19
Mart
2026
Perşembe
YAŞAM

Aynı kafa Konya'dan çıktı!

Konya'da 18 kişinin hayatını kaybettiği Kuran kursu binası enkazından yaralı kurtulan bir kızın babasının “Çocuklarımız balede barda, köpük banyosunda ölmüyor” sözleri, Gölcük depremi sonrası yaşanan “7.4 yetmedi mi?” tartışmasını akla getirdi. “Çocukların nasıl ve niçin öldüğünü değil, öldüğü yeri önemseyen” bu bakış açısı dün gazete köşelerinde tartışıldı.

Konya’daki kaçak Kuran kursundaki patlamada 18 çocuk yaşamını yitirdi. Facianın üzerinden 5 gün geçmeden tartışma başka bir boyut kazandı. Ruhsatsız ve yangın yönetmeliğine aykırı olan binada izinsiz faaliyet yürütülüyordu. Ancak çocuklarını kaybeden ailelerden hiçbiri şikayetçi olmadı. Olaydan yaralı olarak kurtulan 12 yaşındaki Şerife Atayer’in babası Ahmet Atayer’in “Bizim çocuklarımız baleye gitmiyor, diskoya bara gitmiyor, köpük banyosunda ölmüyor, bazı medya grupları neden çok abartıyor aklım almıyor. Burada ölenler şehit, kalanlar ise gazidir” sözleri tartışma yarattı. Babanın sözlerine tepki gösteren köşe yazarları kaderci bakış açısını eleştirdi.

Ruhat Mengi (Vatan): “Kuran’ın kaçağı mı olur” diyen başbakan teşvik ediyor

Dinci gazetelerin yazdıkları, kaçak kursları korumak için yasa çıkaranların konuşmaları beyinlerine öyle işlemiş ki gerçeği görmeleri, yalanlardan kurtulmaları çok zor. Diyanet’in ülke çapında denetimli, düzgün 7300’den fazla Kuran kursu varken kaçak kurslara destek verenlerin bu olaydaki büyük sorumluluğunu hatta suçunu anlamaları çok zor. Dans ve bale öğrencileri kaçak bir binada ölselerdi “Kuran okumak yerine dans ediyorlar, iyi oldu” mu diyeceklerdi? Bunların hepsi dini siyasete alet ederek toplumu bölen, oy uğruna acımasızca vatandaşların kafasına yanlış mesajlar yerleştirenlerin sorumluluğudur...

Mengi, köşesinde konuyla ilgili olarak Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk’ün şu eleştirilerine de yer verdi: “Allah herkese istediğini verir ama şehitliğin yeri ve kıstasları vardır. İhmalle olmuş büyük bir acıyı dinin kavramlarına sığınarak kapatmak insaf, vicdan işidir. Din birilerinin kanun dışı olayları, ihmalleri mazur göstereceği bir oyuncak değildir, kim buna karar verebilir, Allah’a mı sordular? Kuran dediğinizde bütün yanlışlar, kötülükler meşruluk mu kazanıyor? Bize düşen işimizi doğru yapmaktır. Diyanet İşleri ‘Bizde kaydı yok, kaçaktır’ derken, ülkenin Başbakanı ‘Ne demek kaçak, Kuran’ın kaçağı mı olur’ diyor... Buna arka çıkmak adeta teşvik anlamına gelir.”

Hıncal ULUÇ (SABAH): Ölümde bile haklarını aramıyorlar

Sabah gazetesi yazarı Hıncal Uluç, çocukları ölen anne babaların hiç kimseden şikayetçi olmamasını eleştiriyor ve şu saptamada bulunuyor: Çünkü çocuklarını oraya “Din” uğruna teslim etmişler. Çocuklarının din uğruna öldüklerini, şehit sayıldıklarını düşünüyor ve “Allah verdi, Allah aldı” kaderciliği içinde susup oturuyorlar. İşte yüzde 47 bu!.. Yüzde 47’nin sebebi bu. İşin içine din girdiği zaman, insanlar “Ölüm”de bile haklarını aramıyor, haksızlığa isyan etmiyor, çocuklarının göz göre göre öldürülmesine ses çıkarmıyorlar.

Mutlu TÖNBEKİCİ (VATAN):Sen ne verdin ne istiyorsun

“Kuran kurslarını yasaklayalım” bakış açısına eleştirel bir yaklaşımda bulunan Vatan yazarı Mutlu Tönbekici ise yönelttiği bir dizi soruyla ülke gerçeğini ortaya koydu. Ülkenin hayli geniş bir bölümünün hala Taş Devri’nde yaşadığını belirten Tönbekici şunları söyledi: Dinin yerine, Kuran kursunun yerine ne koydun da gitmesinler, göndermesinler istiyorsun? Medeniyet mi getirdin? Çağdaşlığı mı öğrettin? İyi okullar mı açtın? Meslek eğitimi mi verdin? İnsan haklarını mı öğrettin? Allah korkusu, günah, haram üçgeni içinde dolanıp duran bu insanlara mı “Ne lüzum var Kuran okumaya, okutmaya. Yasaklayalım hepsini olsun bitsin“ diyorsun? Bu ”Ne lüzum var yemek yemeğe“ demek kadar absürd bir öneridir. Bu kadarcık da mı memleketi tanımıyorsunuz? Veya bu kadar mı gözünüz boyandı ”Muasır medeniyetler seviyesine ulaştık“ palavralarıyla? Veya bu kadar mı kapandınız kendi içinize, boğuldunuz fanusunuzun içinde?

Ahmet HAKAN (HÜRRİYET): İslami fırlamalıklara yüz vermem

“Dinle beni bre gafil Müslüman” başlıklı yazısında “Senin idraksiz, şuursuz ve saplantılı dindarlığının ürettiği şapşal ithamlardan tırsıp, o 17 günahsız küçük kızın hesabını soramayacağımı mı zannediyorsun?” diyen Hürriyet gazetesi yazarı Ahmet Hakan tepkisini şöyle dile getirdi: Ben onlara “şahadet şerbeti içirmek” yerine neden önlem alınmadığını, neden denetimsiz kurs açıldığını, neden izinsiz iş yapıldığını, neden koruma altında tutulan küçük kızların can güvenliklerinin sağlanmadığını sorarım. Bunu yaparken de, ne “Bütün suç tüpçüde” diye İslami fırlamalıklara yüz veririm ne de “Şehit oldular” tarzında metafizik rahatlamalara. Ben hesap sorarım. Çünkü bu benim hem insanlık, hem de kulluk vazifemdir.

VATAN
Yayın Tarihi : 6 Ağustos 2008 Çarşamba 13:00:25


Bu haber hakkında yorum yazmak ister misiniz?