Diyanet İşleri Başkanlığı olarak yardım toplayan bir kurum değiliz. Ama Türkiye Diyanet Vakfımız vatandaşın verdiği yardımı kabul ediyor. Önemsediği konularda ülke genelinde yardım kampanyası açıyor. Yardım yapılacak yer konusunda kimseye telkinde bulunmam. Ama ihtiyaç sahibine bire bir elden verebilme her zaman tercihe şayan olur. Yani vekil vererek yardım yapmak, işi biraz gevşek tutmak anlamına gelir
Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Bardakoğlu, aslında Deniz Feneri konusunda da, “Şeker-Ramazan” tartışması konusunda da konuşmayı istemedi. Bardakoğlu polemiğe yol açabilecek hiçbir mevzua girmeyi sevmiyor. Ama bütün bu tartışmalı alanı başka bir noktaya çekecek de bir bayram var yarın; “Fıtır Bayramı.” Bardakoğlu fıtır konusundaki sorularımıza yanıt verdi. Ve aslında böylece neyin yapılması gerektiğini söylerken, neyin yapılmaması gerektiğini de söylemiş oldu:
- “Şeker Bayramı” mı, “Ramazan Bayramı” mı ya da çok önemli mi ne dendiği?
Bu konu dini bir konu değil, kültürel bir konu. Çünkü bayramın adını biz sadece dinden almıyoruz, sosyal bir olay bu. O yüzden kültürümüzde her iki isim de var, ama daha çok “Ramazan Bayramı” olarak biliniyor. Biz de “Ramazan” diyoruz. Ancak dediğim gibi bu bütün adlandırmalar dini olmaktan çok sosyo-kültüreldir.
- Mesela bir diğer adı da “Fıtır Bayramı” zaten, değil mi?
Tabii Ramazan ayı sadece oruç ayı değil, aynı zamanda yardımlaşma, dayanışma, zekât, infak (Malını Allah yolunda sarf etmek), sadaka ayı olarak da algılanmış, milletimiz tarafından öyle uygulanmıştır. Bayram namazına kadar her insanın “sağlığının, başının sadakası” olarak fıtır vermesi gerekir. Bizim belirlediğimiz en alt limit 6 YTL, ama bu hali vakti yerinde olmayan kişi içindir.
- Siz vatandaştan yardım topluyor musunuz?
Biz Diyanet İşleri Başkanlığı olarak yardım toplayan bir kurum değiliz. Ama Türkiye Diyanet Vakfımız vatandaşın verdiği yardımı kabul ediyor. Çok önemsediği konularda ülke genelinde yardım kampanyası açıyor, vatandaş da o kampanyalardan hangisi için yardım vermişse Diyanet Vakfı da o amaca harcıyor. Burası milletimizin benimsediği açık, şeffaf, güvenilir, herkesin itibar ettiği bir vakıf ve ben de vakfın başkanıyım.
- Bir nevi Kızılay gibi mi?
Evet, Kızılay gibi. Kamu yararına ama bütün hesapları, kitapları şeffaf. Çünkü yardım toplama, yardım alma çok büyük bir sorumluluktur. Biz de vatandaşın verdiği o emaneti onun isteğine uygun şekliyle harcamayı bir sorumluluk olarak görüyoruz.
- O yüzden mesela siz “vekâletle kurban” meselesine karşısınız?
Tabii karşıyız, çünkü her ibadet kendi başına bir anlam ifade eder. Bir ibadet başkasının yerine geçmez. Vekâletle kurban topluyorsak, o topladığımız kurbanın kesilmesi, etinin ihtiyaç sahiplerine ulaştırılması lazım. Ama ne yazık ki vekâletle kurban da son yıllarda “yardım toplama kampanyası”na dönüştü. Oysa yardım yapanların niyetleri neyse ve yardım hangi amaçla toplanmışsa onun oraya harcanması dinen şarttır. Yardım toplayanlar onu kendilerince daha hayırlı gördüğü başka bir yere harcayamaz.
- Ya harcıyorlarsa?
Harcanıyorsa bu dini sorumluluk gerektirir, dinen vebaldir. Çünkü zekâtın nerelere harcanacağı ilmihallerde bellidir. Yardımın kimlere yapılacağı bellidir. Yine vekâletle kurbanın dini kuralları bellidir.
- Son zamanlarda çıkan olaylar acaba insanları yardım yapmaktan biraz soğutmuş olabilir mi?
Hayır, münferit yanlışlar var diye, şu veya bu şahıs veya kuruluş bunu kötüye kullandı diye insanların hayır duygusundan vazgeçmesi, bu konuda genel bir güvensizlik oluşması doğru değil. Ama tabii insanların da şu hakkıdır; yaptığı yardımın nereye gittiğini sormak. Bu konuda yasal boşluk varsa bu düzenlemelidir. Mesela benim de bir şikayetim var.
- Sizin nasıl bir şikayetiniz olabilir?
Şu; insanlar camilerde yardım toplamanın hep Diyanet tarafından yapıldığını zanneder. Hâlbuki camide yapılan yardım toplamalarının büyük bir kısmı bizim onayımızın dışında cereyan eden hadiselerdir. Ama camide olduğu için “Nerede Diyanet? Niye Diyanet bunlara izin veriyor?” denir. Oysa bizim cami görevlimiz nasıl cami kapısında durup da toplanan yardımı engellesin? Namaz kıldırmayı bırakıp da cami kapısında insanlarla cebelleşmesi mümkün değil. O yüzden bana göre öncelikle mevzuatta iyileştirmeye, şeffaflığa ihtiyaç var. Kurumların hesap verebilir olması önemli.
- Peki acaba o iyileştirme sağlanana kadar insanlar yardımlarını derneklere, vakıflara vermek yerine, kendi gözleriyle gördükleri insanlara mı verseler?
İnsanların o kendi tercihidir, ben hiç kimseye nereye yardım yapması gerektiği konusunda bir telkinde bulunmam. Ama bana göre de ihtiyaç sahibine birebir elden verebilme her zaman tercihe şayan olur. Yani bir başkasına vekil vererek yardım yapmak işi biraz da gevşek tutmak anlamına gelir. İhtiyaç sahibi birisi varsa başına kakmadan, minnet duygusunu oluşturmadan, rencide etmeden, gösterişe kaçmadan ve bunun bir lütuf değil bizim yapmamız gereken bir ödev, onun da hakkı olduğunu bilerek bizzat vermek tabii dinen en doğru olanı.
Diyanet “Dini Coğrafya Haritası” hazırlıyor
- “Dini Coğrafya Haritası” hazırladığınızı duyduk; ne durumda, sona gelindi mi?
Hayır, bu henüz yürüyen bir proje. Geçen Mayıs ayında başladık ve öyle hemen bitecek gibi de değil.
- Böyle bir harita hazırlamaktaki amaç nedir?
Din hizmetinin anlamlı ve yerinde olması için o dini hizmetin sosyal coğrafyaya, sosyal yapıya, sosyal gelişime ve değişime de uygun olması lazım. Biz din görevlimizin ezberlediği bilgiyi anlatmasını değil, toplumu ihtiyacı olan bilgiyle aydınlatmasını istiyoruz. Bunun için de din adamının önce muhatap olduğu kitlenin ihtiyaçlarını, şartlarını, beklentilerini, sıkıntılarını, yanlışlarını, doğrularını öğrenmesi gerekiyor. Dolayısıyla da bizim Türkiye’yi tanımamız gerekiyor.
- Peki Türkiye’de dini ihtiyaçlar bu kadar farklılıklar gösteriyor mu?
Türkiye’de İslam içi çok çeşitli, çok zengin farklılıklar, ama bu farklılıkları da sorun etmeyen bir hoşgörü var. İnsanlarımız dini anlayış konusunda tek elbise giymiş ve tek hizaya dizilmiş değiller. Aynı ilahiyat fakültesinin hocaları bile rengârenk, her biri bir bahar çiçeği gibi. Elbette Müslümanlığın ne olduğu çok net olarak belli.
- Ama bir de gelenekler var değil mi?
Var ve o gelenek-kültür de dindar toplumlarda zamanla dini motif haline gelir. İnsanlar geleneklerini dinlerinin bir parçası olarak görmeye başlarlar. Ve birisi bunun din değil, gelenek olduğunu söylediğinde ciddi tepki gösterirler. Derler ki; “Hayır, bu din…” Diğer yandan bu farklılıklarla boğuşmak da doğru değildir. Biz bu farklılıkları çok tabi karşılıyoruz. O yüzden de amacımız farklılıkları azaltmak, farklılıklarla uğraşmak veya onları yok etmek değil, tam tersine onları anlamak ve o farklılıkların ihtiyacını karşılayan bir din hizmeti sunmak.
Bunun adı “fişlemek” değil, “insan sevgisi”
- Bu farklılıkları nasıl tespit ediyorsunuz; nasıl bir araştırma yapıyorsunuz?
İl ve ilçe müftülerimiz dahil tüm din görevlilerimizden içinde bulundukları toplumu tanımaları, toplumun farklılıklarını, ihtiyaçlarını, beklentilerini, değişimlerini izlemelerini ve bu ihtiyaçlara uygun anlamlı ve yerinde din hizmeti ve dini bilgi sunmalarını istedik.
- Sonra size rapor mu verecekler?
Teşkilat kanunumuz çıkarsa illerde o ilin dini hareketliliğini izleyen, değerlendiren ve ona göre din hizmeti ve dini bilgi sunumunu sağlayan yeni birimler oluşturacağız. Bu değerlendirmeler oralarda yapılacak.
- Yani bilmem ne köyünde Aleviler mi çoğunlukta, Keldaniler mi ya da herhangi bir tarikatın üyeleri mi, o köyde ihtiyaç ne, gibi…
Evet… Bu insanlar ne okuyorlar, din olarak neyi biliyorlar, dini bilgilerinde eksiklikleri ve fazlalıkları nedir, yanlışlık ne, hurafeleri ne, din adına yapılan yanlışlar var mı yok mu… Biz yargılamadan, anlayarak toplumun bütününü kucaklamak istiyoruz.
- Böyle bir çalışma için mesela sosyologlardan yardım alıyor musunuz?
Tabii alıyoruz, biz bu projeyi ilerledikçe emin adımlarla, üniversitelerle işbirliği yaparak ve ilgili uzmanları, bilim insanlarını, araştırma metotlarını devreye sokarak yapmak istiyoruz.
- Ama acaba insanlar rahatsız olurlar mı, fişlendiklerini düşünürler mi?
Hayır, bu kesinlikle vatandaşımızı fişleme, vatandaşımızın dindarlığını resmetme falan değil. Tam tersine bizim bu projemizin temelinde insanımızı anlamak ve insan sevgisi var. Yani şöyle söyleyeyim; hocamız minberde konuşuyor, ama benim dünyama onun hiçbir hitabı yoksa, beni aydınlatmıyorsa, zihnimdeki tereddütleri gidermiyorsa, o zaman aramızda bir bağ oluşmuyor demektir. Hoca orada konuşur, görevini yaptığını zanneder; ben de din hakkında bilgi edindiğimi zannederim, ama ben, ben olarak kalırım, o da o olarak kalır, aramızda bir köprü kurulmaz. İşte köprünün kurulabilmesi için insanların birbirini tanıması, bilmesi ve sevmesi gerekiyor.
Cumhuriyetin “Diyanet projesi”ndeki fark
- Peki buradan şunu da anlayalım mı; bir yerleşim birimine oradaki cemaatle ters düşmeyecek din görevlileri atanacak ve aslında bir yerde de din görevlisini cemaatler belirlemiş olacak?
Tam öyle değil, çünkü bu noktada devreye Cumhuriyetin Diyanet projesi giriyor. Şimdi birçok İslam ülkesinde ve genelde Batı ülkelerinde din görevlisinin maaşını cemaat verir. Ancak maaşını cemaatten alan din adamı, hangi dine mensup olursa olsun, çoğu zaman cemaatin peşinden gider. Cemaate daha şirin görünme gibi bir şey zihninde hep olur. Ne kadar olmaz da desek, olur. Cumhuriyetin Diyanet projesinin çok temel felsefesi ise şudur: Bizim imamımız cemaatin peşinden değil, cemaatin önünden, onu aydınlatarak gitsin. İslam dini hakkında dosdoğru, aydınlık bilgiyi versin. Onun için de tamam, hitap ettiğimiz toplumun duyarlılıklarını, önceliklerini, farklılıklarını bilelim, ama o hitap ettiğimiz toplum, cemaat öyle diye onlarla beraber bir yanlış varsa o yanlışı yapmayız.
Hadisleri yorumlamada “Tarih bilinci” çok önemli
- Kadına yönelik şiddet içeren hadislerin temizlenmesinde sona gelindi mi?
Sona yaklaştık. Önümüzdeki bahar ayında inşallah bu çalışmalarımız ilk meyvelerini verecek. Yalnız bu arada çalışmamızın tam adı “kadına yönelik şiddeti içeren hadislerin ayıklanması” çalışması değil.
- Biz işin en çok bu tarafını sevdiğimiz için öncelikle onu söylüyoruzdur belki…
Gayet doğru, yerden göğe kadar haklısınız. Ama bunun tam adı “hadisleri anlama ve 21’inci yüzyılda yaşayan bir insan olarak Peygamber efendimizin bize ne dediğini kavrama” çalışması. İkisini de aynı anda yapacağız.
- Ne kadar zamanlık bir çalışma bu?
İlahiyat fakültelerimizin hadis öğretim üyeleri iki yıldır çalışıyorlar.
- Bahar ayında nasıl bir sonuçla karşılaşacağız?
Bunu öncelikle dört-beş ciltlik bir kaynak eser olarak yayınlayacağız. Daha sonra Peygamber efendimizin hayatını içeren ve “Hadislerde kadın”, “Hadislerde çevre”, “Hadislerde insan sevgisi”, “Hadislerde ahlak”, “Hadislerde çocuk” gibi yan ürünler çıkaracağız. Böylece günümüz insanını Peygamber efendimizle, onun sünnetiyle bugün nasıl anlamamız gerekiyorsa o şekliyle buluşturacağız.
- “Nasıl anlamamız gerekiyorsa”, derken?..
Kuran’ı ve hadisleri anlamada bir defa bizim tarih bilincine sahip olmamız gerekiyor. Tarih bilinci son derece önemlidir. Peygamber efendimizin o mübarek sözlerini niçin ve hangi bağlamda söylediğini, kime söylendiğini, amacının ne olduğunu insanların fark etmesi gerekiyor.
- “Temizleme” denilen bu değil, ama galiba?
Hayır, bu hadislerin günümüz itibarıyla doğru anlaşılması. Yani hadisleri yeniden düşünmek... Bir de zamanla Peygamber efendimize atfedilen, ama esasında hadis olmayan, insanların uydurduğu sözlerin de hadisler olarak anlaşılmasının ve görülmesinin önünü kesme çalışması yapıyoruz. Bir tür hadis ile uydurulmuş olanı birbirinden “ayırma” çalışması.
Çevre ve kadın konusunda özeleştiri yaptık
- Diyanet kendi rotasını nasıl belirliyor?
Altı ayda bir hem 81 ilimizin müftüsü hem Din İşleri Yüksek Kurulu üyelerimiz hem de Diyanet İşleri Başkanlığının üst düzey yöneticileri benim başkanlığımda toplanıyoruz. İki-üç gün din anlamında ülke gündemini teşkil eden hangi konular varsa onları ele alıp değerlendiriyoruz ve önümüzdeki altı aya ait bir perspektif belirliyoruz.
- O toplantılarda kendinizi eleştiriyor musunuz?
Tabii, mesela Antalya’da yaklaşık bir yıl önceki toplantımızda bir karar aldık. Dedik ki, çevre konusunda yıllardır dindarlar çok ihmalkâr davrandılar ve sınıfta kaldılar. Hâlbuki hepimiz fark etmeliydik ki çevre bilinci aynı zamanda dindarlık bilincinin bir parçasıdır. Yani Allah bu dünyayı bize emanet vermiştir, bizim de çevreye karşı sorumluluklarımızı yerine getirmemiz lazım. İslam dünyasının yoksulluğu olabilir, ama kirliliğini kabul etmemiz mümkün değildir.
- Niye İslam dünyası yoksul olabilir?
Onun izahı kolaydır, çünkü din bize zengin olmayı öğretmez, din bize dünyada ve dünya sonrasında mutlu olmayı öğretir. Yani zengin olmanın yolu dinden değil kendine göre başka kurallardan geçer, ama din de bize çalışkan olmayı, üretken olmayı, temiz olmayı öğretir ve maalesef İslam dünyasında çalışkanlıkla-dindarlık, temizlikle-dindarlık arasındaki sıkı bağ fazla fark edilemedi. O yüzden din görevlilerimize bir de çevreye karşı bilinçlendirme ödevi verdik ve bunları da performans kriterleri arasına soktu.
İslam dünyası Türkiye sayesinde “kadın müftü”yü benimsedi
- Başka?
Başka, bir din görevlisi etrafında mağdur, mazlum, gözyaşlı insan varsa farkında olmak zorunda. Bir evde kız çocuklarına karşı ayrımcılık yapılıyorsa, kadınlar şiddete maruz kalıyorsa, aile içi şiddet varsa bunu bilmeli. Biz Diyanet olarak uzun yıllardır ne yazık ki sosyal çevre konusunda yapmamız gerekenleri çok da yapamadık. Oysa kadın-erkek eşitliğini dinin emrettiğini ve dinin bir gereği olduğunu insanlarımızın fark etmesini sağlamalıydık. Tam tersine bu eşitsizliğin gerekçesi olarak yanlış din algısı görülebildi. Şimdi yıllardır bunu düzeltmeye uğraşıyoruz. Meyvelerini de almaya başladık. Kadın hakları, kız çocuklarına karşı ayrımcılığın önlenmesi, töre cinayetleri ve aile içi şiddetin önlenmesi konusunda bütün din görevlilerini tebrik ederim, çünkü gerçekten çok önemli bir zihniyet dönüşümünün aktörleri oldular. Asla tek başına hep biz yaptık demiyorum, ama bu konuda toplum biraz ileri gidebildiyse bunda bizim din görevlilerimizin payı var.
- Geçen Mayıs ayında da kadına ilişkin önemli karar almıştınız, onlarda son durum ne?
Geçen Mayıs Van’da dedik ki, “1- İkinci evlilikler dinen sakıncalıdır. 2- Kız çocuklarının küçük yaşta zorla evlendirilmesi ve bir de dengi olmayan yaşta şahıslara verilmesi dinen doğru değildir.” İslam dünyasında bunu söyleyen ilk kurum Diyanet İşleri Başkanlığı’dır. Nasıl İslam dünyasında ilk kez bir kadın müftü ataması yaptıysak bunu da ilk kez biz yaptık.
- Bu tür adımları attığınızda diğer İslam ülkelerinden ne tepkiler alıyorsunuz?
Mesela kadın müftü uygulaması İslam dünyasında önce bir tartışma yarattı, ama sonra benzer uygulamalar diğer İslam ülkelerinde de başladı. Eminim Van’da aldığımız bu kararlar da İslam dünyasında ciddi yankı bulacaktır. Tabii sosyal bilimlerde ve alanlarda ağır yol alınıyor; toplum birden alışkın olduğu değerleri, anlayışları bırakıp da “Hocamız böyle dedi artık kadınları erkekleri eşit görelim” demiyor, yavaş yavaş alışıyor, ama üç-dört aydır takip ettiğimiz kadarıyla her şey iyi gidiyor.
Yeni Din İşleri Yüksek Kurulu’na çok önemli görev
- Din İşleri Yüksek Kurulu yenilendi; bu durum herhangi bir yenilik de getirecek mi?
Yasa gereği yedi yılda bir değişmek zorundalar. Eylül ayında 77 aday içinden seçim yapıldı, bayramdan sonra da görevlerine başlayacaklar. Seçimi ilahiyat fakültelerimizin temsilcilerinden oluşan bir seçici kurul yaptı, ben hiç müdahil olmadım. Zaten Kurul bizim bünyemizde, ama ilmi konularda bizden tamamen bağımsız ve ülkemizde İslam dini konusunda en yüksek karar ve istişare organı. Ama bundan sonra önemli bir görevi daha olacak bu Kurulun. Bunu da sizlerle ilk kez şimdi paylaşıyorum.
- Nedir o yeni görev?
Türkiye’nin din konusundaki birikiminin dış dünyaya taşınması lazım. Ülkemizin ilahiyat fakültelerinin ve Diyanet İşleri Başkanlığının din alanında çok kayda değer önemli bir birikimi var. Ama tek eksik biz kendimizi ne Batı dünyasına ne İslam dünyasına ne de diğer ülkelere yeterince anlatabiliyoruz. Batı dünyası Müslümanlığı başka ülkelerden duymak, dinlemek ve öğrenmek gibi bir talihsizlikle karşı karşıya. İslam dünyası da Türkiye’yi ve Türkiye’nin farklı, özgün ve laiklikle, demokrasiyle, modern dünyayla uyum içinde, bilime dayalı olarak ürettiği bu din birikimini yeterince tanımıyor. İşte Din İşleri Yüksek Kurulumuz önümüzdeki dönemde diğer ülkelerdeki benzer yüksek din bilimi ve istişare organlarıyla iletişim içersine girerek bizim birikimimizi o ülkelerle paylaşacak. Tabii bu arada da din dünyasındaki gündemi takip edecek. Yepyeni bir açılım olacak bu
Kıskançlık yüzünden kontenjanımız yükselmiyor
- Hacla ilgili malum 70 binlik kontenjanı 100 bine çıkarmak istiyoruz, o konuda bir ilerleme oldu mu?
Her yıl 70 binin biraz üzerine çıkıyoruz, ama bu rakamı resmi olarak yükseltmek olmuyor. Çünkü yükseltilmesi İslam ülkeleri arasında kıskançlığa yol açıyor. Ama tabii biz Türkiye olarak ek kontenjanı hak ediyoruz, o ayrı.
- Niçin hak ediyoruz?
Son üç yıldır en iyi hac organizasyonu yapan ülke ödülünü alıyoruz. Bizim hiçbir hac organizasyonumuz Suudi Arabistan’a yük olmuyor. Her şey saat gibi işliyor. Sağlık ve güvenliği çok önemsiyoruz.
- Ya peki yapılan alış verişlerin buraya taşınması sırasında yaşananlar?
Evet, öyle bir sorunumuz var, ama onu da bu yıl yeni bir uygulamayla çözmeyi düşünüyoruz. Diyanet İşleri Başkanlığı, Gümrük Müsteşarlığı, PTT, TÜRSAB müştereken hacılarımızın aldıkları zemzemlerin, hurmaların güvenli bir biçimde Türkiye’ye taşınması kargo hizmetleri başlatıyoruz. Çünkü hacılarımız cidden çok mağdur ediliyor. Sahte kargo şirketleriyle hem eşyaları hem paraları alınıyor.
Suudiler ikna olursa Hacılar rahat edecek
- Bu arada tabii havaalanlarında da hiç hoş olmayan görüntüler çıkıyor ortaya?
Zaten biz sırf bu hoş olmayan görüntüleri önlemek için bütün hacılarımıza valiz dağıtıyoruz. Hacılarımıza diyoruz ki, her şeyin en iyisi ve en güzeli Türkiye’de var, daha ucuzu var, ne olur burada ömrünüzü eşya almakla, aldığınız eşyayı korumakla geçirmeyin. Hac organizasyonlarını yemekli yapmamızın sebebi de budur. Dedik ki; eşlerinizi götürüyorsunuz, eşlerinizin ömrü orada çamaşırla bulaşıkla geçiyor, bu doğru değil. Onun için de artık yemek çıkardık ve hanımların duasını aldık.
- Kabe’nin hemen dibinden çıkarılan o zemzem suyunu Türkiye’ye getirmenin inananlar için bir sevabı var mı?
Onu bir hatıra olarak getirmek istemeleri normal, ama havayolu şirketleri yolcularla birlikte bunları taşımaktan rahatsız. Eğer Suudi makamlarını ikna edebilirsek buradan yolcu götüren ve Türkiye’ye boş dönen uçaklarla hacılarımızın zemzemlerini önceden alıp, adeta yola çıktığı günlerde evine zemzemini, hurmasını götürmek istiyoruz.
Medya bu Ramazan çok iyiydi
- Nasıl geçti Ramazan sizce?
Biz bu Ramazan Diyanet İşleri olarak özellikle bir şeyden çok memnunuz; medyadan.
- Hangi açıdan?
Çünkü bu Ramazan Allaha hamdolsun din konusunda zihinleri bulandıran, insanları rencide eden magazin türü tartışmalar yerine daha ağır başlı, daha ciddi boyutlu bilgilendirmeyi hedef alan konular ve tartışmalarla geçti. Onun için medyaya teşekkür ederim. Hem yazılı hem görsel medya dini konuları eskiye nispetle daha gerilim yaratmadan ve dini de reytinge kurban vermeden ele aldı. İnşallah bu çizgi devam eder.
Görünür dindarlıkla yetinilirse aykırı durumlar çıkabilir
- A&G kamuoyu araştırma şirketinin sahibi Adil Gür’ün mealen “Aslında toplumda muhafazakarlık artmıyor. Ama hem maddi imkânları geliştikçe daha görünür oldular, hem de insanlar iktidara yaranmak için muhafazakârmış gibi yapıyorlar. Tam tersine oruç tutanların, namaz kılanların sayısında azalma var” yorumu hakkında sizin gözleminiz nedir?
Benim de kişisel gözlemim o yönde. Türkiye’de ne dindarlığın arttığını ne de laiklik, çağdaşlık gibi konularda bir rota değişikliğinin, bir gevşemenin olduğunu söyleyebilirim. Bu tür tartışmalar biraz da, bir veriye dayanmaktan çok, bir ötesindeki tartışmanın zeminini oluşturmak için üretiliyor galiba. Öte yandan tabii bu konu dindarlıkla neyi kastettiğimize de bağlı. Dindarlık belli şekil ve davranış kalıplarına hasredilirse dindarlığın arttığı da zannedilebilir. Hele bir de toplum katmanları arasında geçişliliğin arttığı, görünür dindarlığın bireysel tercih ve özgürlük boyutundan çıkıp medya ve siyaseti yakından ilgilendirdiği günümüzde, zihin karmaşası daha da arttı. Halbuki dindarlık, kişinin görülür-görünmez bütün davranışlarına, niyet ve düşüncesine de yansıyan genel bir bilinç ve tutarlılık halidir. Bu düzey yakalanamaz da görünür dindarlıkla yetinilirse, onda yoğunlaşılırsa gerçekte dindarlığa tamamen aykırı birçok davranış hayatımıza gelir, yerleşir. Fiili durum zihni arka planını ve mazeretlerini üretir ve sonuçta siyahla beyazı, hazanla baharı uzlaştıran yollar bulunur.