 yükseldiğini kaydetti.
Çakır, 2010 büyüme hedeflerinin de en az yüzde 15 olduğunun altını çizdi.
Ipsos’un Orta ve Doğu Avrupa ve Afrika Başkanı Shane Farrell ise, “Ulaştığı ciroyla Ipsos’un Orta ve Doğu Avrupa ve Afrika bölgesindeki 16 ofisinden en büyük şirketi Ipsos Türkiye oldu. Geçen yıl bu ünvan Rusya’ya aitti” dedi. 2010 yılı için çok pozitif beklentileri olduğunu vurgulayan Shane Farrell, 2010’da Türkiye gibi yeni dünya pazarlarının çok daha önemli hale geleceğini ve daha hızlı büyüyeceğini ifade etti.